<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147</id><updated>2011-07-08T05:08:13.603-07:00</updated><title type='text'>gencmanifesto</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>99</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-6082319392827782936</id><published>2010-07-14T04:21:00.001-07:00</published><updated>2010-07-14T04:21:30.150-07:00</updated><title type='text'>siyaset değil icraat yapın</title><content type='html'>Günümüzde birçok siyasi parti, birçok lider ve birçok kişi siyaset yapıyor ama icraat yapan yok. Hepsi yok şunu yapacağız yok bunu yapacağız diye geziyor. Hadi yap buyur dediğiniz de yan çiziyor halk tabiriyle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de dikkat edin çoğu belediye seçim dönemlerinde iş yapmaya başlar. E kardeşim şimdiye kadar neredeydiniz? Şunu daha önceden yapsana. Sonra o yaptığı yol, köprü artık ne yaptıysa bir an da çöküyor. O kadar hızlı ve baştan sağma yapıyor ki sırf oy alabilmek için. Hâlbuki o yapacağını seçildikten sonra yapsa halk ona zaten oy verir. Böyle yaparak kendilerini küçük düşürüyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de seçim zamanları biz yok şu kadar tane yer açtık şu kadar tane şey yaptık diye her yere yazarlar. Arkadaş zaten o senin görevin halk seni seçiyor icraat yap diye ne bu görgüsüzlük? Evet, bu görgüsüzlüktür. Halk zaten onları senin yaptığını biliyor. Aptal mı bu halk? Biraz cahil olabilir ama aptal değil. Sen bu yaptıklarınla onları aptal yerine koyuyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Partini zenginleştireceğine ya da kendi adamalarını zenginleştireceğine halkı zenginleştirmeye kalk bak seni nasıl severler. Adam akıllı böyle düşünen bir siyasetçimiz yoktur. Halkı yürüyen oylar olarak görüyorlar. Kimse de buna ses çıkarmıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk böyle miydi? Tamamen halkını düşünen bir adamdı. Halkın kalkınması için çalışan birisiydi. Halkımız o zaman şimdikinden daha cahildi fakat o çok kısa bir süre içinde birçok kişiye okuma yazma öğretti. O zaman koşullarında bunu yapabiliyor iseler biz şimdiki şartlarda nasıl yapamıyoruz? Halen halkımızda okuma yazma bilmeyen insanlar var. Çok mu zor bu insanlara okuma yazma öğretmek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kömür dağıtacağına insanlara kömürü kazanabilmeleri için imkân sağla. Kalem dağıt defter dağıt. Buzdolabı dağıtıyorsun insanlar bir ekmek alamıyor nasıl o dolabın içini dolduracaklar? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunda x partisi y partisi hatalı değil hepsinde hata var. Biri çıkıp da halkın refah seviyesini artırmaya çalışsın. Şehirlerde oturması yaşaması kolaydır. Gitsin köylere köylülerimizi bilinçlendirsin. Atatürk ne demiş? Köylü milletin efendisidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk’ü sadece işinize gelince kullanmayın. O adamı birazcık anlasanız zaten sizin oy denen bir sorunuz kalmayacak. Öyle biz şunu yaptık bunu yaptık diye de sağa sola yazmanız gerekmeyecek oylar size kendiliğinden gelecek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu siyasete harcadığınız parayı icraata harcayın. Halka meslek edindirme kursları açın, kütüphaneler açın halkı bilinçlendirin. Lakin bu kimsenin işine gelmiyor. Neden? Çünkü hepsinin yaptığı kirli bir iş var. Halk bilgilenirse onların bu kirli işlerini görecek diye kimse yanaşmıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hâlbuki siyaset için onca uğraşıyorlar. Lobiler dönüyor, kulisler oluşturuluyor oydu buydu. Bir okuma yazma bilmeyen insana okuma yazma öğretmek ne kadar zor olabilir? Birisine meslek edindirmek ne kadar zor olabilir ya da durumu olmayan bir öğrenciyi okutmak ne kadar zor olabilir? Halka yatırım yaptığınız anda zaten onlarda size geri döner. Halka yatırım yapmak bu kadar mı zor? Çiftçiye yardım etmek, işçiye yardım etmek ne kadar zor olabilir? Emekçinin emeğini verdiğiniz anda onlar zaten size oy olarak dönecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun neresini yıllardır anlamadılar ben anlayamadım. Siyaset yapacağınıza icraat yapın&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-6082319392827782936?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/6082319392827782936/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/07/siyaset-degil-icraat-yapn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/6082319392827782936'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/6082319392827782936'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/07/siyaset-degil-icraat-yapn.html' title='siyaset değil icraat yapın'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-1546173905031459918</id><published>2010-07-08T06:41:00.001-07:00</published><updated>2010-07-08T06:41:49.220-07:00</updated><title type='text'>Türkiye nasıl süper güç olacaktır?</title><content type='html'>‘’Türkiye Süper güç olur mu?’’ adlı yazımda da belirttiğim üzere Türkiye’nin süper güç olması kaçınılmaz bir sondur ama önemli olan nasıl olacağıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’nin Süper Güç olmuş halini düşünerek çeşitli senaryolar ürettik, kitaplar yazdık. Metal Fırtına serisi ve Türkler Geliyor kitapları bu düşüncelerin ürünüdür. Ortada bir gerçek var ve asıl soru bu gerçeği nasıl gerçekleştireceğimiz. Türkiye nasıl  süper güç olacaktır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle şu özelliğini unutmamalıdır. O özelliği ise bağımsız bir devlet oluşudur. Ne olursa olsun Türkiye bunu unutmamalıdır. Başkalarının üzerinde siyaset yapmasını hak iddia etmesini engellemelidir. Başka devletlerin kirli emellerine alet olmamalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra diline ve tarihine sahip çıkmalıdır. Türkçe, Türkleri birbirine bağlayan en önemli unsurdur. Eğer Türkçeyi kaybedersek birbirimiz arasındaki bağ yok olur ve sonumuz çok hızlı bir süreç izler. Ayrıca Türkçenin bir özelliği ise bizi tarihimize bağlamasıdır. Tarihimizi anladık mı zaten iş biter. Çünkü tarihimizdeki bir çok Türk devleti Dünya’ya hükmetmiştir. Şimdiki süper güç tanımı onlar için yetersiz kalır. Çünkü bu tanım şimdiki şartlar altında yapılmıştır. Bir devletin diğerini yakalaması kolaydır ama o zamanlarda daha da zordu. Avrupa’nın Osmanlı’yı yakalaması ne kadar uzun sürmüştür hepimizin bildiği bir gerçektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Coğrafyamızı iyi bilmeliyiz. Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları oldukça önemli bir noktadadır. Gerek Avrupa’ya yakınlık gerekse Asya’ya gerek Ortadoğu’ya gerek Karadeniz’e Ege’ye Akdeniz’e yani anlayacağınız Türkiye’nin coğrafik olarak konumu çok önemli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teknolojiyi sürekli takip etmeliyiz. Yeni gelişmelerden sürekli haberdar olmalıyız hatta kendimiz bir şeyler yapmaya çalışmalıyız. Gün gelecek teknolojiyi biz oluşturacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Askerimize önem vermeliyiz. Yukarıda bahsettiğim coğrafik konumdan dolayı güçlü bir silahlı kuvvetine ihtiyacımız var. Yalnız askere ihtiyacımız var dedim yani vatanını koruyan siyasete karışmayan. Hatta bilirsiniz Mustafa Kemal, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nden askerler siyasete girdi diye bu cemiyetten ayrılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Kemal demişken Mustafa Kemal’i iyi bilmeliyiz. Ne yapmaya çalıştığını ne yaptığını niçin yaptığı çok iyi bilmeliyiz ama gerçek Mustafa Kemal’i başkalarının uydurmalarıyla oluşan değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En önemli kusurlarımızdan biri ise okumamamız. Çok okumalıyız. Çok okuduğumuz taktirde bilgi seviyemizdeki artış yine bize hakimiyeti getirecektir. Çok klişe bir yaklaşımdır ama doğrudur. Yukarda bir sürü şey anlattım. Kim bilir bu yazıyı kaç kişi okuyacak. Sırf bu yazıyı değil her hangi bir kitabı ya da herhangi bir gazetedeki her hangi bir haberi kaç kişi okuyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten okumayı söktüğümüz zaman Türkiye süper güç olacaktır. Hepimiz ilkokulda iken okumaya başlamayı okumayı söktük tamam bitti gibi bakar. Hayır! asıl okuma bundan sonra başlar. Sürekli okuduğumuz zaman hiçbir derdimiz, tasamız kalmayacak. Çünkü göreceğiz bütün gerçekleri birilerinin ağzından yalan şeyleri öğrenmiş olmayacağız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Türkiye’nin süper güç olması yakındır. Bunun içinde Mustafa Kemal’inde dediği gibi tek ihtiyacımız çalışkan olmak.&lt;br /&gt;08.07.2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-1546173905031459918?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/1546173905031459918/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/07/turkiye-nasl-super-guc-olacaktr.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/1546173905031459918'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/1546173905031459918'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/07/turkiye-nasl-super-guc-olacaktr.html' title='Türkiye nasıl süper güç olacaktır?'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-3040706157488668255</id><published>2010-06-24T04:42:00.000-07:00</published><updated>2010-06-24T04:43:13.109-07:00</updated><title type='text'>Gözlerim yaşardı. Eski ABD başkanın danışmanından beklenmedik adım!</title><content type='html'>Bugün bir haber duydum ve peşine düştüm hakikaten de doğru mu diye. Çünkü ilk duyduğum da inanılması oldukça güç. Sayın Doc. Dr. ILKAY ORHAN yanlış anlamasın ama ilk duyulduğun da hakikaten inanılması güç bir durum. Ne mi o olay?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Amerikan Başkanı’nın danışmanı, Sözde Ermeni soykırımını red etti. Aksine Ermenilerin Osmanlıları öldürdüğünü savundu. Bu haberin ayrı bir özelliği de ilk defa büyük bir devlet başkanının danışmanın  bunu kabul etmesi. Tek kötü yani eski bir Amerikan Başkanı’nın danışmanı  olması . Keşke danışmanı olduğu eski ABD başkanı Reagan’ın zamanında olsaydı ya da şimdi Obama’ nın danışmanları bir adım atsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden Doc. Dr. ILKAY ORHAN bir çok kişiye ve haber sitelerine bir elektronik mektup atıyor.  Bu mektup da http://www.huffingtonpost.com adlı site den Bruce Fein’ in yazısını Türkçeye çevirerek herkesi duyarlı olmaya çalışmış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mektupta  ABD Başkanı Ronald Reagan’ın hukuk danışmanlığını yapan Bruce Fein, sözde Ermeni soykırımı iddialarını değerlendirmiş.. Ermenilerin bu iddialarının son derece asılsız olduğunu belirten Fein, Reagan’ın başkan olduğu 1981′de bu konunun Beyaz Saray tarafından araştırıldığını ve iddiaların asılsız olduğunun belgelendiğini söylemiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu haber de ayrıca dikkat çeken Fein’in açıklamaları şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Osmanlı İmparatorluğu’nun azınlıklara karşı “müthiş” sayılabilecek bir özen gösterdiği gerçeğini unutmamak gerekir. Azınlıklar, kendi dini özgürlüklerini ve hayatlarını son derece rahat bir şekilde sürdürdü.’’  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; “Beyaz Saray araştırma yaptı, Ermenilerin 2 milyon Müslüman Osmanlı’yı katlettiği ortaya çıktı. Ermeniler, kendi arşivlerini açmıyor, çünkü bu gerçeğin ortaya çıkmasını istemiyor…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar hepimizin bildiği şeylerdi ama sonun da bunu Dünya da anladı. Sayın Orhan’ a teşekkür ettikten sonra şu noktalara değinmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bruce Fein’in dediklerine diyeceğimiz yok ama neden şimdi de 1981 yılında değil? O zaman madem böyle bir araştırma yapılmış ve sözde Ermeni soykırımın asılsız olduğu açığa çıkmış neden 29 yıl beklenmiş? Bu soruların da yanıtlarını verseydi keşke. Lakin bu da bir gelişmedir. Her sene bizi tehdit ettikleri lobi faaliyetlerinde bunu kullanabiliriz. Asıl arşivleri açmaya yanaşsalar, görecekler ki böyle bir soykırım yoktur. Fein, çok iyi söylemiş arşivleri neden açmadıklarını. Çünkü onlar da biliyor. Bu iddiaların asılsız olduğunu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de Fein’in bir diğer eleştirdiğim noktası; Bunu keşke bir basın toplantısıyla duyursaydı. Belki de duyurdu ama biz duymadık fakat sanmam böyle bir açıklama olsa mutlaka duyulur. Sanal ortamlar da bir sürü iddia dolaşıyor. Ayrıca sanal ortamlar da fazla dikkat edilmiyor bu durumlara. Fein’in yapacağı o 1981 yılında yapılan araştırmayı da alıp, buyurun alın demesi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madem o yapmadı iş bize düşüyor. Bu tür haberleri sayın Orhan’ın da dediği gibi sanal ve matbu ortamlar da deyim yerindeyse yaymak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yandan kalleş pkk ile uğraşırken bir yandan da bunlarla uğraşmalı. Bir çoğumuz pkk ile nasıl olsa devlet uğraşıyor diye oturuyor işte vatandaş fırsat. Sen de taşın altına elini sok. Yok bu mesajı şu kadar kişiye göndersin şu olacak bu olacak şeklindeki şeylerle uğraşacağına bunlarla uğraş. Onlar sana bir şey kazandırmaz ama bu kazandırır. Sırf sana değil tüm halkına kazandırır. Bu tür girişimler de bulunmadığımızdan bunlar tepemize biniyor. Ne demiş şair ‘’ Yumuşak başlı isem sanma ki uysal koyunum’’ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adamlar olmayan olaylardan bize karşı hep güç buldular biz de pısırık pısırık durduk. Artık durma zamanı değil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız bunu yanlış anlamayın. Hakkınızı aramak gayesiyle faşizanca faaliyetlere girmeyin. Bu bizi haklı durumunda iken haksız durumuna düşürebilir. Her şeyin bir yolu yordamı var. Biz vatandaş olarak bunu yetkilere duyurmalıyız. Onlarda gereğini yapmalı. Yapmadı mı biz de o zaman halk olarak yine hah, hukuk çerçevesinde yapılmasını gerekeni yaparız ama bu olaya duyarsız kalacak bir siyasetçi olduğunu sanmıyorum. Var ise de halk onu bir daha seçmez, seçmemeli de .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Orhan’ın da dediği gibi DUYARSIZ KALMAYIN. BU VATAN BİZİM UNUTMAYIN.....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24,06,2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-3040706157488668255?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/3040706157488668255/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/06/gozlerim-yasard-eski-abd-baskann.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/3040706157488668255'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/3040706157488668255'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/06/gozlerim-yasard-eski-abd-baskann.html' title='Gözlerim yaşardı. Eski ABD başkanın danışmanından beklenmedik adım!'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-1828199459926799670</id><published>2010-06-17T09:47:00.001-07:00</published><updated>2010-06-17T09:47:49.114-07:00</updated><title type='text'>facebook'un kapatılması çok yakın</title><content type='html'>İnternetin herkesin bildiği üzere faydası olduğu gibi zararı da var. Sanal dolandırıcıcıktan tutunda pornografiye aklınıza gelebilecek her türlü zararlı şeylerin olduğu internette faydalı şeylerde yok değil tabi ama faydalarını sayarak başınızı şişirmek yerine geçen gün bana gelen bir yazı üzerine konuşmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Facebook, günümüzün en büyük sosyal paylaşım ağı bilindiği üzere. Bu sitenin de kurucusu Mark Elliot Zuckerberg. Zuckerberg diş hekimi baba ve psikolog annesinin tek çocuğu olarak 1984'te dünyaya geldi. İlk programını 10 yaşındayken yazdı. Lisedeki başarılı notlarıyla ABD'nin en saygın üniversitelerinden Harvard'a girdi.&lt;br /&gt;İlk yılında, okulun en yakışıklı ve en güzel öğrencilerinin seçildiği facemash.com sitesini kurdu. Sitede Harvard'daki tüm öğrencilerin fotoğrafları vardı. Ancak fotoğrafları bulmak için, üniversitenin veri tabanına girmesi gerekmişti.&lt;br /&gt;Veri tabanını hacklediği ortaya çıkan Zuckerberg, disipline verilince okulu bıraktı. Harvardlı öğrencileri internet üzerinde buluşturmak için ikinci sitesi olan Facebook'u kurdu. Facebook, 18 ayda ABD'nin en büyük arkadaşlık sitelerinden biri haline gelince, yatırımcılarından ilgisini çekti. Zuckerberg, yatırımcılarla bir akşam yemeğinde buluştuğunda yaşı küçük olduğundan alkol bile içemediğinden, gece boyunca gazoz içti. 18 ay önce kurduğu sitenin bir bölümünü wall street yatırımcılara 60 milyon dolara sattı.&lt;br /&gt;Dünya çapında 2 bin 200 üniversite, 22 bin lise ve 2 bin şirketin buluştuğu facebook, 2010 itibari ile 400 milyon kişiye yakın üyesiyle dünyanın en çok ziyaret edilen 7. sitesi 25 yaşındaki Zuckerberg, bilgisayar endüstrisinin yeni Bill Gates'i olarak nitelendiriliyor.&lt;br /&gt;Biz bu arkadaşın kurduğu siteyi çok benimsedik. Başlarda sadece İngilizce bilen kişiler olmasına rağmen şu anda sitenin dil seçeneklerinde Türkçe’nin olmasıyla oldukça ilgi gördü. Neredeyse insanlar zamanlarının hepsinin burada geçiriyorlar, sırf profillerine düzgün resim koyabilmek için orada burada resim çektiriyorlar. Başlarda bu amaçlar için kullanılsa da bu site bir süre sonra çeşitli işlere de alet olmaya başladı.&lt;br /&gt;Hz. Muhammed’ e yapılan hakaretten sonra zaten oldukça tepki çekti. Bir grup arkadaş bu olaya karşı millatbook’u kurdu ama o sitenin de anadili İngilizce. Eğer o site dil seçeneklerine Türkçe’yi ekler ise facebook özellikle muhafazakar kesim dediğimiz kitleyi kaybedecek ama şu anda millatbook’un öyle bir girişimde olduğu söylenemez.&lt;br /&gt;Daha sonra bu facebook siyasete de bulaştı hatta geçenlerde Kemal Kılıçdaroğlu buradan bir mesaj yayınladı.&lt;br /&gt;Gelelim tüm bunları niye anlattım. Geçenlerde bana bir grup daveti geldi. Anti Tayyip Erdoğan… Tabi ki de üye olmadım. Ne anti Tayyip Erdoğan ne anti Kemal Kılıçdaroğlu ne de başka bir gruba. Çünkü onlar halkın seçtiği halkın güvendiği insanlar. Böyle iğrenç hitaplarla onları ve onları destekleyenleri kötülemem. Çünkü onlara anti demek onları destekleyenlere de anti demektir ki akp hükümeti bu ülkenin büyük bir çoğunluğunu temsil ediyor ne yani şimdi bu ülkenin çoğunluğunu hiçe mi sayacağız. &lt;br /&gt;Dediğim o grubu incelemeye devam ediyorum. Orada şunu gördüm ki sadece Sayın Başbakan’a değil Yiğit Bulut’a da iğrenç hitaplar vardı. Bu arada bunun gibi gruplar oluşmaya devam ederse facebook’u da kapatabilirler. Youtube nasıl kapatıldı? Kişi hak ve hürriyetlerine saygılı olmadığından. Bu ne arkadaş sövmedik adam bırakmıyorsunuz! &lt;br /&gt;Yiğit Bulut’a ‘’ ünlü  dönek’’  demişler. Arkadaş bu nasıl bir hitap şeklidir! Yiğit Bulut’u sevmeye bilirsin ama bu iğrenç hitap ne? Hadi Recep Tayyip Erdoğan’ı sevmiyorsun anladık. Sandıkta da bunu göstersin. Sevmeye bilirsin kafana silah mı dayıyoruz Kenan Evren gibi Oy ver oy ver diye. İster ver, ister verme kişisel tercih ama tepkini de belirtiyorsun da Yiğit Bulut’un suçu ne? Ona sandıkta cevap veremediğinden mi bu iğrenç hitap. Sonra bir gün facebook da kapatıldığında, facebook u da kapattılar youtube da yok anadan girer bacıdan çıkarsın. &lt;br /&gt;Arkadaş! Sen böyle millet hakkında atım tutarsan, onların kişisel haklarına saldırırsan tabi kapatırlar. Aynı şeyi sayın Kılıçdaroğlu’na yapsalar ya da bir cumhuriyet yazarına dönek deseler senin gibi etmedik laf bırakmazsın da sen niye millete yapıyorsun.&lt;br /&gt;Bir ata sözü vardır bilir misiniz? Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma!!&lt;br /&gt;17,06,2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-1828199459926799670?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/1828199459926799670/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/06/facebookun-kapatlmas-cok-yakn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/1828199459926799670'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/1828199459926799670'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/06/facebookun-kapatlmas-cok-yakn.html' title='facebook&apos;un kapatılması çok yakın'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-2809698655274828508</id><published>2010-05-27T06:14:00.001-07:00</published><updated>2010-05-27T06:14:47.554-07:00</updated><title type='text'>hayat ne garip! utancın 50. yılı</title><content type='html'>Cem Karaca’nın ve Mahsun Kırmızıgül’ün birlikte düet yaptıkları bir şarkı vardı hatırlar mısınız? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne varsa dünyada bir rüya demek&lt;br /&gt;Biraz da hayatı boşvermek gerek&lt;br /&gt;Her şeyin çaresi sevmektir sevmek&lt;br /&gt;Hayat devam ediyor bak&lt;br /&gt;En güzel şey mutlu olmak&lt;br /&gt;Gideceğiz çırılçıplak&lt;br /&gt;Hayat ne garip ooof&lt;br /&gt;Hayat çok garip&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün gelir yalnizlik korkusu cöker&lt;br /&gt;Hayat film gibi "son" yazar, biter&lt;br /&gt;Dert etme kendine, gülümse yeter&lt;br /&gt;Hayat devam ediyor bak&lt;br /&gt;En güzel şey mutlu olmak&lt;br /&gt;Gideceğiz çırılçıplak&lt;br /&gt;Hayat ne garip ooff&lt;br /&gt;Hayat çok garip&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalan olur bir gün yalan&lt;br /&gt;Yaşadığın aşkın sevdan&lt;br /&gt;Yaradandır baki kalan&lt;br /&gt;Hayat ne garip offf&lt;br /&gt;Hayat çok garip&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat Ne Garip adlı bu şarkıyı 50 sene öncesinde olduğunuzu düşünerek dinlemenizi öneririm. Tam 50 yıl oldu. Adnan Menderes ve arkadaşlarının idam edilişi tam 50 yıl.&lt;br /&gt;Aslın da orada idam edilen sadece onlar değil bir halk tı. Halkın iradesiydi. Bir başbakan  bir bakan ama ondan öncesi halkın seçtiği bir insandı ve işin garip yanı sonra bu idamların olmasını sağlayan zihniyet yanlış yapmışız dedi. İşte karşınızda  hayat ne garip dedirten bir tablo. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adnan Menderes, halkının verdiği güçle gitti dar ağacına. Yalnız bu kenan evrenin arkasına sığındığı kafasına silah doğrultarak oluşturulan bir güç değildi. Halkın hür iradesiyle oluşmuş bir güçtü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adnan Menderes, bu topraklara duyduğu aşkla sevgiyle gitti o ağaca&lt;br /&gt;Yalan olur bir gün yalan&lt;br /&gt;Yaşadığın aşkın sevdan&lt;br /&gt;Yaradandır baki kalan&lt;br /&gt;Hayat ne garip offf&lt;br /&gt;Hayat çok garip&lt;br /&gt;Daha sonrada sanki dalga geçer gibi özür dilediler. Orada olan onların bir akrabası olsa, eşi dostu olsa nasıl tepki verirlerdi acaba bırak halkın seçtiği bir insan olmasını sadece tanıdıkları bir insan olsa ne tepki verirlerdi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şunu hiç unutmayın bu topraklara hizmet eden birini astık ama kundaktaki bebekleri öldüren, masum insanları kalleşçe katleden, kadınlarımıza tecavüz eden birini asmadık. Bu tabloyu iyi görmek gerekir. Bir yanda halkın seçtiği bir insan bir yanda terörist başı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir  insan asılmamalıdır. Cezası ne ise çekmelidir. Bizler Müslüman isek İslamiyet’in dediği gibi yaratılanın  canını yine yaratan alır mantığıyla bakmamız gerekir olaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bırakın sadece Müslüman olmayı Sosyalist isek Komunist isek o isek bu isek hepsinin temelinde önce insan yatar. Önce insan. İnsan olma bilinci.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve hala bu olayın suçlularını cezalandırmadık. Bırakın onları 12 eylül darbesini bile yapanları cezalandırmadık ama nedense Ergenekoncuları yargılamakla yetindik. Neden çünkü onlar şimdi ki iktidarı hedef almıştı. Arkadaş eğer darbecilere karşı isen hepsine karşı ol! Sadece sana yapılanları yargılamakla adalet yapmış olmuyorsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ergenekon bir darbeye teşebbüs olayıdır. Madem teşebbüs yargılanıyor fiili yapanlarında yargılanması lazım. Niye yargılanmıyorlar? Niye 27 mayısçılar, 12 eylülcüler,28 şubatçılar yargılanmıyor? Ergenekoncularında yargılanması lazım darbecilerinde &lt;br /&gt;Ben bunu söyledim mi herkes sözde destek oluyor ama fiile dökmeye gelince kimse yanaşmıyor. Elbet yapan cezasını bulur. Gönül ister ki bu dünya da cezasını çeksin ama… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün gelir yalnizlik korkusu cöker&lt;br /&gt;Hayat film gibi "son" yazar, biter&lt;br /&gt;Dert etme kendine, gülümse yeter&lt;br /&gt;Hayat devam ediyor bak&lt;br /&gt;En güzel şey mutlu olmak&lt;br /&gt;Gideceğiz çırılçıplak&lt;br /&gt;Hayat ne garip ooff&lt;br /&gt;Hayat çok garip&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27 MAYIS 2010 ( utancın 50. yılı)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-2809698655274828508?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/2809698655274828508/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/05/hayat-ne-garip-utancn-50-yl.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/2809698655274828508'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/2809698655274828508'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/05/hayat-ne-garip-utancn-50-yl.html' title='hayat ne garip! utancın 50. yılı'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-8262483124002722620</id><published>2010-05-20T08:33:00.001-07:00</published><updated>2010-05-20T08:33:25.546-07:00</updated><title type='text'>yazmak için yazmak mı okunmak için yazmak mı?</title><content type='html'>Her gün birileri bir şeyler yazıyor. Gazeteler, dergiler hatta her gün yeni kitaplar çıkıyor ama bu yazılanlar hangi amaçla yazılıyor hiç düşündünüz mü?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kapsamda amaçlar çeşit çeşit ama toplumu eğitmek için yazanların sayısı oldukça düşük ya da toplum için yazdığını düşünüyordur ama kullandığı kelimeler, cümleler kısacası dili halkın anlayabileceği cinsten değildir. Hep dillendiriyorlar bu halk okumuyor diye ben de hep söylüyorum onlara kendinizde hiç suç aradınız mı ? Oturduğun yerden yorum yapmaktan kolay bir iş yoktur. Elini taşın altına sok deyince kimse yanaşmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk kitabım için yayınevi ararken oldukça edebiyatçıyla temas halindeydim. Çoğunluğu edebiyatın uzun uğraşlar sonucunda olacağını biraz daha çalışmamı söylediler. Peki şöyle söyleyeyim onlar çalıştı da kaç kişi okudu? Okuyan kişiden kişiye fark vardır evet katılıyorum ama böyle böyle halkımızı bilinçlendireceğiz. Halkımız zaten okuma fobisi olan bir halk biz bir de edebiyat yaptık mı iyicene soğuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okullarda neden en sevilmeyen ders edebiyattır hiç düşünüyor musunuz bunları? Edebiyat bizim edebiyatımız kültürümüz neden sevilmiyor bunları hiç düşündünüz mü? Öğrenciler edebiyatı sevmiyor deyip bir kenara çekilmek olmaz. Benim ne hocalarım oldu tüm derslerde uyuyan ama edebiyatı zevkle dinleten hocalarım oldu ama ne hocalarım da oldu edebiyat dersinde horultular arasında  ders işlemek zorunda kalan. Halkı tanımak çok önemli.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O Müslüman o Hıristiyan yok onun gözü mavi bunun burnu uzun. Yok arkadaş eğer bir yazar belirli bir kesime yazıyor ise o yazar değildir. Çünkü yazar evrensel bir kelimedir ve adı üstünde evrensel yani herkese hitap etmeli. Öbürü nedir ? Egoisttir bence. Çünkü kendi çevresinin anlayabileceği şekilde yazıyor ve o çevre onu anladığı için onu destekler.  Tanıdığımız insanlar zaten bizi destekler. Önemli olan tanımadığın insanlardan destek almaktır. Başlarda sıkıntı çekebiliriz ama böyle böyle bu halkı bilinçlendireceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçimden yazmak geldi yazdım veya yazamasaydım edemezdim diyen bir çok entelektüel insanımız var. Halbuki onların görevi halkımıza yön çizmek olmalıydı. Kendi bencil zevklerini anlatmak değil, halkımızın derdine divane olması lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam yediği havyarı ya da ördeği değil pazar da domatesin neden pahalı olduğunu yazmalıdır. Eğer yazar halkını yansıtmazsa halk onu sevmez. Bazıları halkı düşünmüyor parasını nasıl olsa alıyor. İşte bu kişilere de medya patronları yapacağını yapmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanatın sanat için yapılabileceği yerler de vardır. Yapabileceğiniz yer de yapın bunun sonuna kadar arkasındayım ama bir gazetedeki köşende yani halkın olduğu yerde sanatı toplum için yap.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanat hem sanat için yapılmalıdır hem de toplum için. Önemli olan yer ve zaman. Bu ince ayarı iyi yapmak lazım. Ben havyar yemeyi seviyorum diyebilirsin. Ye kardeşim afiyet olsun hele hele yerli havyarsa helali hoş olsun. Ama gidip de yok şuranın havyarını şuranın şarabıyla içtim yedim diye köşende yazma orası halkın bilgi alanı halkına sırtını dönme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senin orda olmanı sağlayan halan, amcan, teyzen olabilir ama indirecek olan halktır. Bak tarihe padişah bile olsa halk onu bile indiriyor sen kimsin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20,05,2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-8262483124002722620?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/8262483124002722620/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/05/yazmak-icin-yazmak-m-okunmak-icin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/8262483124002722620'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/8262483124002722620'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/05/yazmak-icin-yazmak-m-okunmak-icin.html' title='yazmak için yazmak mı okunmak için yazmak mı?'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-7494385998575641016</id><published>2010-05-17T05:16:00.000-07:00</published><updated>2010-05-17T05:17:34.993-07:00</updated><title type='text'>kavramları bilmemek</title><content type='html'>Hep şu kavramlar konusunda sorun yaşadığımızı dillendirir dururum. Kavramları teoride biliriz ama iş pratiğe dökmeye gelince nedense pek de işimize gelmez. Özgürlük deriz, adalet deriz ama iş kendi menfa aletlerimizi zedeliyor ise yan çizeriz halk deyimiyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgürlük nedir? Özgürlük, başkasının özgürlüğünü kısıtlamamak şartıyla istediğimizi yapmaktır. Nedir bunlar? Fikir özgürlüğü, vicdan özgürlüğü, düşünce özgürlüğü vs. Bu hak bize doğuştan verilir. Fransız İhtilali’nden sonra farkına varsak da bunun doğuştan verildiğini hatanın neresinden dönersek kardır. Ama şu da bir gerçektir Osmanlı bunu kısmı de olsa gerçekleştirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslam dininin temelinde hoşgörü yatar. Bu hoşgörü sayesinde herkes birbirine saygılıdır. Dininde, işinde, gücünde bir bakıma özgürlüktür. Tam anlamıyla değildir ama temele baktığımızda bu yatar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi gelelim neden bunları tekrar dillendirdiğime. Geçen gün sevgili yazarlarımızdan Av. Burak Canlı’ ya saldırı haberi geldi. Burak Bey ile bir çok site de beraber yazıyoruz arada bir de elektronik ortamdan mektuplaşıyoruz, yorumlarımızı paylaşıyoruz. Bir bakıma görüşlerimizle, fikirlerimizle kalemimiz aracılığıyla bu topraklara hizmet etmeye çalışıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelin görün ki o mektubu alınca çok üzüldüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem Burak Bey’ e yapılanlardan dolayı hem de halkımız içinde cahil kesimin bir kez daha ortaya çıktığından. Yukarda bahsetmeye çalıştığım gibi kavram bilgimizde ki cahilliğimiz bir kez daha ortaya çıktı. Halbuki okullarımızda öğretilir, ailelerimizde öğretilir özgürlük başkasının özgürlüğünü zedelediği anda ortadan kalkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünceler ne olursa olsun yanlış ya da doğru hiçbir kişiye düşündüklerinden dolayı bir saldırıda bulunamayız. Düşünce yanlış ise hukuk var. Kişi adalet karşısında cezasını çeker ama eğer doğru ise toplum tarafından desteklenir. Tabi düşüncenin doğruluğu ya da yanlışlığı öznel kavramlardır lakin bu tür davranışlara girişilmemelidir. Bu tür davranışların doğurduğu sonuçlar tarih sahnelerine epeyce yer almıştır. Hitler ya da bir Mussolini yaptıkları ve sonucunda olanlar bunlar ne zaman unutuldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatırlarsınız aynı olay Rasim Ozan Kütahyalı’ ya da olmuştu. Daha yakın zamanda Taner Yıldız ve Ahmet Türk olayları da. Bu ülkeye ne oluyor Allah Aşkına!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı toprak üzerinde kardeşçe yaşamak var iken ne oluyor böyle? Fikirlerimiz düşüncelerimiz farklı olabilir ama hepimiz bu ülke için icraatlarda bulunuyoruz. Aynı toprakları aynı bayrak aynı millet için savunuyoruz. Zaten bu amaç çerçevesinde değil iseniz bu topraklarda işiniz ne? Bir tek amacınız olabilir ona da bu toprakların, bu insanların izin vereceğini hiç sanmıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çanakkale ve Kurtuluş Savaş’ları Emperyalist güçlere bu insanların kim olduğunu gösterdi. Yine olsa yine gösteririz. Onların amacı bu insanları birbirine düşürmektir. Bunun farkına varalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle bir durumda var. Bu topraklar da yaşayan insanların bir çoğu Müslüman’dır. İslam’ da yaratanın canını yine yaratan alır ifadesi açıktır. Bir çoğumuz bu ifadeyi teoride biliyoruz ama fiile geçiremiyoruz. Asıl olan fiile geçirmektir. İşte bu fiile geçirme olayında da bazı güçler halkımızı kullanıyor. İşte bu yüzden çok okumalıyız. Çok bilgilenmeliyiz. Çok bilgilenmeliyiz ki başkaları bizi oynatamasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17,05,2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-7494385998575641016?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/7494385998575641016/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/05/kavramlar-bilmemek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/7494385998575641016'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/7494385998575641016'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/05/kavramlar-bilmemek.html' title='kavramları bilmemek'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-7022905437190454801</id><published>2010-05-12T03:47:00.001-07:00</published><updated>2010-05-12T03:47:41.315-07:00</updated><title type='text'>ygs de yaşanan skandalın perde arkası</title><content type='html'>Bir çok yer Y.İlker Şahin’in ygs sonuçları geziyor. Adayın açıklanan netleriyle açıklanan puanı arasındaki uyuşmazlık herkesin dikkati ni çekiyor. Halbuki çoğu kişi ösym’nin görme engelliler için yürüttüğü uygulamayı bilmiyor ve hemen komplo teorileri çıkarıyor. Yok Mehmet Ali Şahin’in oğlu yok Uşak Emniyet Müdürü’nün oğlu yok şu yok bu ösym de torpil dönüyor vs vs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle bu kişinin bilinçli olarak sınav sonucuna bakıldığına ve basına sızdırıldığına inanıyorum. Çünkü ülkemiz de bir çok görme engelli vatandaşımız var ve hepsine aynı uygulama yapılıyor ama neden sadece bu şahsın sonucu üzerinde duruluyor. Bu bir karalama kampanyasıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet Ösym geçen sene bir skandala imza attı ama sadece bir davranıştan genellemeye varamayız. Bu adayımızın çeşitli yerlerden TC kimlik numarasına ulaşabilirsiniz – birileri kişi hak ve özgürlüklerine bakmaksızın sanal ortamlara verdiğinden- ve sgk da kontrol ettirebilirsiniz. Adayımız görme engelli ve görme engellilerin Türkçe netleri dışındaki netleri açıklanmıyor sadece puanları açıklanıyor. Zaten şekilli sorulardan muaflar ayrıca sınava çeşitli gözetmenler aracılığıyla giriyorlar. Hadi birilerinin dediği gibi torpil oldu. O zaman tüm görme engelli vatandaşlarımıza torpil yapıldı. Neden olaya böyle bakmıyorsunuz da araştırmadan etmeden bu şahsı suçluyorsunuz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca yapılan açıklama da şöyle;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, söz konusu puan kartının, görme özürlü bir adaya ait olduğunu ve onlara özel bir değerlendirmenin yapıldığını belirterek şöyle konuştu:&lt;br /&gt;"Adayın sadece Türkçe’de değil tüm testlerde doğru ve yanlışları var. Görme özürlü adaylar, şekilli soruları cevaplamadıkları için, kafa karışıklığına neden olmasın diye Türkçe dışındaki doğru ve yanlış sayılarını vermiyoruz. Verildiğinde bu kez de kıyaslamalar yapılarak, onun üzerinden yanlış yorumlar yapılabiliniyor.&lt;br /&gt;Bundan sonraki sınavlarda, puan kartlarının altına not düşmemiz en doğrusu olacaktır.&lt;br /&gt;Ortada bir yanlışlık ya da kasıt bulunmuyor. Sadece eksik bilgilendirme var. Bunu da telafi edeceğiz.''    &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birisine iftira atarken onu suçlarken iyicene araştıralım. Benim de dershanemde görme engelli arkadaşım var. Ona bile dershanem de sınavlarda ayrı gözetmenler aracılığıyla sınav  yapılıyor ayrıca puan hesaplanması da ayrı çünkü muaf olduğu sorular var. Napalım görme engelli diye bir de biz mi engelleyelim onu. Görme engelli olması onun suçu değil. Biz de bu durumu onun lehine çeviriyoruz. Onun da yaşamaya hakkı var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.trbhaber.com/haber-ygs-de-skandala-mi-imza-atildi-t2204.html bu adres de adayın hem sınav sonucu hem de sgk kaydı var. Girin inceleyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12,05,2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-7022905437190454801?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/7022905437190454801/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/05/ygs-de-yasanan-skandaln-perde-arkas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/7022905437190454801'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/7022905437190454801'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/05/ygs-de-yasanan-skandaln-perde-arkas.html' title='ygs de yaşanan skandalın perde arkası'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-4455453309064001591</id><published>2010-05-07T01:55:00.001-07:00</published><updated>2010-05-07T01:55:50.068-07:00</updated><title type='text'>neden geyik muhabbeti</title><content type='html'>Aslında bir çoğumuz bu soruyu sorarız ve cevap veremeyiz. Neden geyik muhabbeti denir, neden geyik vs vs sorular böyle çoğalır. Geçen gün benim de aklıma takıldı. Biraz araştırmayla başladım bazı bilgiler elde ettim. Şöyle başlayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden geyik muhabbeti yaparız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu biraz eskilere dayanıyor. 1900 lü yıllarda dünya da hızlı bir sanayileşme görülür. Bununla beraber ülkeler arasında ekonomik rekabet ve bunun doğurduğu sonuçlar görülür. Ham madde yarışı, teknoloji yarışı ve bunların tetiklediği sömürgecilik. Hayliyle ülkeler arasında böyle bir yarış var iken rekabetten doğan savaş da kaçınılmaz olur. 1914 de patlak veren 1.Dünya Savaşı’nın temel sebebi ekonomik yarış. Bu savaş ülkeler bir yana insanlara oldukça zarar vermiştir hem maddi hem manevi. Manevi boyutu daha fazla olacaktır ki bir çok insanın psikolojik sorunlar yaşadığını görürüz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam bu sırada edebiyatta Dadaizm akımı açığa çıkar. Hiçbir kural tanımayan, akıl dışılığa ve anlaşılmazlığa sapan bir sanat akımıdır. 1.Dünya Savaşı sonrasında Tristan Tzara öncülüğünde ortaya çıkmıştır. Dadaistler, her türlü sanat ve edebiyat kuralına karşı çıktıkları için sanat anarşisti sayılmışlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya yerinde durduğu gibi durmadığından 2. Dünya Savaşı’nda patlak vermesi kaçınılmazdı. Dünya yine bir savaş buhranı için girmiştir. Daha 1.Dünya Savaşı’nın yaralarını saramayan insanlar bir savaşla daha yıkılmışlardır ve bu seferki yıkımlar daha ağır olmuştur. Gerek maddi yönden gerek ise manevi yönden.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sefer de 2.Dünya savaşı’nın yarattığı yıkım sonucu doğan sanat ve felsefe akımı egzistansiyalizm( varoluşçuluk) ortaya çıkmıştır. Varoluşçulara göre insanın kendisini yaratması ve aşması gerekir. Bunun için de insan, asıl varoluş gerçeklerine dönmelidir. İnsan, kendini aramalı, varoluş gerçeğini bulmalı, kendi özünü elde etmelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bunlar yetmiyormuş gibi bir de patlak veren Soğuk Savaş dönemi. İnsanlar artık iyicene bunalmış, harap olmuştu. Özellikle de psikolojik olarak oldukça zarar görmüşlerdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya’yı etkileyen bu genel savaşların yanında bir de ulusal kurtuluş savaşları. Ülkemizdeki gibi Kurtuluş Savaşı’mız gibi bir çok ülkenin bağımsızlık savaşları. Kıbrıs Savaşı, Kore Savaşı…. Savaş, savaş artık insanlar bu kelimeden iğrenir oldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar savaş buhranları içinde yok olan psikolojiler boş şeylere yönelmeye başladılar. Hayatları amaçsız şekilde yönlendirmeye başladılar. İşte geyik muhabbeti dediğimiz o boş uğraş bu yollar da ortaya çıkmıştır. İnsanların savaşlar ve hayat zorlukları arasında sıkışmış hayatlarından. Bozulan psikolojilerden doğmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bile çıkın sokağa gençler zor olanla uğraşmak istemiyorlar bile. Hayatlarını boş geçiriyorlar bir amaç çerçevesinde değil anı değerlendirmek için yaşıyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki neden geyik?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında geyik hayvanına acıyorum bu yakıştırmaya maruz kaldığından. Hiçbir hayvan bu tür saçma işler için kullanılmamalıdır lakin bu vakitten sonra elden ne gelir. Her hayvan, her canlı bu dünyaya bir amaç için getirilir bu tür saçma bir şey için hiçbir canlının alet olmasını istemem. Geyik olayına gelir isek. Sanırım bu olayın sorumlusu   Baron Münchausen. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;St.Petersburg balmumu heykel sergisinin sergi organizatörü Jale Kuşhan, halkın dilinde dolaşan "geyik muhabbeti" sözünün de Münchausen'den geldiğini söyledi. Münchausen'in, hikayelerinden neden "palavracı" olarak anıldığının anlaşıldığını belirten Kuşhan, "Baron Münchausen, Alman asıllı bir hikaye yazarı. Baron, o yıllarda halk arasında 'palavracı' olarak biliniyor. Türkçe'ye çevrilen hikayelerinden okuduk ve gerçekten Baron'un yazdığı hikayelerin palavra olduğunu anladık. Mesela bir hikayesinde, 'Bir gün ormanda avlanmaya gittim ve karşıma bir geyik çıktı. Cephanem bittiğinden dolayı geyiği avlayamadım. Geyik de bana alay edermiş gibi baktı ve bende kiraz yiyordum. Kirazın çekirdeklerini tüfeğe koydum ve alnının ortasından vurdum. Geyik ilk başta biraz tökezledi ama kaçmayı başardı. Bir yıl sonra ormanda avlanırken bir geyik gördüm. Baktım geyiği tanıdım. Çünkü alnının ortasında kocaman bir kiraz ağacı vardı. Geyiği avladım ve kirazlarından yedim. Hayatımda yediğim en tatlı kirazlardı onlar' diye anlatıyor. Baron'un diğer hikayeleri de bunun gibi asılsız. Halk arasında 'geyik muhabbeti' sözünün Baron'un bu hikayelerinden geldiği söyleniyor" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açıkçası bu bilgiler internetten. Ansiklopedilerde neden geyik muhabbetine neden geyik muhabbeti denir türünden bir bilgi yok. Varsa da ben görmedim. İnternette bulduğum bir diğer bilgi ise;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geyik muhabbetinin asil kökeni geyiklerin baş başa verip çene takırdatmasından ileri gelir. olay şöyle; ren geyikleri kisin ahırlarında üşüdükleri zamanlarda birbirlerine iyice sokulurlar, ancak boynuzlar birbirlerine çok iyi temas etmelerini engellediği için yine de çok yanaşamazlar birbirlerine ve üşürler. haliyle çeneleri titrer ve sanki kafa kafaya vermişler de konuşuyorlarmış izlenimi yaratır görüntü. iste geyik muhabbetinin asil kökeni budur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir diğer bilgi ise &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geyiklerin çok soğuk havalarda daha öncede yazılmış olduğu gibi donup ölmemek için bir araya toplanıp genelde çembere benzer bir şekil alıp nefes alıp vererek ortamı ısıtmaya çalışmaları insanların da bir araya toplanıp onlar gibi ağızlarını oynatmalarına benzetilmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türlü türlü bilgiler dolaşan internette konu ile ilgili mantığa yatkın olarak bu bilgileri buldum.&lt;br /&gt;Hatta Sponge Bob’ un yaratıcısının bir röportajı vardı o nu da bulsam paylaşmak isterdim ama bulamadım. Aklımda kaldığı kadarıyla. Çizer eğlenmek için bir şeyler karalıyor ve bu kadar aptalca şeyi insanların sevebileceğine ihtimal vermiyordu ama tuttu. O kadar aptal şeyler izlenme rekorları kırıyor. Sponge Bob’ un da geyik muhabbetinden aşağı kalır yanı yok.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlarımız geyik muhabbetini bir ihtiyaç haline getirdiler. Yapamadan edemiyorlar. Yorucu hayat tempolarında nefes almak olarak algılıyorlar geyik muhabbetini. Halbuki bu olay belirli bir süre ile kısıtlı kalsa içim yanmayacak. Her dakika geyik yapan insanlarımız hayatlarını amaçsız yere harcıyorlar farkında değiller. Ve bu yüzden hep birileri tarafından kontrol ediliyorlar. Çünkü amaçsız yaşıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;07.05.2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-4455453309064001591?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/4455453309064001591/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/05/neden-geyik-muhabbeti.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/4455453309064001591'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/4455453309064001591'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/05/neden-geyik-muhabbeti.html' title='neden geyik muhabbeti'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-2350850572328953445</id><published>2010-05-01T05:18:00.001-07:00</published><updated>2010-05-01T05:18:54.252-07:00</updated><title type='text'>doğa için çal</title><content type='html'>Elimizdekilerin değerini hep kaybedince anlarız. Tıpkı ömür gibi. Ömrümüzün kıymetini ölünce anlarız. Keşke deriz. Keşke bu da olmasaydı ama artık çok geçtir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bize uzatılan elleri ya kırarız ya da harap ederiz. Hiçbir zaman kıymetini bilmeyiz. Tıpkı doğaya yaptığımız gibi. Doğanın bize verdiği nimetlerden hep fazlasını istedik ya da bencilce zevklerimiz yüzünden onu harap ettik. Şükretmesini bilemedik. Ağaçları kestik; üç beş tane ev yapabilmek için. Dağları oyduk; yollar yapabilmek için. Yollar yaptık ki üzerinden arabalar geçsin diye. Arabalar yaptık ki benzinle çalışsın ki doğal kaynaklarımızı sonuna kadar kullanalım diye ayrıca karbondioksit gazıyla dünyayı kaplayalım diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğanın bize verdiği cömertçe nimetlerin farkında değiliz. Avatar filmini hatırlarsınız. Orada tüm dünyaya doğayı nasıl yok ettiğimizi değişik bir dille anlatmaya çalışılıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemiz de ise ağaçlar.net doğa için çal uygulamasını başlattı. Çeşitli insanlar doğa için kendilerinden bir şey veriyorlar. İlk olarak divane aşık gibi şarkısıyla şimdi ise uzun ince bir yoldayım şarkısıyla seslerini duyurmaya çalışan insanlar doğa için kendilerinden bir şeyi ortaya koyuyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Piiz, Murat Evgin, Gitarcı, Mahşeri Cümbüş gibi bilindik kişi ve grupların yanında halkımızdan kişilerde destekleriyle doğa için çalıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep biz doğadan çaldık bu seferde doğa için bir şeyler çalıyorlar. İlk duyduğumda hoşuma giden bu kampanyaya herkesin desteklerini beklerim. Ağaçlar.net aracılığıyla çok rahat bir şekilde kampanya hakkında bilgi edinebilirsiniz. Facebook adlı paylaşım ortamından ya da ağaçlar.net den her iki şarkı için yapılan klipleri seyrede bilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;01.05.2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-2350850572328953445?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/2350850572328953445/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/05/doga-icin-cal.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/2350850572328953445'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/2350850572328953445'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/05/doga-icin-cal.html' title='doğa için çal'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-1752172365663391051</id><published>2010-04-25T08:22:00.000-07:00</published><updated>2010-04-25T08:23:21.733-07:00</updated><title type='text'>neden artı sonsuz dershaneleri?</title><content type='html'>Beni okuyanlar bilir ki dershaneleri öven bir yazı yazacağımı çoğu kişi beklemezdi. Baktım ki bu sistemlere herkes sözde karşı ben de öğrencileri yormadan sıkmadan eğitim alabilecekleri şartları araştırmaya başladım. Sınav sistemlerinde dershanelere gitmeden başarılı olmanız oldukça güçtür. Bende size bir dershane önermek ile işe başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artı sonsuz dershaneleri. Neden artı sonsuz dershaneleri diyerek işe başlayalım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında sırf artı sonsuz değil neden x, neden y dershaneleri diyerek bu örnekleri çoğaltabiliriz? Şu zaman dilimine kadar bir çok dershane  değiştirdim. O sürekli duyduğumuz büyük dershanelere de gittim adını duyduğumuzda güldüğümüz artı sonsuza da. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında adını duyduğumda ben de çok güldüm ama isme bakarak kaçanlardan olmadım. İsmini duyunca ‘’bunun eksi sonsuzu ‘’ nerede diyenlerden tutunda ‘’butik dershane mi? Outleti de var mı?’’ diyenlerle karşılaştım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki sorumuza dönelim. Neden artı sonsuz dershaneleri?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsminin komikliği bir yana hakikaten eğitim bakımından özellikle de sbsde oldukça başarılı bir dershane. Diğer dershanelerde o kadar çok öğrenci vardır ki kendinizi kaybedersiniz. Buradan önceki dershanem  o herkesin tercih ettiği dershanelerden biriydi.  Oralarda en iyi sınıflarda değil iseniz sizinle ilgilenmiyorlar bile. Özellikle de en kötü sınıftaysanız size ikinci sınıf vatandaşmış gibi davrananlar bile var. Artı sonsuz da ise en kötü sınıf da olsanız bile ilgi görüyorsunuz. Çünkü zaten butik dershane olduğundan herkesle iletişim daha rahat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim maddiyat boyutuna. Butik dershane olduğundan fiyatının fazla olduğunu düşünenler de var. Halbuki  artı sonsuz o kalabalık dershanelerden daha uygun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir olaya şahit oldum. Geçen sene o kalabalık dershanede ders yazdırmak için gittim ve bana 3 hafta sonraya sıra verdiler. Artı sonsuz da ise her hafta özel ders hakkınız var. Siz istemeden onlar size veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim akıllı tahta olayına. Beni en başta etkileyen olaya. Normal dershanelerde hoca kitabı açtırır ve kitaptan okutur ya da bir şeyler yazar sizde onu yazarsınız. Burada ise kitaplar tahta da yüklüdür, testler de aynı şekilde hoca soruyu tahtaya yazmakla vakit kaybetmiyor böylece dersler de daha fazla soru çözebiliyorsunuz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O büyük dershanelerde öğrenciler hem stres yapıyor hem de kendileri bir çok insanın içinde sanki küçük bir parçaymış gibi görüyor. Bu sistemde butik dershaneler tercihimdir. Lakin çoğu butik dershanenin ücretleriyle çocuğunuzu özel bir üniversite de okuta bilir ya da ona bir araba alabilirsiniz. Artı sonsuz böyle değil işte. Fiyatı oldukça düşük ama eğitim kalitesi oldukça yüksek. Hocalarının çoğu yüksek lisans yapmış ya da yüksek lisans öğrencisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrencileri anlamakta oldukça önemli. O büyük dershanelerde iki üç tane rehberlik öğretmeni var ve yüzlerce öğrenciden o sorumlu. Artı sonsuz da ise hem rehberlik hocası var hem her sınıfın ayrı rehberlik hocası var. Yani öğrencinin iki tane rehberlik hocası var. Bu hocalara da en fazla on öğrenci veriyorlar. Diğer dershanelerde ise yirmiden başlar ne kadar olursa artık. Çünkü onlarda bir sınıf yirmi kişi artı sonsuz da ise on. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıyı reklam olarak anlayan olabilir. Çünkü öyle bir zaman diliminde yaşıyoruz ki yanlış anlamada üstümüze yok. Televizyonlarda her gün görüyorum. Bir çok kişi sınav sistemleri hakkında yorum yapıp duruyor ama ben size sınava hazırlanan biri olarak sesleniyorum. Onların tuzu kuru maaşını alıyorlar işleri hazır. Bir hata yapsalar onlar için önemli değil ama bir öğrencinin hata yapması işte burası kötü sonuçlara yol açabilir. İşte bu yüzden sürekli sınav sistemlerinin kaldırılmasını istiyorum, dile getiriyorum. Ama nafile dinleyen kaç kişi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl öğrencileri fazla strese sokmayın. Onların rahat olabilecekleri dershanelere okullara yönlendirin. Büyük şehirlerde yaşıyor iseniz yol çok önemli. Öğrencilerin zamanları çok önemli evinize yakın ya da ulaşımı rahat dershaneler seçin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve hiçbir zaman unutmayın. Hayat bir soru kitapçığından çok daha fazlasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25,04,2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-1752172365663391051?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/1752172365663391051/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/04/neden-art-sonsuz-dershaneleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/1752172365663391051'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/1752172365663391051'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/04/neden-art-sonsuz-dershaneleri.html' title='neden artı sonsuz dershaneleri?'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-2198991040850809085</id><published>2010-04-14T12:16:00.000-07:00</published><updated>2010-04-14T12:17:21.939-07:00</updated><title type='text'>Sanal Kitaplar geldi!</title><content type='html'>Son birkaç haftadır belirli kuruluşların Türkiye’ ye getirdiği bir yenilik yeni bir tartışmaya yol açtı. Aslında daha önceden böyle bir olay vardı ama cebimizde taşıyabileceğimiz küçük aletlere uyum sağlaması yönünden ve arşiv bakımından yoksundu. Neyden mi bahsediyorum e-book yani sanal kitap.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın sanalı mı olurmuş canım, demeyin. Oluyor. Bu uygulama ülkemizde yıllardır vardı ama dediğim gibi gerekli materyal yoktu o da geldi. Yurt dışında rağbet gören bu uygulama çeşitli kuruluşlar tarafından ülkemize de getirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanal kitapların, hem maliyeti daha düşük hem pazarı daha geniş hem de daha karlı. Lakin bu uygulamayla kitaptan soğur muyuz, orası muamma. Ben bir yazıyı yazarken kağıda yazmadan edemem, aynı şekilde bir yazıyı da kağıttan okumayı bilgisayardan okumaya tercih ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın da matbu okunması ayrı bir zevk. Kâğıttan aldığınız haz, koku bunları sanal kitaplar veremeyecek. Buz gibi bir makineden kitap okuyacağız. Her şey de teknolojiyi öven ben sanırım bu uygulamada biraz geriden gelmeyi tercih edeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazeteyi bile eline alıp okuması ayrı bir zevk iken gazetemi bilgisayardan okurken aynı şeyi alamıyorum.  Kitapta da aynı şey olacaktır. Çağı yakalamak gerekir ama …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemiz insanları bilindiği üzere okuma konusunda fobileri olan bir millet. Kitap, dergi gibi şeyleri okumaz gazeteyi de belirli kesimler hariç geri kalanları görüşlerine destek olmak amacıyla alır. Böyle bir millete bir de sanal kitap gelir ise iyicene kitap okuma oranları düşer. Daha önce ülkemiz insanlarının okumalarıyla ilgili birçok araştırmaya yer verdim. Bu insanlar okumuyor arkadaş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap satılır mı bu ülkede? Evet, hem de ne satılır. Reklâm sayesinde kitap ile alakası olmayan insanlara kitap aldırırsınız ama amaç kitabı sattırmak mı yoksa okutmak mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şıklar arasındaki aşk’ ı çıkardığımda birçok kişi bana: ‘’ Bu ne bu kadar küçük kitap mı olur?’’ dediler. Bende onlara araştırmalardan bahsedip ya da başka şeylerden bahsetseydim veya kaba bir dille ‘’ sanki çok okuyorsun da!’’ diyeceğime ‘’ şartlar’’ diye kısa cevap verdim. Uzun uzun anlatsaydım o insanlar beni dinlemeyi bir süre sonra bırakacaktı. Eğer o kitabı kendi gönlümdeki uzunluğundaki gibi yazsaydım yine satılırdı fakat okunmazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemiz de en çok satan kitap ‘’Şu Çılgın Türkler’’ dir. Halkımız için oldukça kalın bir kitaptır. Çoğu kişinin okuduğuna inanmıyorum. Eğer okusaydı devamından gelen ‘’ Diriliş’’ ve ‘’ Cumhuriyet’’ i de okurdu. Çılgın Türkler’in asıl salt okuru üçlemenin tüm kitaplarını okuyanlardır ve bu sayı kitabı alanların yayında devede kulak kalır. Aynı şekil de ‘’Alacakaranlık’’ ve ‘’ Harry Potter’’ serilerini okuyanlarda da geçerli.Yeni piyasaya çıkan ‘’ Bozkırın Sırrı’’ içinde geçerli. Misal bu kitabı alanların çoğunun kitap ile alakası olmayan insanlar olduğuna inanıyorum. Sırf Kurtlar Vadisi’nde Polat okudu diye alan ne kadar insan vardır? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de bu kitaplara para vermeyiz. Çoğu insan kitaba verilen parayı gereksiz görür. Aslında kitaba verilen para en değerlisidir. Çünkü bilgiye verilen bir paradır o. Bizde bilgiye saygı pek olmadığından orijinalini alacağımıza gider korsanını alırız, marifetmiş gibi. Bir bakıma onlarda da haklı bir bakıma yazar da Nasrettin Hoca fıkrasına döner bu olay.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim sanal kitabın ülkemizde pek tutacağını sanmıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14,04,2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-2198991040850809085?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/2198991040850809085/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/04/sanal-kitaplar-geldi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/2198991040850809085'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/2198991040850809085'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/04/sanal-kitaplar-geldi.html' title='Sanal Kitaplar geldi!'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-5499538597368376970</id><published>2010-03-30T11:25:00.000-07:00</published><updated>2010-03-30T11:26:22.538-07:00</updated><title type='text'>Kitap maceralarına devam</title><content type='html'>İlk kitaptan sonra tam gaz ikincisi için de çalışmalara başladım. Aslında bu kitap ilkinden önce bitmişti ama bazı düzlemeler yaparım di ye beklettim. Diğerinin ne acelesi var dı diye bilirsiniz? Biliyorsunuz o kitabın yani ‘’ şıklar arasındaki aşk’’ ın bir amacı vardı. Bu amaca ne kadar ulaştım orası muamma ama yapabileceğim başka bir şey yoktu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğu kişi niye bu kadar kısa, niye böyle niye şöle diye bir sürü eleştiriler yöneltti. Haklılar zaten o kitap çok da içime sinmedi. Böyle olmasını ummazdım. O kitap tamamen araştırmalar üzerine yapıldı. İlki ve bence de en önemlisi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Bir araştırmaya göre, bir Japon yılda 25, İsveçli 10, Alman 9, Fransız 7 kitap okuyor.Türkiye'de ise yılda sadece 6 kişiye bir kitap düşüyor. &lt;br /&gt;Gelişmiş ülkelerde hatta beğenmediğimiz Asya ülkelerinde kişi başına düşen yıllık kitap alımı, ortalama 70 Avro (Euro) iken, Türkiye'de ise bu rakam 10 Euro’nun altındadır. Türkiye'de her 100 kişiden sadece 4 kişi kitap okuyor. Japonya'da yılda 4 milyar 200 milyon kitap basılırken, Türkiye'de ise bu rakam sadece yılda 8 bin ila 10 bin arasındadır.&lt;br /&gt;Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim Raporu'nda, kitap okuma oranında Türkiye, Malezya, Libya ve Ermenistan gibi ülkelerin bulunduğu 173 ülke arasında 86. sırada. &lt;br /&gt;Çeşitli ülkelerde, bir yıl içerisinde basılan kültür kitaplarının sayısı şöyledir:&lt;br /&gt;Amerika 72.000&lt;br /&gt;Almanya 65.000&lt;br /&gt;İngiltere 48.000&lt;br /&gt;Fransa 39.000&lt;br /&gt;Brezilya 13.000&lt;br /&gt;Türkiye 8.000-10.000&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında ‘’ şıklar arasındaki aşk macerası ‘’ adlı yazımda da bunu noktalara değinmek isterdim ama o kadar çok ayrıntıya girseydim. Yazım o kadar okunmazdı. &lt;br /&gt;Madem kitaptan başladık. Kitap hakkındaki araştırmalarla devam edelim. Neden ‘’aşk’’ konusunu seçtiğimi o yazımda belirtmiştim. Çoğu kişi olayı gerçek zannetse de tebessümle karşıladım hepsini. Belirli hatları gerçek olsa da hikayenin tamamı gerçek değil :) Bir de o hikayedeki ana karakteri ben zannedenler oldu :)  &lt;br /&gt;Aslında o kitap da içime sinmeyen noktalarda var. Daha uzun olsaydı keşke. Daha detaylı anlatsaydım olayı. Daha içeri girseydim ama okuma oranları ortada bu rakamlar ortadayken nasıl olur da uzun uzun kitap yazabilirim. İçime sinmiş olsaydı 100 – 200 sayfa olur du belki de geçerdi ama 55 sayfa oldu. Arkadaş okumuyorsunuz napa bilirim. Yeni yazacağım kitap en azından içime sinecek bu konudan rahatım.&lt;br /&gt;Bir de asıl sevdiğim alanlar. Ben öykücü felan değilim. Feyza Hepçilingirler’ in öykü atölyesine katılmış olmama rağmen ben asıl fıkra yazdım. Fıkrayla geliştim, büyüdüm. Seviyorum arkadaş fıkra yazmayı. En azından daha rahatım. Öykü de belirli kalıplar içerisinde sıkışıp kaldım. Kurallar yumağı. Hoş çoğunu yıkarak yazsam da ve çoğu üstadım gülerek karşılasa da ben öykü adamı değilim, bunu anladım. Belki ilerde roman denerim. Yaş daha kaç.&lt;br /&gt;Bir konuda bu yaş. Neredeyse herkes yaşımdan dolayı önyargıyla yaklaştı. Bence geç bile kaldım. Keşke daha önce başlasaydım, dediğim çok oldu. &lt;br /&gt;Bir çok kişide bu yaş konusundan beni kabul etmedi. Bir çok yayın eviyle irtibattaydım. İyi yazıyorsun, hoş yazıyorsun dediler ama yaşın biraz şey değil mi? Ney? &lt;br /&gt;Neyse ki Oğuzhan Bey ( Oğuzhan Cengiz) bu konuda oldukça hoş görülü. Gençlerine destek veren . Bu ülkenin gençlerine güvenen birisi . Ayrıca Türkiye’nin en genç yazarı sevgili Asena Eren Arıoğlu’ nu yine keşfeden ve kitabı Masmavi’ yi basan da Oğuzhan Bey dir.&lt;br /&gt;Çemberli taş’ da ki Bilgeoğuz Kitapevi’ne uğramanızı tavsiye ederim. Mert Abi’nin o sımsıcak karşılamasını ‘’ Hoş geldin Kardeşim’’ demesini Oğuzhan Bey’in babacanlığını bir tatmanızı tavsiye ederim. Ayrıca Bilgeoğuz ve Fosil’ den oluşan kitaplardan da istediğinizi seçerek bir tane -en az- almanızı da tavsiye ederim. Oradaki en güler yüzlü kitapevi orasıdır. Bunu deneyen birisi olarak söylüyorum. Başlardan yukarıya doğru Timaş, İz, Nesil -aklıma gelenler bunlar-   girin daha sonrada Bilgeoğuz’ a girin farkı anlarsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse lafı uzattık yine görüyor musunuz. Ben başka bir konu işleyecektim bu yazıda ne niyetle başladık nereye geldik. Neyse önemli olan niyet değil mi? İnşallah niyetimi de başka bir yazıda yerine getireyim. Kaçmak yok yazmadan. Konu ne miydi? Sürpriz olsun oda. Bu arada sürekli değişen okur kitlemde bazı kişiler sabit olmaya başladı. Okur kitlesi denen o insanlar bende de oluşmaya başladı. Çok hoş bir duygu bu da. &lt;br /&gt;Bu yazı fazla uzamadan kısa keseyim. Sonra sayfalarda uzuyor. Okumuyorsunuz, zaten üç beş tane okuyan insan var şu ülkede onları da kaybetmeyelim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30.03.2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-5499538597368376970?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/5499538597368376970/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/03/kitap-maceralarna-devam.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/5499538597368376970'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/5499538597368376970'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/03/kitap-maceralarna-devam.html' title='Kitap maceralarına devam'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-2042743802203605334</id><published>2010-03-30T10:36:00.000-07:00</published><updated>2010-03-30T10:37:25.346-07:00</updated><title type='text'>Bu anayasanın velisi kim?</title><content type='html'>Çoğu kişinin hatırladığı bir repliktir ’’bu tavuğun velisi kim?’’ Halk kahramanımız Recep İvedik, Turkcell reklamlarında rol gereği her yerden çıkan o Turkcell tavuğuna sinirlenerek &lt;br /&gt;‘’ bu tavuğun velisi kim?’’ diyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Recep İvedik, Şahan Gökbakar’ ın yarattığı ve halkımızın büyük çoğunluğunu yansıttığı bir karakterdir. Recep İvedik filmlerinin de bu kadar reyting alması bunu gösteriyor. Çünkü halk, kendinden bir şeyler bulunca onu destekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turkcell’in reklamlarında her yerden çıkan o tavuk gibi şu zamanlarda da her yerden çıkan bir konumuz var. O da anayasa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halkımız televizyonları açıyor anayasa, gazeteleri açıyor anayasa, onu açıyor bunu açıyor her yerden bir anayasa çıkıyor. Halkımızda hayliyle sıkılıyor. Çünkü onlar daha anayasanın ne olduğunu bile bilmezken her yerden anayasa ile yorumlar çıkıyor. Onlarda soruyor ‘’ bu anayasanın velisi kim?’’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakikaten de bu anayasanın velisi kim? Halk mı yoksa iktidar mı? 82 anayasası asker anayasası olarak bilinir ondan önceki halk anayasası olarak peki bu anayasa kimin olarak anılır sizce?  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence üzerinden durulması konu asıl olarak halkımızın bilgisi. Çünkü onlar  daha anayasasın ne olduğunu bile bilmiyorlar. Bir araştırma yapılsın ve sizde tabloyu göreceksiniz. Halkımız bu tür konularda bilgisiz. Ortaya çıkan duruma göre de anayasa taslağının referanduma gönderilme olasılığı var. Yani anayasanın ne olduğunu bilmeyen insanlara anayasayı oylatacağız. Biraz komik bir durum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sürekli gündem de olan programların öncelikle anayasanın ne olduğu hakkında halkı bilinçlendirmeleri lazım. Daha sonra hangi madde üzerinde yoğunlaşacaklarsa onun üzerinde bilgi verilmeli ona göre de tartışılmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha adam akıllı kitap okumayan, bilgi edinme fobileri olan halkımız bir şekilde bilinçlendirilmeli bu  konuda ardından tartışılmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkat edin çoğu tartışma programları belli konuda bilgi sahibi olan insanlara hitap ediyor. Halbuki yanlıştır. Bu programları yapanlar ve katılanlar halkını tanımadıkları ap açık ortadadır. Halkını tanımayan insanlarında o programlarda olması ayrı bir komedidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğu entelektüel kesim halkı da kendileri gibi görmektedir ve öle davranmaktadır. Bu da yanlıştır. Halkımız maalesef o beğenmedikleri Recep İvedik dir. Halkımız bu dur. Onları yok sayamayız. Çünkü bizleri biz yapan onlardır. Eğer o kişiler gibi onları yok sayarsak, onlarda bizleri yok sayar ve hiçbir şekilde bir yere varamayız. Halbuki bizim görevimiz onları eğitmek olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30.03.2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-2042743802203605334?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/2042743802203605334/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/03/bu-anayasann-velisi-kim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/2042743802203605334'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/2042743802203605334'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/03/bu-anayasann-velisi-kim.html' title='Bu anayasanın velisi kim?'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-9060845623378135304</id><published>2010-03-27T13:00:00.001-07:00</published><updated>2010-03-27T13:00:27.136-07:00</updated><title type='text'>Bir genç nasıl olmalı?</title><content type='html'>‘’ Şıklar  arasındaki aşk’’ adlı kitabımın hazırlık evresinde ve şimdiki zamanlarda gençler üzerinde yapılan araştırmalarla fazlaca ilgileniyorum. Bu konuyu asıl olarak hazırlıklarına başladığım ‘’ nereye gidiyor bu gençlik’’ adlı kitabımda detaylı olarak işleyeceğim ama bu yazıyı da yazmadan edemeyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maalesef gençliğimizi tanıyamıyorum. Bir genç olarak yaşıtlarımı tanıyamıyorum. Bu tabloyu aslında CafCaf mizah dergisi çok iyi işledi. 2007 yılında çıkan ikinci sayısının kapağını hatırlayanlar vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;M.Kemal, Ey Türk Gençliği dediğinde karşısında vatanı için canını vermeye hazırlanan gençler vardı. Ya şimdi?&lt;br /&gt;M.Kemal, Çanakkale’ de gençlerle aynı safta savaşırken yine bu ülkenin gençlerine güvenmişti. Ya şimdi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok merak ediyorum. Allah Korusun! Tabi ki de ama Çanakkale Savaşı şimdi olsaydı ne kadar genç koşardı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şunu üzülerek söylüyorum ki artık gençlerimize güvenemiyorum. Çünkü karşımızda adam akıllı bir gençlik yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Habertürk gazetesi geçenlerde yaptığı araştırmaya göre hala heceleyen Anadolu liseli öğrencilerinin olduğunu söyledi. Ondan önce Antalya’ da yapılan araştırmaya göre günümüz sanatçılarını tanımayan lise öğrencilerinin olduğunu tespit etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki bir genç nasıl olmalı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;M. Kemal’ in Gençliğe Hitabesi her eğitim görülen yerde vardı. Gençlerin kaçı okudu acaba?&lt;br /&gt;Bakın N.Fazıl’ ın gençliğe hitabesini demiyorum. Genç Dergi’ yi okuyanlar zaten soyu tükenmiş numunelik adam akıllı gençler. Ben en azından M. Kemal’ in Gençliğe Hitabesini okuyun diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anladık, Türk edebiyatıyla fazla haşır neşir değilsin ki kitap okumayı sevdirmek için şıklar arasındaki aşk ı yazsam da kaç kişi okudu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç Dergi, ismiyle müsemma felsefesiyle ilk sayısından beri canla başla çalışıyor. Kaçımız alıp okuduk?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey Türk istikbalinin evladı! Kendine gel. Sen yedi cihana hükmetmiş ecdadının torunusun. Sen dünyayı titretmiş bir neslin evladısın. Kendine gel. Uyan artık bu cahil uykudan. Damarlarındaki asil kanın farkına var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27,03,2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-9060845623378135304?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/9060845623378135304/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/03/bir-genc-nasl-olmal.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/9060845623378135304'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/9060845623378135304'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/03/bir-genc-nasl-olmal.html' title='Bir genç nasıl olmalı?'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-1081610977793192326</id><published>2010-03-17T12:33:00.000-07:00</published><updated>2010-03-17T12:34:35.357-07:00</updated><title type='text'>Utanç Manzaraları</title><content type='html'>Bugün her zamanki gibi güne test çözmek yerine gazete okuyarak başladım. Test çözmeden önce gündemi takip etmek daha iyi geliyor bana. Nedense çözemedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrenim gördüğüm sınıf, Türkiye’ nin pek de görmeye alışık olmadığı öğrencilerle doludur. Çünkü sınıf arkadaşlarım ve ben sürekli düşünce alış verişinde bulunuruz ve bu durum pek de alışık olunmayan durumdur. Çoğu okulları araştırın. Ben içerisindeyim. Sistemin içerisindeyim.Size şunu söyleyeyim: Durum hakikaten de utanç manzarası. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden mi?&lt;br /&gt;Çoğu öğrenci tabir yerindeyse boş geliyor boş gidiyor. Zamanında Antalya’ da lise öğrencilerine yapılan bir anket vardı hatırlarsınız. Bir yazımda hangisiydi unuttum bu ankete yer vermiştim. Gençliğinizi görün diye ama son yapılan bir ankete göre kimsenin umurunda olmadığını anladım. Habertürk gazetesi yaptığı çalışmaya göre hala heceleyen lise öğrencileri olduğunu hem de günümüzün en prestijli okullarında olduğunu geçen gün haber yaptı. Hakikaten de utanç manzarası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen gün AB den açıkça bizi neden almadıkları söylediler. Çünkü bizim nüfusumuzdan korkuyorlar. Bizim nüfusumuzun da çoğunluğu gençler oluşturduğuna göre bu utanç manzarası ne zaman düzelecek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazıya başladığım yere dönelim. Sınıfımdan bahsediyordum. Bizim sınıfa bir çok gazete gelir. Arkadaşlar sağ olsun alırlar.   Sabah, Taraf, Milliyet, Zaman, Yeniçağ, Posta, Habertürk, Fanatik. Bu gazeteleri ekleriyle düşünürseniz. Oldukça gazete oluyor. Bugün gazeteleri bırakıp eklere başlarken bir utanç manzarası ile daha karşılaştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah’ ın ve Milliyet’ in Kitap ekleri aynı gün yani çarşambaları çıkıyor. Bu ekleri okuyordum. Normal de Türkiye de yaşıyoruz değil mi? Kitap ekinde de Türkçe kitapların tanıtımını beklersiniz değil mi? Yok arkadaş, yok. Kitap eklerinde bile Türkçe vurgusu yok.&lt;br /&gt;Üç beş tane Türkçe kitap reklamı, tanıtımı var ise  yabancı kitaplar onlardan kat kat daha fazla. Arkadaş ne oluyor bu ülkeye?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer İngilizce bir şeyler istesem giderim o dilin ana dil olduğu bir yere ama burası Türkiye. Türkçe burada ana dil. O yüzden Türkçe ön plana çıkarılması gerekiyor ama gelin görün ki İngilizce ön plana çıkarılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen günkü yazıma İngilizce artık evrensel bir dil oldu ama diye yorumlar geldi. İngilizce evrensel dil olmadı, olduruldu. Hakimiyet kimdeyse onun sözü geçiyor bunun farkında değil misiniz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanında 3 kıtaya hakim olan Osmanlı sayesinde Türkçe ön plandaydı. Daha çok Osmanlıca ama Osmanlıcada Türkçe’ nin Arap harfleriyle yazılmış hali olduğundan Türkçe vurgusu vardı yine de. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zaman İngiltere ön plan çıktı. İngilizce de ön plan çıktı ve İngilizler İngilizceyi zorunlu kıldılar. Sömürü topraklarına İngilizce yi zorunlu kıldılar. Osmanlı hakim olduğu topraklara öyle bir şey yaptı mı? Koskoca bir Hayır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen gün konuşuyorduk yine. İngilizce neden evrensel dil diye. Verilen cevap da bir hayli ilginçti. İngilizce, Dünya da en fazla konuşulan dil de ondan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ee arkadaş. Dünya nın en fazla konuşulan dili demişsinde. Senin dediğin o yerler zamanında İngiliz sömürüsüydü. Şimdi de  Amerikan Emperyalizmi hakim tüm dünya da. Olaya böyle bakın. İngilizce evrensel dil olmadı, olduruldu ve oturup başta Türkçemizin yok olmasını izlemek başlı başına bir utanç manzarası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17,03,2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-1081610977793192326?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/1081610977793192326/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/03/utanc-manzaralar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/1081610977793192326'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/1081610977793192326'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/03/utanc-manzaralar.html' title='Utanç Manzaraları'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-8113474905879409070</id><published>2010-03-15T10:41:00.000-07:00</published><updated>2010-03-15T10:42:16.654-07:00</updated><title type='text'>Turkhce lesmek</title><content type='html'>Öyle bir zaman diliminde yaşıyoruz ki bu yazıyı yazma gereği duyuyorum. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Zamanı biraz geriye alarak başlayayım. Türkler yani biz Orta Asya da hüküm sürdük. Daha sonrasında çeşitli yerlere göç ettik. Yeni yurtlar edindik. Çoğaldık gittikçe. Bazen Dünya’ ya hakim  olduk bazen onlar bize. Ama genellikle biz onlara. Çünkü bağımsızlık kanımızda var. Fakat günümüz de öyle mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yedi cihanda hüküm sürdük ama bir kez olsun – hadi belki olmuştur – bağımsızlıktan ödün vermedik. Vermeyeceğiz de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz Türkler, özellikle kültürümüze bağlı bir milletiz. Edebiyatımıza,sanatımıza, musikimize kısacası kültür etkinliklerimizden ödün vermedik ama maalesef veremeyeceğiz diyemiyorum. Çünkü verdik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizler kültürüyle var olan bir milletiz. Orta Asya daki Orhun Abidelerinden günümüze kadar uzanan edebiyatımız var. Sokaklarımızdan tarih fışkırıyor. Her toprak parçasından tarih fışkırıyor ama biz ona sahip çıkıyor muyuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar anlaşmak için dilini kullanır. Kültürel etkileşimler de dil sayesinde olur. Eğer bir millet tarihinden, kültüründen kopmuş ise o millet dilinden kopmuş demektir. Günümüzde ise bu manzarayı görüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sokaktaki insan tarihini,atasını,ecdadını tanımıyor ise bu dilimizin yani Türkçemizin yok olmasındandır. Ama sokaktaki insanlara sorun  Amerikalıları, sorun İngilizleri onu bilirler. Neden çünkü konuştuğumuz dil Türkçe den ayrıldı. Yani kültürümüzden, bizden ayrıldı. İngilizceye doğru kayıyor dilimiz. Şu anda dilimiz İngilizce değil ama Türkçe ile İngilizce arasında yani Turkhce &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sokağa çıkıp bir gözlemleyin. İnsanlar Amerikan filmlerindeki gibi giyinmeye çalışıyorlar, onlar gibi konuşmaya çalışıyorlar. Bu adamlar tabiî ki de kültürünü bilmez, ecdadını bilmez. Çünkü onu kültürüne bağlayan bağ yavaş yavaş yok oluyor. Oturup kimse de buna ses çıkarmıyor. Bu kadar meraklısı olduğunuzu bilmezdim, kovboy şapkası takıp hamburger yeme meraklısı olduğunuzu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15.03.2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-8113474905879409070?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/8113474905879409070/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/03/turkhce-lesmek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/8113474905879409070'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/8113474905879409070'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/03/turkhce-lesmek.html' title='Turkhce lesmek'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-7525132555321211607</id><published>2010-03-07T10:48:00.000-08:00</published><updated>2010-03-07T10:49:19.267-08:00</updated><title type='text'>Facebook da bizde varız</title><content type='html'>Facebook da bizde varız. Grubumuza girmek için&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.facebook.com/home.php?#!/group.php?gid=358170388072&amp;ref=ts&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gencmanifesto bünyesi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-7525132555321211607?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/7525132555321211607/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/03/facebook-da-bizde-varz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/7525132555321211607'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/7525132555321211607'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/03/facebook-da-bizde-varz.html' title='Facebook da bizde varız'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-3650853627431168054</id><published>2010-03-07T10:32:00.000-08:00</published><updated>2010-03-07T10:33:09.045-08:00</updated><title type='text'>El insaf!!</title><content type='html'>Sevgili okurlar;&lt;br /&gt;Farkındayım uzun bir süre oldu. Bana bir çok elektronik mektup geldi. Çoğu da editörlerimden. Artık yeni yazı yaz diye. İyi de kardeşim çok mu kolay sanıyorsunuz ?&lt;br /&gt;Öss yeni adıyla Ygs,Lys olan illetle uğraşıp hem de yazı yazmak. Hiç de kolay değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğu genç kendini şıklara gömerken. Ben yine de günlük gazetelerimi okumaya, kitabımı okumaya çalışıyorum. Az da olsa bunu başarmaya çalışıyorum ama iş yazı yazmaya gelince biraz zor oluyor. Çünkü kafamı testlerden bi nefes almaya kaldırdığımdan yazı yazmaya bırakın vakit kalmayı başımı kaşıyamıyorum. Bir de kitap macerası var, takip edenler bilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ee arkadaş, yaş 18 de oldu. Millet milli olma maceraları peşinde koşarken biz masa başında yazı yazıyoruz ama paşamlar memnun olmuyor. KktcMedya da yazarlığım iptal oldu. Sebep bir süredir yazı yazmıyormuşum. Doğru ama bir sorsana neden. Yine yazı yazdığım diğer sitelerden editörler soruyor: Hayırdır Tolga yazın gelmedi, diye. Bende açıklıyorum; Böyle, böyle…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç kusura bakmayın ama yaş 18 olmuş hangi genç 33 ülkeden okuyucuya ulaştı, hangi genç 14 farklı internet sitesinde yazı yazıyor, hangi genç dergide çalıştı,hangi genç röportajlar yaptı,hangi genç dergi editörlüğü yaptı,hangi gencin kitabı var,hangi gencin 3 tane onur belgesi var söyleyin bana. Bana bunların cevabını söyleyin ondan sonra gelin karşıma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şunu da söyleyeyim. Yazarlık yaptığım çoğu sitede özgeçmişim mevcuttur. Orada eşek kadar 1992 doğumlu yazıyor. Sen ne biçim editörsün okusana, o doğum tarihini gören benim sınavlarla uğraştığımı hala lisede okuduğumu anlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kişilere sesleniyorum. El insaf, El insaf!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;07,03,2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-3650853627431168054?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/3650853627431168054/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/03/el-insaf.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/3650853627431168054'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/3650853627431168054'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/03/el-insaf.html' title='El insaf!!'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-3776453462980874093</id><published>2010-01-26T13:46:00.001-08:00</published><updated>2010-01-26T13:46:40.498-08:00</updated><title type='text'>şıklar arasındaki aşk hakkında</title><content type='html'>Dün İstanbul’ u kar işgal etmişti. Çoğu insan evinden çıkmaya üşenirken, camın önünde oturup ellerinde çaylarıyla karın yağmasını seyrederken ben ise tarihi tekrar yaşıyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahrayıcedit’ ten Kadıköy’ e oradan Eminönü’ ne oradan Çemberlitaş’ a ve oradan da Bab-ı Ali yokuşuna.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu yolu niye çektiğimi düşünebilirsiniz. Sizler için hikayeyi başa sarıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2009’ un temmuz ya da ağustos ayıydı. Sahil kenarında şezlonguma uzanmış müzik dinliyorum. Etrafı izliyorum. Herkes kitap okuyor. Ne güzel bir manzara! Daha dikkatli bakıyorum, okunanları görmek için. Twilight, New moon, The Da Vinci Code,  Norman Vincent Peale'in Başarırım Dersen Başarırsın, Emma Goldman'ın otobiyografisi Dans Edemeyeceksem Bu Benim Devrimim Değildir, WPater'ın The Renaissance'ı (Rönesans) vs vs ve o an içim tarif edilemeyecek türden bir duyguya şahit oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’ de yaşıyoruz, anadilimiz Türkçe ama niye herkes başka dilden kitaplar okuyor? Türkçe kitapların nesi eksik? Yabancı dilden kitap okumayın demiyorum ama ilk önce kendi dilimizdekileri okuyalım ondan sonra yabancı dildekileri okuyalım. Şuna değinmeden geçemeyeceğim Elif Şafak’ ın Aşk’ ı da çok okundu ama;&lt;br /&gt;İlk olarak bu kitap da yabancı dilde yazıldı ondan sonra Türkçe’ ye çevrildi. &lt;br /&gt;İkinci olarak kitabı okuyanlarla konuştuğumda çoğunun sonuna kadar okumadığını fark ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte tüm bunları yaşarken Türk Gençliğini nasıl olur da kendi yapıtlarımıza çekeriz düşüncesi beni aldı, götürdü. Ve şu tespitleri çıkardım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gençliğimiz aşk ve meşk konularına fazlaca ilgili.&lt;br /&gt;Çok kalın kitapları sevmiyorlar ince özellikle cep kitaplarını seviyorlar.&lt;br /&gt;Kendilerinden bir şey arıyorlar. Okuduğunda, o karakterin ya da tipin içine girmek istiyorlar.&lt;br /&gt;Kendi dertlerini anlatmasını istiyorlar. Öss, sbs, ev- dershane- okul üçgeninden bahsetmesini istiyorlar.&lt;br /&gt;Arada bir okurken eğlenmek istiyorlar. Kelimeler arasında gezinirken arada bir mırıldanmak istiyorlar hatta yeri geldiğinde küfretmek istiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve tüm bu tespitlerimi bir araya getirdiğimde yakında raflarda göreceğiniz kitabım’’ Şıklar arasındaki Aşk’’ ortaya çıktı. Fosil Yayınlarından piyasaya çıkacak kitabım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi Bab-ı Ali yokuşunu niçin çıktığımı anlamışsınızdır? Fosil Yayınları bu yokuşunun hemen ucunda. Bana tarihi yaşatırken, aynı zamanda Türk Gençliğine okutacak bir şeyler ortaya çıkardığından dolayı teşekkür etmek isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı kişiler bu çalışmalar sırasında yanlış tezlere ulaştı. Bu noktaya değinmek istiyorum. Bu eser bir edebi eser değildir. Çünkü bir edebi eser bu kadar basit bir süreçte yaşanmaz. Bu sadece edebiyata alıştırma evresi. Hani bazıları çocuklarına, öğrencilerine edebi kitapları veriyorlar sonrada gençler kitap okumuyor diye feryat ediyorlar ya bu eser onlara da yazılmıştır. Çünkü bu tür benim tabirimle ‘’hap’’ eserler okumayı sevdirir, başka başka kitapları almaya teşvik eder. Çocuğunuza ya da öğrencinize edebi eser vermeden önce alıştırma yapma için bu eseri verebilirsiniz. Tekrar ediyorum benim yazdığım eser edebi eser sınıfına giremez.      &lt;br /&gt;Bu feryadımı yapmak istedim; çünkü karşıma o kadar yanlış fikirle geldiler ki. Bir de başka bir konu var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğu kişi neden bu yaşta böyle bir girişime girdiğimi sordu? Onların daha önce yazdığım ‘’ &lt;br /&gt;bu sabırsızlık niye?’’ adlı yazımı okumamış olduklarını fark ettim ama yine de bu konuya değinmek istedim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey efendiler!&lt;br /&gt;Siz değimliydiniz bu ülke gençleri kitap okumuyor diyenler. Ben de size bu gençliği okutacak bir şeyler yazdım fena mı ettim? Biraz daha yaşın ilerleseydi diyenler oldu. Haklılar tabi 30,40 bilemedin 50 yaşında gençlik kitabı yazılır zaten. Genciz ya o yaşlarda gençleri de çok iyi anlarız.&lt;br /&gt;Üstatlarım! Dedim, sustum ama ortada yanlış bir şeyler var. Sistem de dönmeyen bir nokta var. Bu edebiyat çarkının dönmesini sağlamalıyız. Siz yine edebiyatınızı yapın ama bu gençleri sizin seviyenize bir den çıkaramayız. Bunu da anlayın. Gençler eserlerinizden sıkılıyor bu da çok normal çarkta eksik parçalar var. Benim görevim ise bu parçaları tamamlamak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de bir husus daha var. Piyasadaki en genç yazarlardan biri oldum. Diğerlerinin ücretler ödeyerek eserlerini bastırdığını ve benim tek kuruş vermeden böyle bir eser yazdığımı dikkat çekmek istiyorum.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;26,01,2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-3776453462980874093?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/3776453462980874093/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/01/sklar-arasndaki-ask-hakknda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/3776453462980874093'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/3776453462980874093'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/01/sklar-arasndaki-ask-hakknda.html' title='şıklar arasındaki aşk hakkında'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-2494069408209525717</id><published>2010-01-16T11:16:00.000-08:00</published><updated>2010-01-16T11:17:10.372-08:00</updated><title type='text'>Gazete Galata, yeni ücretsiz gazetemiz</title><content type='html'>Bir zamanlar sokaklarda sabahın ilk ışıklarıyla birlikte dağıtılan gazeteler vardı, hatırlar mısınız? Sabahın erken saatlerinde trafikte sıkışan insanlara hizmet ederek onları gazete okumaya teşvik eden bir gazete vardı.Bunlardan biri;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gaste idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlarda herkes tarafından sevilen bu gazete, 500 bin gazete ile 6 milyon kişiye ulaşmıştı. Bu yayın kuruluşu Türkçe’ yi  deyim yerindeyse katlederek ‘’ gazete’’ sözcüğünü ‘’ gaste’’ formuna dönüştürerek yayın hayatını sürdürmüştü.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonraları bu gazeteye bir de rakip çıktı. Bu ise;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20dk  idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğan grubuna ait olan bu yayın kuruluşu da aynı saatler de halkımıza ücretsiz olarak dağıtılmıştır. Bu gazetelerin misyonları, vizyonları bir yana halkımıza gazete okuma alışkanlığını yerleştirmekte büyük bir fayda sağladığını görmezden gelemeyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lakin günümüz de ne Gaste kaldı ne de 20 dk? Peki bu gazetelere ne oldu? Neden bir anda ortadan kayboldular. İşte bu sorular aklımdayken bir ücretsiz  gazete daha ortaya çıktı. Bu ise:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazete Galata&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilik sadece İstiklal Caddesi’ nde yayın hayatına başlayan bu gazete, hem vizyonuyla hem misyonuyla okunulmaya değer bir gazete. Bu projenin başındaki isimlerden İsmail Cem Özkan’ ın oluşu bu projeye ayrı bir tat vermişe benziyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız bir sıkıntıları var. Bu gazete reklam bakımından Gaste ve 20dk kadar şanslı değil. Reklam hususunda desteklerini arıyorlar. Ülkemizin en kalabalık şehri olan İstanbul’ un en kalabalık caddelerinden olan İstiklal de faaliyet gösteren bu gazetenin reklam bulamaması hayret doğrusu. Umarım bu yazıyı okuyan birileri arasından bu gazeteye destek çıkan olur. Çünkü bu ve bunun gibi gazeteler halkın refah seviyesini arttırdığı gibi onlara okuma alışkanlığı da sağlıyor hem de ücretsiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne gaste de ne de 20 dk da bir refah seviyesi yükseltici  hava görememiştim ama halkın okumaya teşvik ettiğinden yararları olmadığını söylememek olmaz. Fakat  Gazete  Galata hem okurun refah düzeyini arttırıyor hem de halkı okumaya teşvik ediyor. Umarım bu gazete İstiklal dışındaki noktalarda da yayın hayatına devam eder. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16,01,2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-2494069408209525717?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/2494069408209525717/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/01/gazete-galata-yeni-ucretsiz-gazetemiz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/2494069408209525717'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/2494069408209525717'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/01/gazete-galata-yeni-ucretsiz-gazetemiz.html' title='Gazete Galata, yeni ücretsiz gazetemiz'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-4396341094026218341</id><published>2010-01-15T05:16:00.000-08:00</published><updated>2010-01-15T05:22:27.049-08:00</updated><title type='text'>Mahşer-i Cümbüş röportajı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_0KxFUrLLqSs/S1Br3MS22cI/AAAAAAAAABg/q-smmufK9vQ/s1600-h/mahseri_cumbus_020608_2.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 274px; height: 223px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_0KxFUrLLqSs/S1Br3MS22cI/AAAAAAAAABg/q-smmufK9vQ/s320/mahseri_cumbus_020608_2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426956146918742466" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baş yazarımız Tolga Kayasu' nun yıllar önce okul dergisi için Mahşer-i Cümbüş ile yaptığı röportaj, çeşitli yerlerde yayınlandıktan sonra yazarımız tarafından sitemize armağan edilmiştir. Kendisine teşekkürlerimizi sunuyoruz ve sizi röportajla baş başa bırakıyoruz.&lt;br /&gt;gencmanifesto bünyesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açık tribün taraftarı(*)&lt;br /&gt;(*)Mahşer-i Cümbüş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Brecht tiyatronun ilk işlevinin eğlendirmek olduğunu söylüyor. Bir tiyatro ki güldürmez, ben o tiyatroya güler, geçerim diyor. Aslında bir nebze doğru bir bakış açısı ama kişiden kişiye değişen bir bakış. Tiyatro çağımızda hala oturtulmamışken karşımıza cumartesi geceleri bizleri uykusuz bırakan bu altı kişi çıkıyor. Acaba kimdi bunlar, acaba kimdi bizlere gülmeyi tekrar hatırlatan..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlar cumartesi geceleri bizi uykusuz bırakanlar…&lt;br /&gt;Onlar tiyatro sporunu Türkiye ye getirenler…&lt;br /&gt;Onlar bir ilke imza atarak doğaçlama tiyatro ekimini kuranlar….&lt;br /&gt;Onlar kelimelere sığmayan Mahşer-i Cümbüş ekibi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sayımızda sizler için Mahşer-i Cümbüşle daha doğrusu kuralları gereği grubun bir üyesiyle röportaj yaptık. Konuşmalarımız sırasında Uludağ Üniversitesinden alınan bir ödülle renklenen röportajımızla bu sayıda sizlerleyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Röportajımız Özlem Turayla gerçekleştirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahşer-i Cümbüş nedir, kuruluş amacımız nedir??&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Almanya da eğitim gören hocamız Dr. Kadir Çevik,&lt;br /&gt;doktorasını tamamlandıktan sonra bize böyle bir biçimi var, tiyatrosporu denen bir şey var dedi. Bunu şimdilik bunu yaratıcı drama dersleriyle başlayalım ve öyle devam ederiz şeklinde diyaloglarımızla başladı. Doğaçlama oyunlarımız başladı. Bir çıkış noktası alıyorduk ve onu oynuyorduk. Farklı nesneleri farklı amaçlarda gösteriyorduk. Tabi bunlar minimum seviyedeki koşullardaki olanaklardı örneğin yurt dışında bunların ligleri var. Ve tabi bizim amacımız bunun ileride ülkemizde de lig haline gelmesi. Başlarda bunu özellikle Ankara da cafeler de oynuyorduk sonra yavaş yavaş bu duruma geldik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahşer-i Cümbüş’ün anlamı Arapça da açık tribün taraftarı demek. Acaba bu bir ismin kullanılması toplumumuzun futbola yatkınlığından dolayımı yoksa bir anda çıkan bir isim mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Mahşer-i Cümbüş Arapça ve Farsça kökenli bir kelime. Biz okurken değişik isimlere bakıyorduk çeşitli terimlere özellikle futbol… Çünkü ortada bir rekabet var bir grup mahşer bir grup cümbüş ortaya halliyle bir taraf tutma çıkıyordu. Bize yakın geldi. Biz de Mahşer-i Cümbüş olsun dedik. Ayrıca tiyatro sporunu da en iyi şekilde temsil ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahşer-i Cümbüş’ü modern halk tiyatrosu diyebilir miyiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet,biz geleneksel Türk tiyatrosundan geldik.Zaten halk tiyatrosunun modern versiyonu diyoruz,yaptığımız işe.Modern halk tiyatrosunun eskiden unutulmuş geleneğin aslında biz temsilcileriyiz.Evet unutuldu halk tiyatrosu hatta tiyatro unutuldu.Ne acıki…..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayalhane nasıl kuruldu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cafe bar tarzı yerlerde oynarken insanların çok hoşuna gitti. Beğeniyle izlediler ve artık oralar bize küçük gelmeye başladı. Dedik hani birazcık büyütelim İstanbul da Taksim de belli sahneler vardı oralarda oynamaya başladık. Ama tabi oralarda oynamanın zorlukları oluyordu. Bir gün Burak’ın annesi Bursa da bir ilan görüyor sahibinden komple kiralık tiyatro sahnesi diye. Bu durum hakkeden tam yerinde gelmişti ve belli süreçlerden sonra burası ortaya çıktı.&lt;br /&gt;Hayalimizdi burası Mahşer-i Cümbüş’ün bir sahnesi olması olmuştu da ve tiyatroların kapandığı bir dönemde biz burayı iki sezondur ayakta tutuyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Kadir Çevik hocamız ile tanışmamız, Mahşer-i Cümbüş’ün başarısı ve ilk kıvılcımları… Acaba bu durum her başarılı durumun arkasında bir hocanın olduğunu mu gösteriyor??&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi ki bir eğitmenin bir gözetmenin bulunduğu aşikar. Kadir hoca bizi tiyatro sporuyla tanıştırdı. Hocamız bize kapıyı araladı bizde o kapıdan içeri girdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çağımızda daha maalesef tiyatroyu oturtamamışken doğaçlama tiyatroyu nasıl oturta biliriz???&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü; farklı bir şey. Şimdi doğaçlama tiyatro farklı bir şey ve bunu inkar edenler var. Halbuki doğaçlama meddah, orta oyunu gibi Türk Geleneklerinde var. Fakat günümüz tiyatrosunu baktığımızda belli bir metine bağlı halbuki çoğu kişi bundan sıkılmış durumda. Biz Türkiye de doğaçlama tiyatronun öncüleriyiz bu çok büyük bir laf ama biz bunu göğsümüzü gere ger söyleye biliyoruz. Şimdi bizde bu kapıyı araladık başkaları için ve bu biçimi en iyi şekilde taşımak istiyoruz. Biz belli bir metne bağlı değiliz. Farklı bir şey olduğundan insanların dikkatini çekiyor. Çünkü her oyunda sürekli farklı şeyler oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahşer-i Cümbüş’ü asıl tanıtan Anında Görüntü Show mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabiî ki değil. Anında görüntü işin şov kısmı zaten adından da belli. Aslın bizi duyuran reklamlar değil. Çünkü gazeteye bir kere reklam verdik. Onun dışında genellikle fısıltı gazetesiyle ben şundan duydum bundan duydum gibi şeylerle ve radyodan arkadaşlarımız&lt;br /&gt;diyorlardı böyle bir şey var gidip izleyince şeklinde ve bu durumdayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki televizyonla nasıl tanıştık?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim dediğim gibi arkadaşlarımız açık radyodan bizden bahsediyorlardı. Bunu bir gün Osmantan dinliyor. Zaten Osmantan yurt dışında tiyatro eğitimi alan biri ayrıca tiyatro sporunun ne olduğunu çok iyi biliyor. Kendiside ilkleri yapmayı sevdiğinden kafasında böyle bir proje varmış. Tam projesi karşısında duruyordu çeşitli evrelerden sonra televizyon maceramız başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz Mahşer-i Cümbüş’ü altı kişi olarak bilirdik ama tabi ışık ve ses teki arkadaşlarımızla birlikte 6+2 oluyorduk. Acaba bu gruba sonradan Osmantan’ı da görebilecek miyiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi Osmantan’ın katkısı çok büyük özellikle şov kısmında. Evet dokuzuncu kişi olarak işin şov kısmında görebileceğiz. Osmantan bizim hakemimiz oluyor çeşitli şekillerde oyun içinde ikazlar da bulunuyor. Oyunların sunumunu yapıyor bunu normalde kendimiz yapıyoruz ama şov kısmında Osmantan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biriyle tanışmıştım, benimle aynı yaşta bir arkadaş, içindeki tiyatro sevdası ağır basmış olacak ki liseyi okumadan profesyonel tiyatro eğitimine devam ediyor. İlk duyduğumuzda garipsediğimiz bir durum ama düşündüğümüzde neden olamasın ki denen bir durum. Sizce de tiyatro için okul bırakılır mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle hakkeden büyük bir cesaret örneği. Eğer içinde gerçekten o aşk varsa bırakılabilir.&lt;br /&gt;Özellikle işin içinde aile baskısıyla başka bir yere yönelim varsa kesinlikle yapılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğitim sistemiz de tiyatroyu daha oturtamamışken doğaçlama tiyatro karşımıza çıkıyor ki,bu durumda tiyatro sporu devreye giriyor. Peki doğaçlama tiyatro eğitim sistemimizde verilmelimidir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet bence tiyatro sporu eğitim sistemine girmelidir. Sistemiz de hep aynıdır işte metin yorumlarız dramatoloji gibi ki biz bunların her şeyini öğrendik. Bu farklı olarak düşünülüyor daha çok, belki o yüzden sistemde fazla yeri yoktur. Biçim olarak hala kabul edilmedi doğaçlama. Kabul edilsin belki sistemdeki yerini alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca birde kursiyerlerimiz olanlar var. Peki bunlar nasıl ortaya çıktı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz dediğimiz gibi doğaçlama paylaşılarak çoğalan bir şey. Ve bizde kendi bilgi birikimimizi insanlara aktararak kurslarımıza başladık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurslarımız diğer senelerde devam ettirmeyi düşünüyor musunuz ? Düşünüyor iseniz nasıl başvurula biliriz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabiî ki devam ettireceğiz. Gerekli açıklamaları zaten internet sitemizde açıklıyoruz şimdilik sadece eylülde başlıma tasarımız var. Mülakat sistemiyle yeni kursiyerlerimizi seçiceğiz.Dileyen herkes katılabiliyor ama en az on sekiz yaşında olmak şartıyla…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahşer-i Cümbüş bu seneki Hayalhanedeki gösterilerini tamamladı. Biz kendimizi son gösteriyi seyreden şanlı kişilerden sayıyoruz. Önümüzdeki sene cumartesi gecesi işiniz olmasa ve canınız sıkılmışsa çok eğleneceğinize garanti edilen bir adres Hayalhane… Ayrıca yanınızda oturan kişilerle oluşan dostluklara şahit olabilir veya bizim gibi tiyatro oyuncularının yanında oyun izleme şansına sahip olabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız gitmeden önce rezervasyon yaptırmayı unutmayın.Mahşer-i Cümbüş ile ilgili güncel haberlere ulaşmak için http://www.tiyatrosporu.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tolga Kayasu - İrem Çenbertaş&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-4396341094026218341?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/4396341094026218341/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/01/mahser-i-cumbus-roportaj.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/4396341094026218341'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/4396341094026218341'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/01/mahser-i-cumbus-roportaj.html' title='Mahşer-i Cümbüş röportajı'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_0KxFUrLLqSs/S1Br3MS22cI/AAAAAAAAABg/q-smmufK9vQ/s72-c/mahseri_cumbus_020608_2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-7523307459064820950</id><published>2010-01-11T06:04:00.000-08:00</published><updated>2010-01-11T06:05:10.791-08:00</updated><title type='text'>Özkök’ ün ve Doğan’ ın işi bırakmalarının arkasındaki iddia</title><content type='html'>Anayasa Madde 28- Basın hürdür. Devlet basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niye böyle bir başlangıç yaptım, birazdan yazının devamı okuduğunuz da anlayacaksınız. Geçen gün bana bir elektronik mektup geldi. Murat Özdemir tarafından. Başta sadece bir teori olduğuna kanaat getirdim fakat  araştırdığım da bu olay teori olmaktan çıktı. Yalnız kesin emin olamadığımızdan hala bir teori ama en azından sağlam temelleri olan bir teori. Mektubu sizlerle paylaşıyorum. İtalik olanlar anlayacağınız üzere mektuptan alıntılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün, Kanada’dan bir arkadaşım aradı. Hayretler içindeydi. Anlattıklarını dinleyince, inanın benim de tüylerim ürperdi. Doğru mu diye sordum, “ben duyduklarımı sana anlatıyorum, sonrası senin bileceğin şey” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Yazı böyle başlıyor. Daha sonrasında ise iddiasını ortaya sürmeye başlıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Arkadaşım işi gereği Kanada’dan Amerika’ya gidiyor. Türkiye’den gelen bir iş adamı arkadaşı ile buluşuyorlar. Türkiye’den gelen arkadaşı; “ Ben Hoca efendiyi ziyaret edeceğim, istersen beraber gidelim” diyor ve ısrarcı oluyor. Beraberce Hoca efendi’nin çiftliğine gidiyorlar. Orada Hoca efendinin, mükemmel İngilizce bilen adamlarından birinden duyduklarını da bana anlatıyor. Bana anlatanları kendi üslubumla size takdim ediyorum;  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burasının kurgusal olduğuna inansam da çünkü; o arkadaş kim, o arkadaşın iş adamı arkadaşı kim nerede buluşuyor gibi ayrıntılarında olması lazım. Birazdan okuyunca sizde anlayacaksınız ortaya inanılmaz bir iddia atılıyor bu iddianın da doğruluğunu kanıtlamak için kesin, kendinden emin kanıtlara ihtiyacı var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yer: Başbakanlık&lt;br /&gt;Tarih: 24.Aralık.2009&lt;br /&gt;Toplantıya Katılanlar; Sn. Başbakan, Sn. M. Ali Yalçındağ, Sn. Arzuhan Yalçındağ, Sn. Vuslat Doğan Sabancı ve bir danışman (Hoca efendiye durumu anlatan olabilir)&lt;br /&gt;Toplantı süresi; 2 Saat 15 Dakika&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alınan Kararlar; &lt;br /&gt;*Milliyet Gazetesi+ Vatan Gazetesi+ Star Televizyonu, belirlenen tutar ile, Ethem Sancak ve Akın İpek’e satılacak.&lt;br /&gt;*Ertuğrul Özkök derhal görevi bırakacak, şimdilik havadan sudan yazacak, 6 ay sonra tamamen ayrılacak.&lt;br /&gt;*Aydın Doğan, Holding yönetiminden ayrılacak.&lt;br /&gt;* 6 ay sonra, yönetim profesyonellere devredilecek, (isimler beraberce belirlenecek), aile’den hiç kimse yönetimde kalmayacak.&lt;br /&gt;*Doğan Holding’in yapacağı “ HALKA AÇILMAYA” Şubat ayında izin verilecek. Elde edilen paradan, Doğan Grubunun Ferit Şahenk’e olan 600 Milyon Dolar borcu ödenecek.&lt;br /&gt;*Petrol Ofisindeki hisseleri, Avusturyalılara satılacak.  Vergi Cezası, Petrol Ofisi’nin satış tutarına indirilecek ve satıştan alınan para doğrudan Maliye’ye verilecek.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bana anlatılanlar böyle. Doğruluk derecesini bilmiyorum. Fakat bildiğim doğrular var; &lt;br /&gt;24 Aralık 2009’da Başbakanlıkta bu toplantı yapıldı ve basına yansıdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte iddia. İnanması başta güç bunun farkındayım ama şöyle bir şey var. Hakikaten bu toplantı oldu ve basına yansıdı. &lt;br /&gt;http://www.haber1.com/24-Aralik-2009-Basbakanlikta-gizli-gorusme_131457.html &lt;br /&gt;adresinde görebilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertuğrul Özkök’ ün görevi bırakması gündeme deyim yerindeyse damga vurmuştu. Herkes bunun arkasındaki gelişmeyi aramıştı ama bulamamıştı. Eğer bu iddia doğru ise Özkök’ ün görevi bırakmasındaki olay açığa çıkmış olacak ve asıl Aydın Doğan’ ın da yönetimi bırakması. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.aksam.com.tr/2009/12/31/haber/ekonomi/4720/ve_aydin_dogan_emekli_oldu.html&lt;br /&gt;http://www.aksam.com.tr/2009/12/30/haber/yasam/2918/_that_was_a_good_life__*.html&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam Gazetesi’ nin yukarıda verdiğim adreslerinde Aydın Doğan ve Ertuğrul Özkök olaylarını inceleye bilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi gelelim bu toplantının Devlet Gelenekleri yönüne ve Hukuksal boyutuna;&lt;br /&gt;Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın, Başbakanlıkta ve Başbakanlık Konutundaki tüm ziyaretleri kayıt altındadır. Sayın Başbakan, Maliye Bakanlığının milyarlarca lira ceza kestiği bir mükellefle neden beraber olmuştur ve ne konuşmuştur?  Eğer 2 saat, 15 dakika kahve falı bakılmadı ise ne konuşuldu? Bunu kimse geçiştiremez. Başbakanlıkta konuşulan ve milletin parasını ilgilendiren her konu (Devlet Sırrı değilse) Millete anlatılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarın dediğine bu konuda katılmamak elde değil. Çünkü bu görüşme sadece belirli bir çerçevede yansıdı. Bu konunun içeriyi hakkında bir açıklama yapılmadı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;T.C Başbakanı, Devletle parasal işi olan kişi ve gruplarla konuşuyor ve açıklama yapılmıyorsa bu YÜCE DİVANLIK bir suçtur. Hatırlayalım; Sn. Mesut Yılmaz, Başbakanlığı sırasında, İşadamları ile görüşüp, Türkbank İhalesine fesat karıştırdığı iddiasıyla, Sn Başbakan’ın emri ve AKP’ nin oylarıyla YÜCE DİVANA sevk edilmişti. Üstelik bankanın ihale işleminin iptal emri de bizzat Sn.Yılmaz tarafından verilmişti. Yani gerçekleşmeyen bir ihale yüzünden, sadece bazı iş adamlarıyla konuştuğu için, Sn Yılmaz, Sn Erdoğan tarafından suçlu sayılmıştı. Şu dakika itibarıyla Sn. Başbakan için Yüce Divanlık suç oluşmuştur.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu toplantıda konuşulanlardan diğerleri önümüzdeki günlerde gerçekleşirse, suçun katmerlisi oluşacaktır. Düşünebiliyor musunuz, ? Sn Başbakan hem Sn.Ferit Şahenk’in tahsilâtçısı konumuna düşecek, hem de “ Bana Türk demeyin, ben Arap’ım, Türk denirse utanırım” diyen kişi ile dünün matbaacısı, F.Gülen’in evladı gibi sevdiği, İpek çocuğunu bir kez daha gazete ve televizyon sahibi yapacak. .&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Hatırlarsınız Doğan Grubu’ na ağır bir vergi cezası gelmişti. Bu ceza gerek Türk basınında gerekse yabancı basında oldukça ses getirdi. Sayın R.Tayyip Erdoğan ve Aydın Doğan arasında inanılmaz bir fırtına çıkmıştı deyim yerindeyse ama eğer bu iddia doğru ise Aydın Doğan, Ak Parti’ ye yenik düştü. Doğan, vergi olayını halletmiş oldu ama iktidara da yenik düştü. Bu ülkenin entrikalar döndürülmeden yönetildiğini ne zaman göreceğiz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11,01,2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-7523307459064820950?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/7523307459064820950/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/01/ozkok-un-ve-dogan-n-isi-brakmalarnn_11.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/7523307459064820950'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/7523307459064820950'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/01/ozkok-un-ve-dogan-n-isi-brakmalarnn_11.html' title='Özkök’ ün ve Doğan’ ın işi bırakmalarının arkasındaki iddia'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-3008199349704024075</id><published>2010-01-10T10:11:00.000-08:00</published><updated>2010-01-10T10:12:29.215-08:00</updated><title type='text'>Kayasu, 1Dünya'da</title><content type='html'>Sitemiz baş yazarı Tolga Kayasu, çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor. Kısa süre de yazıları bir çok internet sitelerinde yayınlanırken, Kayasu son olarak 1DünyaHaber adlı internet sitesinde yazar oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sitedeki ilk yazısı&lt;br /&gt;http://www.1dunyahaber.com/yazar/518-hsyk-anayasa-ya-karsi-suc-isliyor.html&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saygılarımızla&lt;br /&gt;gencmanifesto bünyesi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-3008199349704024075?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/3008199349704024075/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/01/kayasu-1dunyada.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/3008199349704024075'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/3008199349704024075'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/01/kayasu-1dunyada.html' title='Kayasu, 1Dünya&apos;da'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-3213607284050589832</id><published>2010-01-06T11:15:00.000-08:00</published><updated>2010-01-06T11:16:25.915-08:00</updated><title type='text'>İnternette en çok o okunuyor!</title><content type='html'>Sitemizin baş yazarı olan Tolga Kayasu, başta sanal ortamda daha&lt;br /&gt;sonrasın da ise matbu ortamda yazılarını yayınlatarak büyük işlere&lt;br /&gt;imza atmıştır. İnternet üzerinden 31 ülkeye ve on binlerce okuyucuya&lt;br /&gt;ulaşan yazarımızın yazılarının yayınlandığı siteleri şahsınıza&lt;br /&gt;sunuyoruz. Ayrıca matbu olarak sincanistasyonu dergi' sinin ve Bugün&lt;br /&gt;Gazetesi' nin sayılarında bulabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saygılarımızla&lt;br /&gt;gencmanifesto bünyesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kayasu' nun yazılarını bu adreslerden bulabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gencmanifesto.blogspot.com&lt;br /&gt;gencmanifesto.virgullu.com&lt;br /&gt;http://www.kalemingolgesi.com/yazarlardan.aspx?yazar=tolgakayasu&lt;br /&gt;http://www.izedebiyat.com/yazar.asp?id=17056&lt;br /&gt;http://www.kalkanhaber.com/editor/32-tolga-kayasu.html&lt;br /&gt;http://www.kktcmedya.com/editor/13-tolga-kayasu.html&lt;br /&gt;http://www.sonbaski.com/tr/?cat=90&lt;br /&gt;http://www.yazarport.com/yazar.aspx?yazar=847&lt;br /&gt;http://www.genckalem.org/index.php?option=com_content&amp;view=archive&amp;ye...&lt;br /&gt;http://www.gencgelecek.com/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca Kayasu, bu girişimleriyle sanal ortamda en çok okunan&lt;br /&gt;yazarlarından biri olmuştur.&lt;br /&gt;Kayasu hakkında yapılan bir haberi de sizlerle paylaşıyoruz.&lt;br /&gt;http://www.gundemgazetesi.net/news_detail.php?id=4125&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://groups.google.com.tr/group/haberx/browse_thread/thread/78cfa2a5fcd4d855 ' dan alıntı&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-3213607284050589832?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/3213607284050589832/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/01/internette-en-cok-o-okunuyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/3213607284050589832'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/3213607284050589832'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/01/internette-en-cok-o-okunuyor.html' title='İnternette en çok o okunuyor!'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-693713881806516509</id><published>2010-01-02T07:14:00.001-08:00</published><updated>2010-01-02T07:14:53.695-08:00</updated><title type='text'>Katsayı mı sistem mi hangisi adaletsizlik?</title><content type='html'>2009’ un son aylarına girerken gündeme YÖK ve Danıştay’ ın Kat sayı krizi damga vurdu. YÖK ve Danıştay, ÖSS’ de ki katsayı farkı yüzünden deyim yerindeyse birbirine girdi. YÖK Başkanı Özcan, katsayı farkının adaletsizlik olduğunu söyledi ve kaldırılmasını istedi. Ama Özcan, ortadaki asıl adaletsizliği göremedi. Bu adaletsizliği de Eğitim – Sen ortaya çıkardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir öğrenci ilköğretimden yükseköğretim sonuna kadar 16 yıllık eğitim hayatı boyunca yaklaşık 750 zorunlu sınava giriyor. Bu sınavlar içinde en önemlileri ise ortaöğretime geçiş için girilen Seviye Belirleme Sınavları ve gençlere üniversite kapısını açan ÖSS. SBS ve ÖSS’ye hazırlanmanın maliyeti ise bir hayli ağır. Orta gelirli bir veli çocuğunu SBS’ye hazırlamak için 12 bin 700, üniversiteye giriş sınavlarına hazırlamak içinse 18 bin 500 TL harcama yapıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte Özcan’ ın göremediği adaletsizlik! Kat sayılarda bir iki puan adaletsizlik oluyor ama parası olanın eğitim görmesi adaletsizlik olmuyor öyle mi? Ülkemiz de özelliklede Doğu Anadolu başta olmak üzere Anadolu halkımızın Büyükşehirlerdeki gibi imkanları ve maddi durumlarının olmadığı açıktır. Ve sistemde görüldüğü üzere parasal durumu iyi olan başarılı oluyor. O zaman maddi durumu iyi olmayan vatandaşlarımız ne yapsın? Onlarında eğitim görmeye hakkı yok mu? Özcan bunun üzerinde niye durmuyor acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, eğitim hayatındaki sınavların velilerin bütçesine etkisini konu alan bir çalışma hazırladı. Çalışmada, anadolu yakasındaki alt ve orta gelir düzeyindeki velilerin çocuklarını gönderdikleri 30 devlet okulu ve 12 dershanenin verileri kullanıldı. Sınıfları altı ve sekiz öğrencili olan butik dershanelerin ücretleri 6 bin- 11 bin TL arasında. 16-24 mevcutlu sınıfları olan dershanelerin fiyatları ise yıllık 800- 4 bin TL arasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dershanelere devam eden öğrencilerin yüzde 12’si KPSS, yüzde 20’si SBS, yüzde 60’ı üniversiteye yerleşmek için girilen Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ve Lisans Yerleştirme Sınavı’na (LYS)hazırlanıyor. Orta direk bir aile çocuğunu SBS’ye hazırlamak için ortalama olarak 4. sınıfta 1300, 5. sınıfta 1500, 6. sınıfta 2 bin 800, 7. sınıfta 3 bin 300, 8. sınıfta 3 bin 800 harcıyor. SBS’ye hazırlanmanın maliyeti 12 bin 700 TL’i buluyor. &lt;br /&gt;ÖSS’ye hazırlanmanın bedeli ise 9. sınıfta 4 bin, 10. sınıfta 4 bin, 11. sınıfta 4 bin 500, 12. sınıfta 6 bin toplamda 18 bin 500 TL. &lt;br /&gt;Üniversiteye girmekle de sorunlar bitmiyor. Üniversite sonrasında da kamuda çalışmak için Kamu Personeli Seçme Sınavı’nı(KPSS) geçmesi gerekiyor. KPSS’ye hazırlanmanın bedeli ise yıllık ortalama 3 bin TL. Bütün bu sınavlar göz önüne alındığında 10 yılda sınavlara hazırlık için harcanan miktar 34 bin TL’yi buluyor. Alaaddin Dinçer, gençlerin 20’li yaşlara geldiğinde yaşamlarının 10 yılını sınavlara hazırlanarak geçirdiklerini belirterek şöyle konuştu: &lt;br /&gt;“Sınavlı sistem bir yandan çocuk ve gençlerimizin kimyasını bozarken, diğer yandan velilerimizin bütçesine büyük yükler getirmektedir. Sınavların varlığı, sayısının sürekli artması okul dışı kurumlara yönelimi artırmaktadır. Eğitimde eşitsizlik derinleşmekte, eğitimin herkes için ulaşılabilir bir hak olması zorlaşmaktadır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kat sayı olayında ortalığı deyim yerindeyse kaldıran Özcan, bu manzara karşısında niçin sessiz kalıyor? Bu adaletsizlik değil midir? Yoksul halk ile maddi durumu iyi olanlar arasındaki bu uçurum ne zamandan beri adalet oldu? Bu sistem başlı başına adaletsizlikler üzerine inşa edilmiştir. Öğrencilerin eğitimleri değil birilerin cebini düşünülerek kurulan bu sistem kaldırılmazsa ileri de daha büyük patlaklara yol açarak durumu daha da vahim boyutlara ulaşacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;02,01,2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-693713881806516509?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/693713881806516509/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/01/katsay-m-sistem-mi-hangisi-adaletsizlik.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/693713881806516509'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/693713881806516509'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2010/01/katsay-m-sistem-mi-hangisi-adaletsizlik.html' title='Katsayı mı sistem mi hangisi adaletsizlik?'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-5435476129575989664</id><published>2009-12-26T05:46:00.001-08:00</published><updated>2009-12-26T05:46:41.561-08:00</updated><title type='text'>30.yılında 12 eylül ve 12 eylül müzesi hazırlıkları</title><content type='html'>Sevgili yazarlarımızdan İsmail Cem Özkan tarafından bana bir elektronik posta ulaştı. 78liler derneği ile ortak bir çalışma yürüterek 30. yılında 12 eylül müzesi açma girişimlerinde bulunuyorlarmış. Aslında çok geç kalınmış bir uygulama fakat şartların olgunlaşma süreci anca olmuş ki böyle bir girişime şimdi giriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında 30. yılında 12 eylül müzesi kurulması bir yana 12 eylül darbecileri yargılanmalı. Artık bir hülya olsa da bu olmalı. Maalesef şöyle bir durumda da var eğer 12 eylül darbecileri 2010 yılında yargılanmazsa bir daha yargılanamayacaklar. Çünkü hukuki şartlar göz önünde bulundurulduğunda zaman aşımı denen şey devreye giriyor ve bundan sonra darbecilerin yaptığı darbe yanlarına kar kalacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babamın( Sacit Kayasu ) açmış olduğu dava sayesinde zaman aşımı 2010’ a uzadı. Eğer darbeciler 2010 ‘ da da yargılanamazsa….. Düşünmek bile istemiyorum. İleri de çocuğum bana ‘’ baba darbecileri niye yargılamadınız?’’ dediğinde ona ne cevap vereceğim. Niye o kadar insanın katledilmesine sessiz kaldınız dediğinde ne diyeceğim? Birileri bana bunların cevaplarını versin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni yıla hazırlandığımız şu günler de önümüzdeki yılı daha huzurlu, mutlu, geçirmemiz dilekleri yükselirken niçin bu davranışlar sadece söz de kalıyor? Tabi ki herkes yeni yılının huzurlu ve mutlu olmasını ister ama bu davranışlar sadece söz de değil fiilde de olması lazım. Eğer 2010 ve diğer yıllarda huzur istiyor isek bunu şimdiden düşünerek bir fiile dönüştürmeliyiz. Şimdi ye kadar 12 eylül konusunda neredeyse her gün acı ve ıstırap çektik ama yapacağımız bir davranış ile hem önümüzde ki yılı hem de daha nice yılları huzur içerisinde geçireceğiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 eylül müzesi açılması çok önemli bir davranış. Şimdiye kadar bunu yapabilen çıkmadı ama asıl önemli olan darbecileri yargılamaktır. Bunu yaptığımız zaman 12 eylül müzesini açtığımız da ileride çocuklarımızı o müzeye götürürken ‘’ bak biz bu düşünceyi yıktık. Ülkemize sizler için daha temiz bir ülke, daha temiz bir demokrasi bıraktık’’ demeyi kim istemez ki. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyor musunuz babam hala göreve dönmedi? Darbeciler yargılanmalı, dedi meslekten ihraç edildi. Aihm’ e başvurdu. Kazandı! Kararda mesleğe geri döndürülmelidir, dendi karar kasım 2008 de çıktı. Biz şimdi aralık 2009 dayız. Babam hala görev de değil. Oturmuşuz bir de hevesleniyoruz. Darbeciler yargılanacak, 12 eylül müzesi açılacak, çocuklarımızı götüreceğiz diye seviniyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama şuna da değinmeden geçemeyeceğim. Bazı medya kuruluşları, darbecilerin ne karar alçakça davranışlarda bulunduğu üzerinde duracağına, 12 eylül müzesi üzerinde duracağına, darbecilerin yargılanması üzerinde duracağına oturmuş ‘’ evren paşa villasını satamadı!’’ diye haber yapıyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz yine de umudumuzu yitirmeyelim. Unutmayalım ki bu ülke bir umut sayesinde kuruldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;26,12,2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-5435476129575989664?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/5435476129575989664/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/12/30ylnda-12-eylul-ve-12-eylul-muzesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/5435476129575989664'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/5435476129575989664'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/12/30ylnda-12-eylul-ve-12-eylul-muzesi.html' title='30.yılında 12 eylül ve 12 eylül müzesi hazırlıkları'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-4935481240629370711</id><published>2009-12-25T11:39:00.000-08:00</published><updated>2009-12-25T11:42:38.942-08:00</updated><title type='text'>Kayasu, Bugün gazetesi'nde</title><content type='html'>Baş yazarımız Tolga Kayasu, Bugün Gazetesi tarafından yayın hayatına başlayan Genç Kalem adlı gazetede yazısı yayınlanmıştır. Her cuma yayınlanan gazetenin ikinci sayısında '' look at the tabela'' başlıklı yazısını bulabilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlgilenenlere duyrulur&lt;br /&gt;gencmanifesto&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-4935481240629370711?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/4935481240629370711/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/12/kayasu-bugun-gazetesinde.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/4935481240629370711'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/4935481240629370711'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/12/kayasu-bugun-gazetesinde.html' title='Kayasu, Bugün gazetesi&apos;nde'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-128543941385284357</id><published>2009-12-23T04:35:00.000-08:00</published><updated>2009-12-23T04:36:03.443-08:00</updated><title type='text'>Hsyk Anayasa’ ya karşı suç işliyor</title><content type='html'>Günlerdir suskun bir şekilde bekliyorum. Şu aralar yargı da dinlenme konuşulurken hiç birinin akıllarına gelecek mi diye? Nitekim de gelmedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki neydi bu kimsenin değinmediği ve benim günlerdir birilerinin değinmesi için beklediğim şey?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanun maddelerinden alıntılarla başlayayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;T.C Anayasası&lt;br /&gt;D. Milletlerarası anlaşmaları uygun bulma&lt;br /&gt;MADDE 90. – Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak anlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.&lt;br /&gt;Ekonomik, ticarî veya teknik ilişkileri düzenleyen ve süresi bir yılı aşmayan andlaşmalar, Devlet Maliyesi bakımından bir yüklenme getirmemek, kişi hallerine ve Türklerin yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak şartıyla, yayımlanma ile yürürlüğe konabilir. Bu takdirde bu anlaşmalar, yayımlarından başlayarak iki ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulur.&lt;br /&gt;Milletlerarası bir anlaşmaya dayanan uygulama anlaşmaları ile kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticarî, teknik veya idarî anlaşmaların Türkiye Büyük Millet Meclisince uygun bulunması zorunluluğu yoktur; ancak, bu fıkraya göre yapılan ekonomik, ticarî veya özel kişilerin haklarını ilgilendiren anlaşmalar, yayımlanmadan yürürlüğe konulamaz.&lt;br /&gt;Türk kanunlarına değişiklik getiren her türlü anlaşmaların yapılmasında birinci fıkra hükmü uygulanır.&lt;br /&gt;Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası anlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7.5.2004-5170/7 md.)Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası anlaşma hükümleri esas alınır.&lt;br /&gt;Şimdi bu maddeye göre anlaşılıyor ki usullüne göre yürürlüğü konulmuş milletlerarası anlaşmalar kanun hükmündedir. Gayet açık. &lt;br /&gt;Şimdi bir de ‘’ usulüne göre ‘’ olan bir kurumu irdeleyeyim. &lt;br /&gt; 1949 yılında kuruluşuyla birlikte ülkemizin de üyesi olduğu Avrupa Konseyi'nin (AK) ana amacı, kişi özgürlüğü, siyasal özgürlük ve hukukun üstünlüğüne bağlı olarak bu amacı paylaşan üyeler arasında, hukuki bütünleşmeyi sağlamaktır. &lt;br /&gt;Konsey birçok sözleşme ve tavsiye kararı kabul etmiştir. Bu sözleşmelerden en önemlisi İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme ya da daha çok bilinen ismiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesidir (AİHS). AİHS, 4 Kasım 1950 tarihinde aralarında Türkiye'nin de bulunduğu on beş ülke tarafından Roma'da imzalanmıştır. Sözleşme 03.09.1953 tarihinde yürürlüğe girmiş ve Türkiye tarafından 18.05.1954 tarihinde onaylanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa Konseyi'ne üye ülkelerde insan hakları ve temel özgürlükleri güvence altına alan uluslararası bir antlaşmadır. &lt;br /&gt;Sözleşme ile güvence altına alınan hakların uygulanmasını denetleyecek iki ayrı bağımsız organ kurulmuştur: Avrupa İnsan Hakları Komisyonu (1954) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (1959). &lt;br /&gt;Konseye üye ülke sayısındaki artışa paralel olarak, AİHS denetim mekanizmasının günün koşullarına uygun duruma getirilmesi amacıyla 1 Kasım 1998 tarihinde yürürlüğe giren Ek-11 numaralı protokol ile yarı zamanlı olarak çalışan Mahkeme ve Komisyonun yerine Avrupa Konseyi'nin bir organı olarak tek ve tam zamanlı çalışan yeni bir Mahkeme Strazburg'da kurulmuştur.&lt;br /&gt;Toparlarsak ortada usulüne göre bir anlaşma var ve anayasaya göre bu anlaşma kanun yükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. &lt;br /&gt;Biraz daha halkın anlayabileceği düzeye indirgersem 4 kasım 1950 de imzalanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ nin getirdikleri kanun yükmündedir ve değiştirilemez. Ayrıca bu sözleşmenin getirdiği organlardan Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararları kanun yükmündedir ve değiştirilemez. Gayet açık.&lt;br /&gt;Şimdi tüm bunları göz önünde bulundurursak. T.C Anayasa’ sına bağlı olan HSYK yı inceleyelim. &lt;br /&gt;Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 159. maddesinde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun görev ve yetkileri belirtilmiştir.&lt;br /&gt;Burada da gayet açık. Ne diyor? HSYK bir anayasa’ nın verdiği hükümle kurulmuş bir organdır ve anayasanın yükümlerine uymak zorundadır.  Genel olarak olaya bakarsak HSYK anayasaya bağlı olduğundan anayasanın 90. maddesini de kabul etmek zorunda ayrıca bu kanunun belirttiği yani Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi sözleşmelerinin gereğini yapmak zorunda. En son olarak HSYK kanunlarla da kanıtlarımıza bakılarak anayasanın 90. maddesi gereğince Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ nin organını olan AİHM kararlarına uymak zorunda. &lt;br /&gt;Şimdi kanun maddeleri ortada. Sizi 1 sene öncesine götürmek istiyorum. &lt;br /&gt;13 kasım 2008&lt;br /&gt;STRASBURG , AİHM&lt;br /&gt; 2. Daire  Yargıçlar:Françoise Tulkens (Başkan), Ireneu Cabral Barreto, Vladimiro Zagrebelsky, Danutė Jociene, Dragoljub Popovic, András Sajo,Işıl Karakaş, Yazı İşleri Md.: Françoise Elens-Passos &lt;br /&gt;Karar Sıra no: 10308 &lt;br /&gt; Dava Adı: KAYASU (No. 1) &lt;br /&gt; Karar Tarihi: 13.11.2008  &lt;br /&gt;Davalı Devlet: TÜRKİYE  &lt;br /&gt;Başvuru no: 64119/00 &lt;br /&gt;Karar Özü: &lt;br /&gt;İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ--askeri kuvvetleri tahkir ve teyzif--hukuken öngörülebilirlik--yargı organının otorite ve tarafsızlığını koruma amacı--başkalarının haklarını koruma amacı--demokratik toplumda gereklilik--savcı olan başvurucuya askeri darbe yapan generaller aleyhine vatandaş sıfatıyla suç duyurusunda bulunduğu dilekçesi nedeniyle kınama cezası verilmesi ve savcı sıfatıyla darbenin başkanı eski Genelkurmay başkanı aleyhine iddianame düzenlemesi ve bu iddianameyi basına iletmesi nedeniyle eski TCK 159. maddesi gereğince cezalandırılmasına ve Yüksek Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından meslekten ihracına karar verilmesi--Md 10: ihlaline&lt;br /&gt;ETKİLİ BİR HUKUK YOLUNA BAŞVURMA HAKKI--mahkemeye başvurma hakkı bakımından etkili hukuk yolu--Yüksek Hakimler ve Savcılar Kurulunun disiplin cezası veren Kurul üyerinin itirazları inceleme kurulunda da yer almaları--Md 13 &gt; Md 10: ihlaline&lt;br /&gt;ADİL KARŞILIK--maddi ve manevi zararlar için 40,000 ile ücretler ve masraflar için 1,000 Euro--Md 41: ödenmesine&lt;br /&gt;Yine bunu da yorumlarsak bu karara göre Sacit Kayasu sonuna kadar haklıdır. Darbeciler yargılanabilir. Sacit Kayasu’ ya elinden alındığı mesleği geri verilmesi ve maddi paranın verilmesi. Gayet açık ve net.&lt;br /&gt;Tarihe bakıyorum.&lt;br /&gt;23,12,2009&lt;br /&gt;Sacit Kayasu görev de değil. Yukarda kanun maddeleriyle açıkladım. HSYK, AİHM kararlarına uymak zorunda ama Kayasu niye görevde değil? Ey HSYK!! İki üç kişi dinlendi diye ayaklara kalkan HSYK, bu suçunu görmezden mi geleceğiz. Anayasal suç işliyorsun besbelli bunu görmezden geleceğimizi mi sandın? AİHM, kararlarını uygulamakla zorunlusun bu senin bağlı olduğun ülkenin anayasasında açıkça belirtilmiş. Sen bağlı olduğun kuruma nasıl karşı çıkarsın? Kanunlara nasıl karşı gelirsin? Bir sene geçti bir sene…. İki üç kişi dinlendi diye sokaklara dökülen barolar nerdesiniz? Bu mu yargı bağımsızlığı? Yargıyı ayakta tutan hakim ve savcılardır. Onların bağlı olduğu kurum anayasaya aykırı davranış sergiliyor. İki üç kişi dinlendi hemen sokaklara döküldünüz de bir senedir işlenen bu suça niçin sessiz kalıyorsunuz? Sorarım size. &lt;br /&gt;Aa doğru bu konuları İstanbul Barosu çok daha iyi bilir ama… Sacit Kayasu, İstanbul Barosu’ na da başvurmuştu. Sonuç ret. Demek ki İstanbul Barosu da suç işliyor. Çünkü ortada açıkça yasalar var. Ama siz işinize geleni yasa kabul ediyorsanız orasını bilmem. Sokaklara üç beş kişi dinlendi diye yargı bağımsızlığı gitti, diyenlere soruyorum: Neredesiniz? Anayasa’ ya karşı suç işleniyor.          23,12,2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-128543941385284357?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/128543941385284357/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/12/hsyk-anayasa-ya-kars-suc-isliyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/128543941385284357'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/128543941385284357'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/12/hsyk-anayasa-ya-kars-suc-isliyor.html' title='Hsyk Anayasa’ ya karşı suç işliyor'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-4565374660669493992</id><published>2009-12-18T10:27:00.000-08:00</published><updated>2009-12-18T10:29:11.803-08:00</updated><title type='text'>Kayasu, KKTC Medya' da</title><content type='html'>Sitemizin baş yazarı Tolga Kayasu, Kalkan Haber' den sonra KKTC Medya' da da yazarlığa başlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlgilenenlere duyrulur&lt;br /&gt;gencmanifesto&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.kktcmedya.com/&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-4565374660669493992?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/4565374660669493992/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/12/kayasu-kktc-medya-da.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/4565374660669493992'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/4565374660669493992'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/12/kayasu-kktc-medya-da.html' title='Kayasu, KKTC Medya&apos; da'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-3872978580569716865</id><published>2009-12-17T05:16:00.002-08:00</published><updated>2009-12-17T05:17:24.075-08:00</updated><title type='text'>Kendi içinde çelişen sistem</title><content type='html'>Geçenler de oturmuş ÖSS sorularını çözüyordum. Tabi ki de çıkmış olanlarını birileri bana tıpkı Polis Meslek Okulu sınavındaki gibi soruları vermedi ki bende de tıpkı diğer vatandaşlardaki gibi eski çıkmış sorular mevcut.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, Türkçe bölümündeki paragraf sorularını çözerken çok ilginç bir soruyla karşılaştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1998/ÖSS&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğa yalnızca bilgi yükleme eğitimin amacı değildir. Gereğinden fazla bilgi yüklenmesi, çocuğun ancak belleğini geliştirir. Fazla bilgi, çocuğu yaşama hazırlamadığı gibi, onun bireysel özgürlüklerini de engelleyebilir. Çünkü çocuk öğrendiklerini uygulamak için gerekli deneyimden yoksun kalır; bu yüzden aklını kullanamaz, özgür düşünemez, özgür davranamaz. Yeni durumlar karşısında çözüm üretemez. Böyle olunca da kendine, her zaman bağlı kalacağı bir iskele, bir dayanak arar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu parçada vurgulanmak istenen düşünce aşağıdakilerden hangisidir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A)     Bilgili kişiler bellekleri güçlü olanlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B)     Çok bilgili insanlar, olaylara ve durumlara yönelik düşünceler üretemezler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C)    Eğitim, düşünebilme ve düşündüğünü uygulayabilme yetisi kazandırmalıdır.(cevap)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;D)     Kişilerin yaşama uyum sağlaması özgür düşünmelerine bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E)     Özgürce davranabilen kişiler, sorunlara ustalıkla çözüm bulurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu soruyu okuduktan sonra şunu düşündüm. Ya bu adamlar bizle dalga geçiyor ya da kafayı sıyırdılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akıl var, ziyan var. ÖSS için bir sene de dört senelik bilgi veriyorsunuz aşırı yükleme yapıyorsunuz. Sonra da ‘’ Fazla bilgi, çocuğu yaşama hazırlamadığı gibi, bireysel özgürlüklerini de engelleyebilir.’’ Diyorsunuz. Madem biliyorsunuz o zaman neden uygulamıyorsunuz? Bir sene de dört senelik bilgiyi neden veriyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durun daha bitmedi bir de ‘’ çocuk öğrendiklerini uygulamak için gerekli deneyimden yoksun kalır’’ demişsiniz. Hakkeden dalga geçiyorlar. Adamların senin yüzünden, test çözmek yüzünden başlarını kaşıyamıyorlar sen kalkmışsın bir de ‘’ çocuk deneyimlerden yoksun kalır’’ diyorsun. Biz de biliyoruz. Onun için, yazıyoruz, çiziyoruz, karalıyoruz, bağırıyoruz bunu siz de biliyorsunuz ama niye dediklerinle yaptıkların örtüşmüyor. Ey ÖSS!!! Sen bizi aptal yerine mi koyuyorsun??&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14,12,2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-3872978580569716865?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/3872978580569716865/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/12/kendi-icinde-celisen-sistem.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/3872978580569716865'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/3872978580569716865'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/12/kendi-icinde-celisen-sistem.html' title='Kendi içinde çelişen sistem'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-516793820674397147</id><published>2009-12-17T05:16:00.001-08:00</published><updated>2009-12-17T05:16:56.153-08:00</updated><title type='text'>Kalkan Haber</title><content type='html'>Sayın okuyucu;&lt;br /&gt;Yazılarıyla gündeme gençlerin yorumunu kendi çizgisiyle yansıtan&lt;br /&gt;gencmanifesto başyazarı Tolga Kayasu, artık yazılarıyla&lt;br /&gt;sonbaski,kalemingolgesi,gencmanifesto,gencgelecek' in ardından kalkan&lt;br /&gt;haber de sizlerle. Yazmaya, düşünmeye teşvikleriyle günümüz gençlerini&lt;br /&gt;düşünmeye davet eden yazarımız yazılarıyla, yazın hayatına devam&lt;br /&gt;ediyordur.&lt;br /&gt;Destek veren herkese teşekkürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saygılarımızla&lt;br /&gt;gencmanifesto&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.kalkanhaber.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-516793820674397147?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/516793820674397147/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/12/kalkan-haber.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/516793820674397147'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/516793820674397147'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/12/kalkan-haber.html' title='Kalkan Haber'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-1991327334753550981</id><published>2009-12-13T09:51:00.001-08:00</published><updated>2009-12-13T09:51:52.390-08:00</updated><title type='text'>Dur!Genç Yolcu</title><content type='html'>Bilindiği üzere şu aralar gencmanifesto, yerel gazeteleri içerisine alan bir proje uygulamakta. Gencmanifesto, gencmanifesto basın bilgilendirme komisyonu’ nu kurarak gencmanifesto’ da ki yazıları, haberleri basın mensuplarıyla paylaşıyor. Hayliyle bu girişimin başında da ben olunca çalışmadan olmaz. Bu konuda araştırma yaparken bizim gibi bir oluşumdan haberdar oldum. Genç Yolcu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnternette araştırma yaparken karşıma Dur! Genç Yolcu başlığı altında çıkan bu arkadaşları sizinle paylaşmak istedim. Çünkü düşünen, üreten gençler olarak neslimizin tükenmediğini göstererek soyumuzu devam ettirmeye çalışıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GençYolcu Hakkında&lt;br /&gt;Gençyolcu.com sitemiz üyeleri tarafından yollanan günlük yaşama dair haberlerden oluşan, Gençlerin buluştuğu ve bilgilerini paylaştığı bir sitedir. Gençler tarafından kurulan sitemiz gençlerin fikirlerini rahatca yayınlayıp paylaşabileceği ortam kurmak amacıyla açılmıştır. Sitemiz Dünyadaki tüm gençlerin ulaşıp, haberleri takip edebilmesi için 42 dilde yayın vermektedir. İnternette bulduğunuz ilginç site, yazı, haber, fotoğraf ve videoları arkadaşlarınız ve diğer site üyeleri ile paylaşmanızı sağlayan sosyal ağdır. Sizde sitemize üye olarak yazı ekleyebilir ve firma, ürün tanıtımı, etkinlik duyuruları, gibi haberlerinizi üye olmak kaydı ile ücretsiz olarak yayınlayabilirsiniz. Sizde paylaşmak istediğiniz yazılarınızı 'www.gencyolcu.com@hotmail.com' adresine mail atarak bizlere ulaştırabilirsiniz.&lt;br /&gt;Sitemize hoşgeldiniz; 5 Aralık 2006 tarihinde yayın hayatına başlamıştır. İlk bir yıllık istatistik verileri; %84 Türkiye %16’sı Yurtdışı ve 95 farklı ülkeden olmak üzere aylık 30.000  yıl’da  380.000 ziyaretci ortalaması  olmuştur. Bu ziyaretçilerimiz genelde gençler olmak üzere, farklı ülkerden farklı kültürlere, eğitimlere, mesleklere sahiptirler.&lt;br /&gt;Sitemizde;  Din, Edebiyat, Etkinlik, Fotoğraf, Gençlik, Gezi, Grafik/Tasarım, Haber, Müzik, Otomotiv, Röportaj, Sağlık, Sinema, Tarih, Teknoloji, Web, Yayın, gibi  Kategorileri içermektedir. Amacımız Türkiyedeki gençyolcuları bir arada buluşturarak bilgilerimizi paylaşmak ve düşüncelerimizi aktarmak sizde sitemize üye olarak yorum yapabilir yazı ekleyebilirsiniz. isteyenler site yöneticileriyle irtibata geçerek  her türlü görüş, tavsiyelerini bildirebilir. Bu sitenin kurulmasında ve her zaman yanımda olan desdeğini esirgemeyen ve aynı zamanda sitemizin kurucusu can dostum Osman Hulusi’ye sevgilerimi iletiyorum…&lt;br /&gt;Site Kurucuları: Osman Hulusi ATEŞ – Emre AYDOĞAN&lt;br /&gt;Site Editörleri: Talha ÇELİK – Fatih ALAN&lt;br /&gt;Site Yazarları: Abdullah ENGİN, Akın DİNDAR, Barış ERKUŞ, Bilal ÇINAR, Fatih ALAN, Ferhat DEMİR, Gonca SIRABAŞI, İhsan H. BARSTUGAN, Hasan ÇELİK, Hulusi ATEŞ, İbrahim AKKURT, İrem ŞAHİN, Mahir ÇELİK, Mustafa AYSABAR, Ömer DALGIÇ, Özgür AYDOĞAN, Samet ŞAHİNASLAN, Süleyman ÖZEN, Talha ÇELİK, Yükselen ERDAL&lt;br /&gt;Bu gençleri de tıpkı gençmanifesto gibi koruma altına almalıyız çünkü; düşünen gençlik, üreten gençlik, çalışan gençlik yok olmaktadır. ÖSS,SBS ve benzeri sınav sistemlerinin getirdiği ezberci eğitimin oluşturduğu yan etkiler günümüz gençliğinin düşünmesini, üretmesini engelliyor. Bizim görevimiz ise bu gençlere destek vermektir. Onları yok etmek değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13,12,2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-1991327334753550981?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/1991327334753550981/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/12/durgenc-yolcu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/1991327334753550981'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/1991327334753550981'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/12/durgenc-yolcu.html' title='Dur!Genç Yolcu'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-7819903841067260117</id><published>2009-12-11T08:22:00.000-08:00</published><updated>2009-12-11T08:23:03.374-08:00</updated><title type='text'>Bunların amacı barış felan değil!!!!</title><content type='html'>Barış, barış, barış…..&lt;br /&gt;Şu aralar herkesin kafasını karıştıran bu konu. Barış ama kime göre ? Herkesin kendine göre bir barış anlayışı var. Aslında yanlış barış evrenseldir. Ama gelin görün ki durum böyle değil. Atatürk: ‘’ Yurtta sulh, cihanda sulh’’ derken evet evrensel barıştan söz ediyordu ama durum öylemi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barış, ne olursa olsun şiddeti ret eder ve bütünlüğü savunur. Hakkari’ de DTP’ nin yürüttüğü  Barış ve Demokrasi Yürüyüşü ismiyle bağdaşmayan hareketlere sahne oldu. Halbuki yürüyüşün ismiyle müsemma bir durum sergileyerek barışı ve demokrasi savunarak şiddeti ret etmelidir. Ama öyle mi oldu. İşte anlatmaya çalıştığım herkesin barış anlayışı farklı konusuna somut bir örnek oluşturdu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yürüyüşe katılanlar, kentin bir çok noktasını adeta savaş alanına çeviren göstericiler, güzergahları üzerinde bulunan Atatürk Büstü, askeri lojmanlar, Öğretmenevi ve dershaneleri de taş yağmuruna tuttu. Bunun neresi barış neresi demokrasi şimdi bunu biri açıklasın.&lt;br /&gt;Başta gayet güzel bir gaye ile başlandığı aşikar isme baksanıza BARIŞ VE DEMOKRASİ yürüyüşü barış, demokrasi, kardeşlik mesajları verileceği gibi gözüküyor ama işler hiçte öyle olmuyor. Başlığın sadece bir kalkan olduğu ap açık ortada. Madem amaçları barış ve demokrasi o zaman ne diye taş atıyorlar, şiddetle mi demokrasinin geleceğini sanıyorlar. Amaçları nedir bunların? Anlaşamadıkları TSK ise yani asker ise asker ailelerinin ne suçu var, sorununuz onlarla ise git onlarla görüş ne diye ailesine taş atıyorsun onların ne suçu var.&lt;br /&gt;Amacın barış ve demokrasi değil onu anladık. Ama gittin bu ülkenin yeni nesillerini yetişmek için çırpınan üç kuruş maaş alan insanların bulunduğu yere ne diye taş atıyorsun. Aaa! Senin amacın barış ve demokrasiydi dimi barış ve demokrasi dershanelere giden öğrencilere taş atmaktır zaten. İlk önce yaptığın şeyin ne olduğuna bak sonra oraya yaz barış ve demokrasi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hele hele Atatürk Büstü’ ne taş atmak ne oluyor? Atatürk, tüm cihanda barışı savunurken senin ona taş atman ne oluyor? Böyle yaparak barış ve demokrasiyi savunduğunu mu sanıyorsun. Hoş siz bu olayın bir benzerini 1992 ‘ de yapmıştınız dimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nelson Mandela.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da; kabile büyüklerinin ona taktığı ismiyle; “Madiba.”&lt;br /&gt;Güney Afrika’nın ilk siyahi avukatı olan Madiba; kendi ırkına yapılan ayrımlara karşı çalışmalara üniversitedeyken başlamıştı. Bu sebeple kurulan Afrika Ulusal Kongresi’ne katılmış ve zamanla içinde yükselerek örgütün sembol isimlerinden olmuştu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıl 1961.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madiba; demokratik anlamda mücadelenin mümkün olmadığını gördüğü için Umkhonto we Sizwe’yi kurdu. Bu örgüt silahlı bir örgüttü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıl 1962.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madiba, destek toplayabilmek için yurtdışına çıktı. Sosyalist ülkeleri dolaştı ve dünyanın pek çok ülkesinden destek aldı. Sovyetler Birliği, 1962 yılında ona Uluslararası Lenin Barış Ödülü’nü verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak Madiba ödülünü alamadı. Halkı isyana teşvik etmek, sabotaj ve suikastlar düzenlemek gibi suçlardan ömür boyu hapse çarptırıldı… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve, yıl 1990…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mandela, cumhurbaşkanı De Klerk’in talimatıyla koşulsuz olarak serbest bırakıldı. Hapisten çıktığı gün onu Cape Town’de yüzbinlerce kişi karşıladı. Ve Mandela, o yüzbinlerce kişiye karşı yaptığı konuşmada enternasyonelist düşüncenin özünü işte böyle anlattı;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ben beyazların tahakkümüne karşı savaştım, siyahların tahakkümüne karşı savaştım, demokratik ve özgür toplum fikrini öğütledim, bunun için ve bunu başarmak için yaşadım; bunun için ölmeye de hazırım.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mandela’nın hikayesi; Malcolm X’in hikayesini andırıyor. Malcolm X de İslam Ulusu örgütüne ilk katıldığında aklındaki tek düşünce bir siyah cumhuriyeti kurmaktı. Özgürlük ve bağımsızlık ile ilgili düşüncelerini siyahlık üzerine kurguluyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak sonra her türlü tahakkümün aynı olduğunu gördü. Rosa Luxemburg’un ifade ettiği gibi, “asıl özgürlük ötekinin özgürlüğüydü.” Jean Paul Sartre’nin “anti-semitizm ve Yahudi Sorunu’nu” aslında bir “Fransız sorunu” olarak görmesindeki temel neden de buydu.&lt;br /&gt;Ötekine yapılan baskı ve ayrımcılık; aslında “esas halka” yapılıyordu. Ötekiye baskı için kurulan devlet aygıtı doğrudan olmasa da dolaylı olarak esas halkı bastırıyordu. Bunun çözümü şu ya da bu ırkın tahakkümünü içeren bir rejim için mücadele etmek de değil; tahakküm kavramının kendisine karşı mücadele vermekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madiba, hapisten çıktıktan sonra katıldığı 1994 seçimlerinde cumhurbaşkanı seçildi. O günden beri partisi ANC, iktidarı kaybetmedi. Siyahların neredeyse hiçbir hakkı olmadığı Afrika; bugün siyahi bir parti tarafından yönetiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı eyaletlerinde siyahların otobüste oturma hakkına bile sahip olmadıkları Amerika’nın bugün siyahi bir başkan tarafından yönetilmesi gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki tüm bunlarla Türkiye’nin ne ilgisi var?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıl; 1992.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1980′lerde tüm dünyada yayılan ırk ayrımı karşıtı düşünce ve aktivizm hareketlerinin ardından Madiba’nın da hapisten çıkması onu bu hareketin sembolü haline getirmişti. Madiba’ya dünyanın dört bir yanından ödül yağıyordu. 40 yıl içinde aralarında Nobel Barış Ödülü’nün de bulunduğu yüzü aşkın ödül almıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madiba, artık bir ‘marka’ydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Cumhuriyeti de; daha önce Kenan Evren’e “bile” verdikleri Atatürk Barış Ödülü’nü Mandela’ya vermeyi teklif etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, Mandela ne yaptı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ödülü reddetti!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerekçesi ise açıktı; Türkiye’de Kürtlere yapılan ayrımcılıklar. Mandela, mücadele ettiği şeyin yalnızca siyahların özgürlüğü olmadığını bir kez daha göstermişti..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkanı olduğu ANC’nin sözcüsü Gill Marcus 12 Nisan’da Johannesburg’da yaptığı açıklamada Mandela’nın ödülü, “Türk hükümetine yönelik insan hakları ihlali suçlamaları” nedeniyle kabul etmediğini ve Türkiye’yi ziyaret etmeyi düşünmediğini açıkladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra Mandela’nın avukatı ve sözcüsü olan Mossa, Mandela’nın Abdullah Öcalan için kurulacak bir hukuk komisyonunda temsilci olmayı düşündüğünü ancak sağlığı el vermediği için bunu yapmadığını açıklayacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye, tüm dünyaya rezil olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süleyman Demirel, olayı “üzücü” olarak nitelendirirken o dönem mecliste bulunan HEP milletvekilleri Mandela’ya teşekkür etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olayı unuttuğumuzu sandın dimi? Ha HEP ha DTP ne farkınız var zamanında da yaptığınız aynıydı şimdi de aynı. Sizin amacınız barış felan değil. Bunu bir kez daha anladık. Barış isteyen adam, Atatürk heykeline taş atmaz, barış isteyen adam askeri lojmanlara ataş atmaz, barış isteyen adam bu ülkenin geleceklerine taş atmaz….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11,12,2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teksatır’ dana alıntı:&lt;br /&gt;1930'larda Ankara ziyareti sırasında Atatürk'ün kişiliğinden ve görüşlerinden çok etkilenen Yunan Başbakanı Eleutherios Kryiakos Venizelos; Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal'i, o yılın Nobel Barış Ödülü'ne aday olarak gösterdi. 12 Ocak 1934 tarihinde Nobel Barış Komitesine bir mektup yazan Venizelos, bu mektupta 'çökmek üzere olan bir imparatorluktan, güçlü ve çağdaş bir devletin doğduğunu' da anlatıyordu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-7819903841067260117?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/7819903841067260117/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/12/bunlarn-amac-bars-felan-degil.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/7819903841067260117'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/7819903841067260117'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/12/bunlarn-amac-bars-felan-degil.html' title='Bunların amacı barış felan değil!!!!'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-7018898447693079346</id><published>2009-12-10T06:56:00.001-08:00</published><updated>2009-12-10T06:56:54.818-08:00</updated><title type='text'>vira bismillah deyip üye olunası siteler</title><content type='html'>Şu aralar ev- dershane- okul üçgeninde gidip gelsem de evde geçirdiğim vakitlerde bilgisayarımın başına geçip üç beş internet sitesinde gezinmeyi, elektronik postalarımı okumayı bir de arada bir de olsa yazı yazmayı bırakamıyorum. Çoğu hocaların özellikle de rehberlik hocalarının bilgisayarda vakit geçirmeyi bırakın demesine rağmen ben bırakamıyorum. Ne yapabilirim bilgiye aç bir insanım. Herkes böyle olsa keşke. Az da olsa sanal aleme dalıp ne olmuş ne bitmiş öğrenmem lazım. Test, test, test bir yere kadar. Eyvah yine feryatlara başlıyorum. Ben feryatlarıma başladım mı bilindiği üzere susmak bilmem. Özelliklede konu ÖSS, SBS gibi sınavlar olunca. Konuyu da fazla dallandırmadan bi lafa başlayayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnternette gezinirken, karşıma sürekli İslami evlilik sitelerinin reklamı çıkardı. Halen de çıkıyor. Bir gün olsun oturup internet tabiriyle tıklama gereği duymadım. Bugün bana gelen bir elektronik mektuptan sonra bu siteler hakkında bir yazı yazma gereği duydum. Elektronik mektubun içeriğine sonra gireceğim çünkü mektubun da içeriği hayli ilginç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Google’ da ‘’islami evlilik’’ diye bir arama yaptırdım. Çünkü karşıma çıkan reklamlar hep bu başlık altındaydı. Arama sonucunda karşıma iki adet site çıktı. &lt;br /&gt;http://www.gonuldensevenler.com , http://www.tr.muslimlife.eu  zaten sürekli reklamlarını da gördüğüm siteler bunlardı. Biraz inceledim. Siteleri bizim bildiğimiz çöpçatan teyzelerin sanal versiyonu. Diğerlerine göre yani diğer sanal çöpçatan teyzelerden farkı ise hedef kitlesinin İslami kesim olması. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta gönülden sevenler sitesinde şu başlıklarla vizyonlarını açıklamışlar. &lt;br /&gt;Neden İslami Evlilik sitesi?&lt;br /&gt;Türk halkını internetteki ahlaksız sitelerden ve aldatıcı arkadaşlık sitelerinden kurtarmak amacıyla açtığımız ilk evlilik sitemiz GonuldenSevenler.com ile Türkiye'deki yüzlerce insanı yuva sahibi yaptık. Misyonumuzu ve ciddiyetimizi yitirmeden Türk halkını hasretini çektiği yuvaya bir adım daha yaklaştırmak için çok daha güçlü geliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslami Evlilik sitesiyiz&lt;br /&gt;Dünyanın en büyük saadetini evliliğinize taşıyın. İslami evlilik yaparak hem bu dünyada hem de ahiretinizde kendi eşinizi seçin. İnternette ahlakın bozulmadığı bir yerin olması sizi hayrete düşürebilir. Onbinlerce seçkin kişiyi sizin için bir araya getirdik. Şimdi sıra sizde. Mutlu bir yuva kurmak sizin de hakkınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslimlife da ise&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek hedefimiz&lt;br /&gt;Müslimlife için başarı Allah’ın (c.c.) izniyle iki kişinin birbirini bulup Allah’ın (c.c.) rızasına uygun bir şekilde huzurlu bir yuva kurmalarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi çöpçatanlar da iş böyle. Ve artık şu elektronik mektuptan bahsedelim. Benim mektup kutuma gençler mektup atar, yaşlısı atar, medyacısı, yazarı da derken anlayacağınız üzere mektup atmayan yoktur. Ne güzel di mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün her zamanki gibi mektuplarımı okurken; www.imamhatipbook.com konulu bir mektup geldi. Evet, evet konu bölümünde aynen bu adres vardı. Başta yukarıda bahsettiğim sitelerin reklamı sandım ama böyle bir ismi yeni duymuştum. Atan kişiye baktım bana reklam ve benzeri mektuplar atacak türden biri değil. Ben de tıkladım, okumaya başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Facebook alternatifi mi?&lt;br /&gt;İmam Hatipliler facebook’a alternatif bir sosyal paylaşım sitesi açtı. İlgi o biçim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diye başlamış. Daha sonra ihlsözlükten bahsetmiş. Bu arada duymayanlar olabilir hemen ihlszölükten de bahsedelim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhlsözlük, 2009 yılı nisan ayında Ekşi Sözlük’e alternatif olarak kuruldu. Kendi sözlerinden size siteyi tanıtayım. Siteye girilen yazılanlarla kendilerini şöyle tanıtmışlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendisinden tasavvufi giriler beklenilen siyasetten uzak durması ümit edilen ismi güzel sözlük.&lt;br /&gt;tepkiden daha ziyade aydınlatmayı hedef edinmesi gereken sözlük.&lt;br /&gt;vira bismillah deyip üye olunası site.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacası İslami kesimin sanal sözlüğü. Şimdi bu ara bilgiden sonra mektuba devam edeyim. Şöyle devam ediyor:&lt;br /&gt;Bu da oldu!&lt;br /&gt;Postmodern sanal sosyalleşme hız kesmeden devam ediyor. İmam Hatipli gençlik de alternatif alanlar oluşturmak için var gücüyle çalışıyor. 2009 yılı nisan ayında Ekşi Sözlük’e alternatif olarak İhl Sözlük kurulmuştu. Şimdi de Facebook’a alternatif olarak İmamhatipbook kuruldu. İmamhatipbook, kendisini “İmam Hatip'lileri bir araya getiren bir sosyal paylaşım sitesi” olarak tanımlıyor. Ücretsiz olan siteye İmam Hatipliler katılabilir deniliyor.&lt;br /&gt;Kimler üye olabilir?&lt;br /&gt;Ancak, gördüğümüz kadarıyla siteye herkes üye olabiliyor. Sadece İmam Hatipliler’in üye kabul edilmesi hususundaki denetimin nasıl yapılacağı kafamızda soru işareti oluşturuyor.&lt;br /&gt;Yine de İmamhatipbook gibi bir oluşuma gidilmesi, alternatif alan üretilmesi önemli. Hafızalarımızı diri tutmak, sembollerimizi unutmamak için önemli.&lt;br /&gt;Sitenin renk uyumu ve logosu da harika! İmamhatipbook’tan çok farklı atraksiyonlar bekliyoruz. Facebook'un olumsuz imajı ve işleri nedeniyle imamhatipbook'a da insan tedirginlikle yaklaşmadan edemiyor. İnşallah kötü şeylere hizmet etmez temennisini taşıyoruz.&lt;br /&gt;Hatırlar mısınız muhafazakar medya başlıklı bir yazım vardı. Bu yazı da muhafazakar kesimin medya da ki hızlı girişiminden bahsetmiştim. Bu yazıda da İslami kesimin sanal ortamdaki atağını konu aldım. Sanal ortamda en fazla ziyaret edilen sitelerden facebook ve ekşisözlüğü kendi yorumlarına katarak kendileri de bu ortama katılıyorlar. Bunları açanların Türk İslami kesimi olduğunu dikkat çekmeli. Dünya üzerinde İran’ da yaşayanlar da Müslüman, Arabistan’da da Sudan’ da Afrika’ da da ama hangisi dünyaya pencerelerini açmış? Bir de dikkatimi çeken hangi ülkenin bilmiyorum bir ülkenin insanları youtube’ un – hani ülkemiz de aylardır kapalı olan site- İslami versiyonunu yapmış.  http://www.islamictube.net Ben bu siteyi de Türk İslami kesiminden beklerdim ama başkaları elini çabuk tutmuş.&lt;br /&gt;Ama şunu da gönlüm ister ki sanal ortamda da gerçek ortamda da böyle yok İslami yok başka bir şey gibi ayrımlar olmadan herkesin ortak bulunabileceği ortamlar olsa. Bir site olsun burada Müslüman’ı da  Hıristiyan’ ı da ateisti de hatta bir arada bulunsun. Bir kafe olsun herkes bir arada bulunsun böyle ayrımcılık niye? Şu konuda yanlış anlaşılmasın kimin ne yaptığına karışmam hatta ülkemizdeki İslami kesimi tebrik ederim bu konuda çünkü Müslümanlık zamana ve çağa ayak uydurmaktır. Ama diyeceğim o ki ilk amacımız hep beraber kardeşçe bulunacağımız ortamlar kurmaya özen gösterelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10,12,2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-7018898447693079346?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/7018898447693079346/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/12/vira-bismillah-deyip-uye-olunas-siteler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/7018898447693079346'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/7018898447693079346'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/12/vira-bismillah-deyip-uye-olunas-siteler.html' title='vira bismillah deyip üye olunası siteler'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-8961118571018849930</id><published>2009-12-04T09:38:00.001-08:00</published><updated>2009-12-04T09:38:46.665-08:00</updated><title type='text'>Bu sabırsızlık niye?</title><content type='html'>Şu aralar gencmanifesto bünyesi benim özgeçmişim ile çeşitli basın mensuplarına elektronik postalar göndermişler. Saolsunlar.  Daha önce de popüler medya mensuplarına göndermişlerdi ama pek bir ses seda çıkmamıştı. Bu sefer ise yerel medyaya yönelmişler. Aynı elektronik mektubu bu sefer yerel medyadaki köşelere atmışlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gariptir ama popüler medyadan göremediğimiz desteği yerel medyadan gördük. Nevzat Şipleme, Ahmet Ufuk Erkan, Temel Irmak, Abdullah Manap bana kişisel olarak geri dönen yazarlar oldu. Oldukça sevindim. En azından sesimizi duyanlar oldu diye. Hatta Gündem Gazetesi beni haber yapmış. Oldukça sevindiğimi söylemek isterim. Bir de resmim doğru konsaydı daha da sevinirdim ama buna da şükür. Yukarıda saydığım yazarlardan aldığım elektronik mektuplar oldukça olumluydu. Yapılan işlerden memnum kalmışa benziyorlar. Yalnız biri hariç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kişinin bana attığı elektronik mektupta da cevap verdim ama bu olayı sizinle de paylaşmak istedim. Bu kişinin elektronik mektubunu görünce başta çok sevindim. Çünkü gencmanifesto bünyesine değil aramış bulmuş benim şahsi adresime mektup atmış. Başta hoşuma gitti. Mektubu okumaya başladım. İlk önce bir takım tespitler de bulunmuş. Onları dile getirmiş. Buraya kadar gayet güzel ama bundan sonra şu cümleyi görmen beni biraz olsun sinirlendi. Aynen aktarıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘’tolga gerçekten onyedi yaşında biri mi? eğer öyleyse, bu sabırsızlık niye?’’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl yani? Evet bu arada cümle alem yaşımı biliyor. Daha onyedi onyedi…. Ve ardından asıl beni sinirlendiren  cümle: ‘’bu sabırsızlık niye?’’ On yedi yaşındaki bir gencin düşüncelerini dile getirmesi yasak mı? Düşüncelerini kaleme alması yasak mı? Bunu mu dile getirmeye çalışıyor? İlla kırklı yaşlarda mı bir şeyler yazmak getiriyor. Böyle bir kural ne zamandan beri var? Var ise biz niye bilmiyoruz? İşte bu ülke bu zihniyetler yüzünden bir yere gidemiyor. Gençler hep susturuluyor. Bir köşe fiskos gibi durulması isteniyor. Sonra da bu ülke niye böyle? Çuvaldızı kendinize batırın ilk önce.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca şunu da dile getirmek istiyorum. İkinci Mehmet tahta geçtiğinde de bu yaşlardaydı, Hüseyin Rahmi Şık’ ı yazdığında da bu yaşlardaydı, Sinanoğlu Batı’nın en genç profesörü olduğunda da bu yaşlardaydı. Demek ki yazarımız bu kişilere de bu sabırsızlık niye diyecekti? Düşünsenize İkinci Mehmet’e : Hop kardeşim İstanbul’u fethettin güzel de bu sabırsızlık niye?&lt;br /&gt;Ya da Hüseyin Rahmi’ ye: Güzel roman da  yazmışsın da bu sabırsızlık niye? – Ahmet Efendi de buna benzer yorum yaparak Hüseyin Rahmi’ nin Şık romanını yazdığını başta inanmamıştır.-Ya da Sinanoğlu’na : Oooo! Sen ne yaptın bir de profesör olmuşsun bu sabırsızlık niye?  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onca isme demiyor da niye ben? Bu sabırsızlık niye? Sabırsızlıkla ne alakası da var onu da anlamış değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim asıl korktuğum bu yazar iyi ki Atatürk döneminde bulunmamış. Maazallah! Atatürk’ e de : Hop kardeşim! Bu yaşta ülkemi mi kurulur? Bu sabırsızlık niye?&lt;br /&gt;Düşünmek bile istemiyorum. Atatürk’ ün en genç cumhurbaşkanı olduğunu bilmeyen yoktur herhalde.&lt;br /&gt;04,12,2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-8961118571018849930?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/8961118571018849930/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/12/bu-sabrszlk-niye.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/8961118571018849930'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/8961118571018849930'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/12/bu-sabrszlk-niye.html' title='Bu sabırsızlık niye?'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-6461943577005277391</id><published>2009-11-20T09:49:00.000-08:00</published><updated>2009-11-20T09:54:57.649-08:00</updated><title type='text'>Şıklar arasında yok olan yetenekler</title><content type='html'>Bugün her zaman gazete olarak Taraf’ ı alan arkadaşım, Sabah’ı alacağı tutmuş. İyi ki de tutmuş. Çünkü bir kişinin köşesinde yazdıkları oldukça dikkatimi çekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  REFİK ERDURAN köşesinde şu cümlelere yer vermiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir babanın çocuğunun karşısında mantıksızlık aczine düşmesi, sorusuna yanıt bulamaması, gözünün içine bakarak haksızlık etmekten kaçınamaması ne acı, bilir misiniz?&lt;br /&gt;Bu yıl 7. sınıfa gitmekte olan oğlum piyano çalmayı çok seviyor. Konserlere gitmek, kitap okumak, gazetelerden seçtiği filmleri görmek istiyor. Okçuluğa ve hava tüfeğiyle nişancılığa merak sardı; hafta sonlarında onları yapmaya ve bisikletle dolaşmaya niyetleniyor. Şimdi onu üzmek ve kırmak ise en istemeyeceğim şey.&lt;br /&gt;Soruyor: &lt;br /&gt;"Notlarım iyiyken beni niçin yolluyorsunuz dershaneye?"&lt;br /&gt;Yolluyoruz işte. Boynunu büküp gidiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir köşe yazarının bile durumu bu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatırlar mısınız Hayata ÖSS ve SBS Engeli adı altında bir yazı kaleme almıştım. Ve bu yazı da da bir başka köşe yazarının görüşlerine yer vermiştim. Sanırım Refik Bey’ den yaptığım alıntının üzerine bunu tekrar hatırlatmam gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Can Dündar' da köşesinde bize sahip çıkmış. ''Ergenliğimin dershane zulmünü çocuğumuz yaşamadığı, bu saçma yarışa girmeyi baştan reddettiği için de gururlandım. '' diyor. Ayrıca Sbs' de çıkan bir soruyu da ele alarak '' Bu kadar kazık bir soruyla baş edebilen tüm öğrenci arkadaşlarımın alnından öpmek istedim.'' diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tarafta umudunu artık kaybetmiş. Bu sisteme boyun eğmiş. Çoğunun yeteneklerinin sönüp gitmesine izin veren, kültür seviyesinin gelişmesini engelleyerek dershaneye gönderen bir baba diğer taraf oğlunun Sbs adı altındaki sınava girmeye reddettiğinden dolayı oğlunun kutlayan bir yazar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizce hangisi doğru? Çocuğunu piyano çalmasını engelleyen, konsere gitmesini engelleyen, filmleri seyretmesini engelleyen ayrıca spora olan eğilimi engelleyerek onu dershaneye göndererek geleceğini şıklarda aramasını söyleyen bir baba diğer tarafta ise dershaneye gitmediği için gururlanan bir baba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangisi doğru yapıyor? Sormam bile saçma ama… Bu ülkenin kendini geliştiren gençlere ihtiyacı var. Kültür seviyesi yüksek gençlere ihtiyacı var. Şıklar arasında yok olan yeteneklere değil!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20,11,2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-6461943577005277391?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/6461943577005277391/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/11/sklar-arasnda-yok-olan-yetenekler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/6461943577005277391'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/6461943577005277391'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/11/sklar-arasnda-yok-olan-yetenekler.html' title='Şıklar arasında yok olan yetenekler'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-6676275832131935126</id><published>2009-11-18T06:06:00.000-08:00</published><updated>2009-11-18T06:07:20.329-08:00</updated><title type='text'>Şıklar arasına sıkışan hayatlar 2 – Mücadeleye devam</title><content type='html'>Hatırlarsınız belki Şubat 2009’ da şıklar arasında sıkışan hayatlar adı altında bir yazı kaleme almıştım. Oldukça destek gören bu yazımı daha zenginleştirerek devam etmek istiyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimden örnek vererek başlayayım. Benim okulum 7.30 da başlıyor. Bu saatte başlayan okuluma yetişmek için 6.30 da duraktan geçen otobüse binmem gerekiyor. Hayliyle 5.30 da da kalkmam. Yani benim hayatım 5.30 da başlıyor. Kahvaltıydı, çeşitli ihtiyaçlardı derken 6.30 da durakta oluyorum ve otobüs bekliyorum. 7.30 da okulda olarak eğitimime başlıyorum. Okulum 1.10 da bitiyor. Ev de olmak 2.10 – 2.30 arası değişiyor. bir şeyler yiyorum biraz olsa dinleniyorum hemen dershaneye. Dershane 4.30 da başlıyor. 7.30 da bitiyor. Ev de olmam 8. Biraz dinlenme ve yemekten sonra test çözme vakti. 9 da başlanılan çalışmaya 11 gibi son veriyorum. Çeşitli ihtiyaçlardan sonra 11. 30 da uyuma vakti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nasıl bir hayattır böyle? Adama akıllı gezme, tozma yok. Hayatı tanımaya dair bir şey yok. Sevgili felan zaten olmasına imkan yok. Onu bırakın kitap okumaya bile vakit yok. Dergi, gazete gibi medya organlarını bile okumaya vakit yok. Bu arada değinmeyi unuttum okulda üç adet teneffüsümüz var. Bunlardan ikisi 10 biri 5 dk lık teneffüsler. Ayrıca dershanede de iki adet 10 dk lık teneffüs. Bu nasıl bir hayattır soruyorum size? İşin gezmesini tozmasını bir kenara bırakın - genç değiliz ya hakkımız yok böle şeylere kırkımıza geldiğimizde geziceğiz ya da emekli olunca ikinci bahar kısmetse, izdivaca katılırız artık, sonra bir de üç çocuk  -  bir gencin kitap okumaması ne demektir? Kitap okumayan bir gençlik. Sonra diyorlar ki gençlerimiz kitap okumuyor. Neden acaba? Öyle lafı ortaya atmak kolay. Gençlerimiz hangi arada okuyacak sorarım size? Üç beş tane soruyla nereye kadar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi hayatımdan örneklerle devam edeyim. Günde okulda da boş bıraktıklarını sayarsak ki bu aralar hocaların çoğu hasta olduğundan gelmediğini de düşünürsek – hocalar bile gelmiyor öğrenciler geliyor ama hala okullar tatil edilmiyor – dershaneydi ev di yaklaşık bi 300 soru çözmüş oluyorum. Matematikti, geometriydi bunlar gibi sayısal derslerin sorularını çözerken 1 dk gibi bir süre harcıyorum ki bu gayet normal, sözel derslerde daha hızlıyım. 150 sayısal ve 150 sözel soru çözdüğümü düşünürsek 150 dk sayısallara gidiyor bi 100 dk gibi de sözellere gidiyor. Yani yaklaşık 250 dk bu da 4 st 10 dk gibi bir süre yapıyor. Şimdi tekrar size soruyorum. Bir sayfayı kaç dk da okuyorsunuz? 1 olmadı 2 diyelim geniş hesaplayalım. Test çözmek yerine kitap okusak günde 125 sf kitap okumuş okuyoruz. Öss ye yılda bir milyondan fazla insanın girdiğini düşünürsek herkesin test çözmek yerine kitap okuduğunu da düşünürsek. En fazla 2 yılda çağ açarız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğu kişinin de bilindiği üzere çok önceleri yapılmış ama sonuçları aynı kalan bir anket vardır. Bu ankete göre Türkiye’ de 6 kişiye 1 kitap bile düşmüyordu. Ne kadar vahim değil mi?  Acaba neden? Gençlerimiz okumuyor. Hemen gençlere at suçu zaten. Adamın başını kaşıyacak vakti yok bırak onu aynaya bile bakmadığından başının yerini unuttu. Sen hala gençlerimiz okumuyor. Hesaplarımız tutmasa bile günde 125 sf yerine 10 sf okusun 20 sf okusun ama okusun. Okuyamıyor. Adam da haklı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de kendi okulumda bir adet başladı. O da derse giren her hoca üç ya da dört kitap söylüyor – kendi vizyonu ve misyonuna göre – bunlardan sözlü yapacağını söylüyor. Öncelikle şimdiye kadar aklınız nerdeydi? Durdunuz, durdunuz milletin sınavlarla uğraşırken mi aklınıza geldi. Bu da bir gelişme diyelim ama bu kitapların hocanın siyasi ve Dünya görüşünü savunduğunu unutmayalım. 17 ve özellikle 18 yaşındaki gençlerin akılları yönlendirmeye çok müsaittir. Hocalar bu yaptıklarıyla gençleri kendi taraflarına çekmeye çalışıyorlar. İşte bu nokta çok yanlıştır. Tamam kitap okutulması çok doğru bir davranıştır ama öğrencilerin sınav zamanlarında bu kadar çok kitabın okutulması ve öğrencileri bu denli yönlendirici davranışlarda bulunulması çok yanlıştır. Kınıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğitim tarafsız olmalıdır. Evrensel olmalıdır. Bilmem bir şeyler anlata biliyor muyum? Şimdi sorarım size lise zamanının da öğrendiğiniz şeyler size şimdi işinize yarıyor mu? Oturup bir şeylerin türevini, limitini alıyor musunuz? Olmadı biyolojide, fizikte veya kimyada öğrendiğiniz şeyleri uyguluyor musunuz? Günlük basit şeylerin dışında. Oturup evinizde kimyasal deney yapıyor musunuz? Veya biyolojik herhangi bir deney. Bu dersler okullarda öğretilmeli evet katılıyorum ama insanının işine yarayacak şeyler öğretin. Tutup iç mimar olacak adama neler öğretiyorsunuz? Bu eğitim değildir arkadaş bu boşuna ameleliktir. Aynen öyle amele. Günümüz öğrencisinin bir ilkokulu bile bitirmemiş inşaat amelesinden bir farkı yoktur. Boşuna gereksiz şeyler taşıyor. Amele bile bu nokta da gerekli bir şey yapıyor. Çünkü onun taşıdıklarıyla sıcak yuvalarımız oluyor. Sakın burada amelelere insan dışında bir oluşum içine soktuğumu sanmayın. Aysun Kayacı’ nın başına gelecekler gelir maazallah başıma. Ben burada sadece bir ilkokul mezunu bile olamamış bir kişiyle lise eğitimini tamamlamaya çalışan birini karşılaştırıyorum. Ve sonuç ortada ameleler öğrencilerden daha geçerli bir iş yapıyor. T.C devletinin eğitime verdiği önem budur işte. Manzara bu neresinden bakarsanız bakın. Ah ah neredesin Atatürk? Hani sen Ey Türk Gençliği diye seslendiğin gençliğine bak ne hallere düşürdüler. Senin eserine ne yapıyorlar böyle? Her sınıfa Gençliğe Hitabeyi asan bu zihniyet senin gençliğine neler yaptırıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19’ un da İstanbul’ u fetih eden komutanı çıkaran bu topraklar, 15’ in de 16’ sın da 17’ sin de Çanakkale ‘ de senin yanında şehit olanları çıkaran bu topraklar artık test çözen gençler çıkarmaya başladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey Türk Gençliği!&lt;br /&gt;  Ey Türk gençliği ! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.       &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Test çözmek senin amacın değil. Test çözerek geleceğini şıklarda arama. Senin geleceğin şıklar da değil. Kitaplarda. Sakın test kitaplarıyla karışma, normaldir karıştırman bu aralar test kitaplarından başka kitap görmediğinden….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18,11,2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-6676275832131935126?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/6676275832131935126/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/11/sklar-arasna-sksan-hayatlar-2.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/6676275832131935126'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/6676275832131935126'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/11/sklar-arasna-sksan-hayatlar-2.html' title='Şıklar arasına sıkışan hayatlar 2 – Mücadeleye devam'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-6984547150148114427</id><published>2009-11-15T10:54:00.000-08:00</published><updated>2009-11-15T10:55:03.496-08:00</updated><title type='text'>Bir gözüm gördü, bir gözüm görmedi</title><content type='html'>Tarihlerimiz kasımı gösteriyordu. Kasım ayının o söz gelimi soğuktur, üşürsün tabularına karşın dışarıda harika bir hava vardı. Dershaneden henüz çıkmıştım. Evime doğru yürüyordum. Yolun karşısında yürüyen arkadaşıma rastladım. Bağdat Caddesi’ ne gitmeye çalıştığını öğrendim. Evimin nam-ı diğer cadde’ ye yakım olduğunu söyleyerek, ona eşlik edeceğimi söyledim. O da sevindi. Beraber nam-ı diğer cadde ye yürüdük. Cadde ye vardığımızda ‘’ Ee, sen buraları bilirsin bana yardım eder misin?’’ dedi. Arkadaşına hediye alacakmış. Kabul ettim bende işim gücüm yoktu. Başladık hediye bakmaya Boyner, Marks falan filan. Sonra aklıma Nezih geldi. Pelüş oyuncak alabilirdi. Bu fikir ona da sıcak geldi. Nezih’ e girdik ama hem zevkine hem cebine göre bir şey bulamadı. Ardından Suadiye’ ye doğru bir oyuncak mağazasının olduğunu keşfettik. Aslında bizden önce keşfedilmişti ama biz yeni gördük. Yok arkadaşım, burası da bize göre değil. Napalım, napalım? Aşağıda D&amp;R var. Hadi oraya da bakalım. Oraya da baktık. Yeni çıkan kitaplara şöyle bir göz ucuyla baktım geçtim. Normal de adetim değildir. Oturur – aslında ayakta – tüm hepsini incelerdim. Arkadaşımın hoşlanmadığını düşünerek’’ sonra bakarım’’ dedim kendi kendime. Tam oyuncak reyonuna giderken Soner Yalçın’ ın son kitabının reklamını gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık dayanamadım. Dedim arkadaşa, sen git ben geliyorum. Hızlıca görevliden rica ettim kitabı. ‘’ Bu dinciler o Müslümanlara benzemiyor’’ işte bu! Bir Soner Yalçın klasiği. Başlığın albenisine  bak.   Tabi ki de benim için albenili. Sayfalarını hızlıca karıştırdım. İnceledim. Arkadaşı da bekletmek istemiyordum. Aldım, geçtim. O da bir pelüş  oyuncak beğenmişti bi de annesi Elif Şafak’ ın ‘’ Aşk’’ ını sipariş etmiş bir elinde de o. Kasaya geldim sıra var. Ekonomik kriz var ama kasalarda da sıralar eksik olmaz. Neyse sıra geldi. Önceliği arkadaşa verdim. Sonra bana sıra geldi. Kitap 23 liraymış. Hiç bakmak aklıma gelmemişti.Bir öğrenci için pahalı değil mi? Kasiyer düşüncelerimi okumuşçasına kafa salladı.Cüzdanıma bakıyorum. Anneanneden gelen bi 20 lik bi de bozuk paralıktan 3 lira çıktı mı tamam. Çıkmasına da gerek kalmadı. D&amp;R kartımda kullanabileceğim 3 lira çıktı şansıma. Onu da öyle hallettik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir hışımla kitaba başladım. Eve geldim bu arada. Soner Yalçın yine döktürmüştü. Tahmin edersiniz. Yalnız bazı popülistlerin dikkatini çekebilecek bir paragrafa rastladım o da:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevlana dönemindeki ilahi ve dünyevi aşkı konu ettiği Aşk romanıyla satış rekorları kıran Elif Şafak’ ın bu rekorunu, aynı konuyu işleyerek yıllar önce Aşk Peygamberi romanıyla Nezihe Araz da kırmıştı.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlaşılacağı üzere aldatılmıştık, kandırılmıştık, kirletilmiştik. – Bu aralar fazla Türk filmi seyretmenin etkileri – &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözün kısası Elif Şafak yıllar öncesinde olan bir olayı unutacağımızı sanarak bize deyim yerindeyse yutturmaya çalışıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anneannemin bir sözü kulağıma geldi. ‘’ Bir gözüm gördü, bir gözüm görmedi.’’ Elif Hanım, gören gözüyle görmeye devam ediyor ama görmeyenle hareket ediyordu. Bunu yapan sadece o mu? Hayır! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıl 2006. Türkiye’ nin ilk Nobelli edebiyatçısı Orhan Pamuk&lt;br /&gt;O meşhur babasının bavuluna hiç dikkat ettiniz mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim ilk göz ağrım olan temmuz 2009 sayılı Sincan istasyonu – ilk göz ağrım dememin sebebi de: ilk olarak bir yazım matbu bir dergi de yayınlanmıştı – dergisinde Osman Namdar’ ın  yazısına değineceğim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babamın bavulu aslında kimin bavulu? Başlıklı yazısında bir paragrafta diyor ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşma metni Nobel internet sayfasında var; kitap olarak basıldı, gazetelerde, dergilerde de gördük. Bu konuşmadaki bavul hikayesi de Amin Maalouf’ un Yolların Başlangıcı kitabından aldığı söylendi. ( … ) Ya bir metin, başka bir yazarın, bir öyküsündeki olayların akışı, kurgusu ve metniyle baştan sona benzerlik içeriyorsa; Babamın bavulu gibi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü üzere biri Nobelli yazarımız, biri dünyaca ünlü bir başka yazarımız ama ikisinin de bir gözü görüyor, bir gözü görmüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15,11,2008&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-6984547150148114427?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/6984547150148114427/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/11/bir-gozum-gordu-bir-gozum-gormedi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/6984547150148114427'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/6984547150148114427'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/11/bir-gozum-gordu-bir-gozum-gormedi.html' title='Bir gözüm gördü, bir gözüm görmedi'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-2461002337768236366</id><published>2009-11-12T08:44:00.000-08:00</published><updated>2009-11-12T09:05:30.442-08:00</updated><title type='text'>Yönetici ile idareci arasındaki fark</title><content type='html'>Bilindiği üzere ben YGS, LYS, SBS, KPSS ve daha sayamakla bitmeyen sınavlara garezim var. Sevmiyorum kardeşim işte. Zaten kim seviyor ki? Hayatı işgal eden bin tane şık. Neyse neyse. Bu aralar zaten yorgunluktan ölüyorum. Şu yazılılar başladı mı bi de ÖSS bu hayat çekilmez oluyor. Nereye gideceğimi şaşırıyorum. Test mi çözeceğim yoksa klasik sınavlara mı çalışacağım? İki arada bir derede kalıyorum.  Derdimi çeken anlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu feryatlarım sürerken kendimi yine çalışma masamda test çözerken buluyorum. Malum ÖSS' ye çalışıyoruz. Bu hayatta başka gayemiz yok gibi. Bir yandan sisteme söyleniyorum bir yandan da soru çözüyorum. Bir an sanki düşüncelerimi soruda görür gibi oldum. Başta şaşırdım. Her halde kafayı yedim, dedim. Daha sonra soruyu bir kez daha okudum. Şaşılacak türdendi. Soruyu yazan da benimle aynı düşüncedeydi. Paragrafı sizlerle paylaşmadan edemiyeceğim. Aynen şöle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetici, yarını bugünden gören, gerekli reformları yapan ve gündemin peşinden koşmak yerine önünden gelen liderlerdir. İdareci, değişime karşı önlem alır. Yönetici, değişimi reform yaparak karşılar. İdareci, değişimden kaçar. Yönetici, değişime yön verir. İdareci için geçmiş, yönetici için ise gelecek önemlidir. İdareci, devraldığı işi eksiksiz ve aksaksız biçimde yeni gelenlere teslim ettiği zaman başarılıdır. Yönetici ise devraldığı işi büyüttüğü, geliştirdiği, yenilediği zaman başarılı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okurken büyüklerimizin anılarını canlandırmışımdır sanırım yaşıtlarımının ise içinden '' İşte bu! '' çığlıklarını duyar gibiyim. Hakikatende okul idaresini sürekli eleştirmişimdir. Hiç bir zaman da beni dikkate almadılar. İmam bildiğini okumaya devam ediyor deyim yerindeyse. Paragrafı okurken bu dünyada yanlız olmadığıma o kadar sevindim ki. Şu eğitim sistemimizin düzeldiği gün bu ülke yaşanabilecek bir cennet olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12.11.2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-2461002337768236366?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/2461002337768236366/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/11/yonetici-ile-idareci-arasndaki-fark.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/2461002337768236366'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/2461002337768236366'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/11/yonetici-ile-idareci-arasndaki-fark.html' title='Yönetici ile idareci arasındaki fark'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-605984927553114337</id><published>2009-11-06T08:14:00.001-08:00</published><updated>2009-11-06T08:14:53.548-08:00</updated><title type='text'>Cuma Müslümanları</title><content type='html'>Şu Cuma günlerinde anlamadığım bir hadise yaşanıyor. Malum sınavlara hazırlanırken sürekli ev- okul- dershane üçgeni arasında mekik dokuyorum. Özellikle Cuma günleri Cuma namazından dolayı bir trafik oluyor. Hem de inanılmaz bir trafik. Bu trafik esnasında sürekli kafamdan bin bir türlü düşünce geçerdi. Ama bir türlü kaleme alma vaktim olmazdı. Sonunda kaleme alma fırsatı buldum şükürler olsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim hadiseye; konu namaz olunca Kuran- Kerim’ den alıntı yapmadan geçilmez. Cuma suresi 9. ayet derki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah'ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ayetten anlaşılacağı üzere Cuma namazlarına Kuran’da ayrı bir önem veriliyor. Neden ? Çünkü, bu namaz da hutbe bölümü var ayrıca cemaatle kılınıyor. Din üzerine fazla bir bilgi birikimi yok o yüzden yüzeysel geçiyorum. Sonuç olarak Cuma namazının önemi var ama&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nisa suresinin 142. ayeti derki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Münafıklar, Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların bu çabalarını başlarına geçirir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı pek az anarlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani şunu dile getirmek istiyorum. Cuma namazının önemi büyüktür evet buna katılıyorum ama diğer namazlarında önemi vardır. Yani Müslümanlığın şartlarından biri olan namaz kılmaktır. İmanın beş şartı arasında duydunuz mu hiç Cuma namazı kılmak diye ayrı bir madde. Hayır yok çünkü imanın şartlarından biri namaz kılmaktır sadece Cuma namazı kılmak değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok şahit olduğum hadiselerden birine değineceğim şimdi de. Rakı sofrası diye tabir edilen ortamdaki kişilere bakın çoğunluğu Cuma günü içki içmemeye çalışır. Sebep: ‘’ Bugün Cuma!’’ Ne alaka? Bu yaşıma kadar anlayamamışımdır. İçki içmek her zaman günahtır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakara suresi 219. ayet derki: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: "Onlarda hem büyük günah, hem de insanlar için (bazı zahiri) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından büyüktür." Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: "İhtiyaçtan arta kalanı." Allah size âyetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ayetten de anlaşılacağı gibi içki her zaman günahtır. Cuma günü içsen de başka gün içsen de. Yani içiyorsan Cuma günü de iç. O kadar komik bir manzara oluyor ki içki içenlerin Cuma diye içmemeleri. Ben bu insanlara Cuma Müslümanları diyorum. Nasıl iyi demişmiyim?   Çünkü sadece Cuma günleri Müslüman olmaya çalışıyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi başta bahsettiğim namaz konusuna tekrar döneyim. Cuma namazına gidilmesi evet faydalıdır diye Kuran’da da geçiyor ama diğer namazları kılmıyorsun da niçin sadece Cuma namazını kılıyorsun? Madem kılmasını biliyorsun diğer vakitler de kıl. Her Cuma olan o koşuşturma hadisesi hakikaten komik. Bugün Cuma diye ortada bir hareketlilik. Madem Müslümanlığa önem veriyorsun ey Cuma Müslüman’ı diğer günler de bu iman damarın niye depreşmiyor? Aa pardon unuttum sen Cuma Müslüman’ ıydın   dimi. Sadece Cuma günleri ibadet eden. Umarım mesaj yerine ulaşmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;06.11.2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-605984927553114337?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/605984927553114337/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/11/cuma-muslumanlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/605984927553114337'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/605984927553114337'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/11/cuma-muslumanlar.html' title='Cuma Müslümanları'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-3712316508282531071</id><published>2009-11-06T05:43:00.000-08:00</published><updated>2009-11-06T05:44:15.860-08:00</updated><title type='text'>Buram buram torpil kokusu</title><content type='html'>Burası Türkiye, diye bir tabir oluştu lügatlerimizde. Halk arasında konuşulanlar zaman geçtikçe yeni lügatlerimizi oluşturmaya başladı. Gelelim burası Türkiye, tabir inine. Bu tabir daha çok Türkiye’ de dönen olaylara, yolsuzluklara, adam kayırmalara, torpillere daha sayamadığım daha nice usulsüzlere alışanların artık bir şey yapamayıp sessiz kalarak kullandıkları bir tabirdir. Tabi bu usulsüzlükler güya göstermeden yapılıyordu lakin son gerçekleşen olaylardan bir artık göstere göstere deyim yerindeyse usulsüzlüğün olacağını haber veriyor. Ne mi bu olay?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baştan anlatmaya başlayayım. İnternet üzerinden Bir İletişimcinin Günlüğü -    http://mehmetortac.blogspot.com – başlığı altında yazılarını yayınlayan Mehmet Ortaç’ dan başlayayım. Mehmet Ortaç, benimden yakından takip ettiğim medyayı iyi sentezlediğine kanaat getirdiğim ender insanlardan biridir. Her zamanki gibi sitesindeki yazılarını okurken son yazısındaki serzenişine ortak olmak istedim. O da TRT’ nin son olarak yaptığı davranış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk önce olaydan bahsedelim. TRT eleman arıyoruz diye ilan verdi. Verdiği ilana göre;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 Stajyer Spiker, &lt;br /&gt;40 Stajyer Muhabir, &lt;br /&gt;60 prodüksiyon hizmetleri ağırlıklı çalışmak üzere Yapım ve Yayın Görevlisi, &lt;br /&gt;15 kurgu ağırlıklı çalışacak Yapım ve Yayın Görevlisi, &lt;br /&gt;15 ses ağırlıklı görev yapacak Yapım ve Yayın Görevlisi, &lt;br /&gt;20 ışık ağırlıklı iş yapacak Yapım ve Yayın Görevlisi &lt;br /&gt;20 resim seçici ağırlıklı görevde bulunacak Yapım ve Yayın Görevlisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşe alınacak. Peki sizce işe almak için aranan koşullar nelerdir? Bir devlet kurumu ve devletin tek medya kuruluşu olan TRT de işe alınacak bir kişiden istenilenler ne olabilir? Bir düşünelim. Normal bir medya kuruluşunun bu kriterlerde eleman aradığını düşünelim. Ne isteyebilir? Öncelikli olarak hatırı sayılır bir üniversite mezunu olmak. En azından bir yabancı dil bilmesi. Medya üzerine staj yapması. Hadi o da olmadı medya ile alakalı bir iki belgesi olması. Hadi o da olmadı en azından medya ile alakalı iki üç şey bilsin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben duyduğumda çok şaşırdım. Eminim ki sizde öyle olacaksınız. Yukarıda saydığımız işlere girmek için sadece KPSS sınavına girmeniz yeterli. Bi de zahmet üniversite bitirmek. Bu kadar. Kos koca TRT – ki artık gözüm de o kadar da kos koca değil – eleman almak için yaptığı duruma bak.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradan çıkan sonuç şu: İster mühendis ister gazeteci ister işletmeci – iktisatçı ne  olursan ol gel. Biz nasılsa senin diplomana bakmıyoruz.  Biz, amcana bakıyoruz babana bakıyoruz sen hiç umurumuzda değilsin baban önemli birimi amcan bizden mi biz buna bakıyoruz ha bide kaç soru ezberlemişsin ona bakıyoruz. Malum devlet memuru olacaksınız ezberlemek önemli. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiden bu tür olaylardan çaktırmadan yapılmaya çalışılırdı. En azından çaktırmamaya önem verirlerdi bu kadar da göstere göstere olmazdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de hatırlatmakta önem var. Artık aldığımız ürünlerdeki TRT ‘ ye verilen vergi miktarında arttırılmaya hazırlan alılıyor. Sonumuz hayır olur inşallah. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;06.11.2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-3712316508282531071?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/3712316508282531071/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/11/buram-buram-torpil-kokusu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/3712316508282531071'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/3712316508282531071'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/11/buram-buram-torpil-kokusu.html' title='Buram buram torpil kokusu'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-1378722374296542680</id><published>2009-11-01T11:46:00.001-08:00</published><updated>2009-11-01T11:46:41.988-08:00</updated><title type='text'>Look at the tabela !</title><content type='html'>Malumunuz geçen günler de bir derbi maçına şahit olduk. Her zaman görmeye şahit olduğumuz şiddet olaylarının ve futbolun yanı sıra üstünde durulması gereken başka bir husus vardır. O da Fenerbahçe futbol takımının ve ardından yapılan olaylar zinciridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Futbol maçı, Fenerbahçe taraflarının kendi evlerinde alışık oldukları galibiyetle sonlandı lakin bu sefer Fenerbahçeler değişik bir davranışta bulundu. Son yıllarda futbol takımları çeşitli maçlardan, olaylardan sonra tshirt bastırmaları ve bu tshirtlerin üzerine çeşitli mana yüklü ifadeler basmaları deyim yerindeyse bir gelenek oldu. Fenerbahçe’ de bu geleneğe uymuş olacak ki maçtan sonra ‘’ look at the tabela! ‘’ ifadeli tshirt bastırdılar. Sizce burada bir gariplik yok mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uluslar arası haber ajansı CNN’ e göre Dünya’ nın beşinci büyük derbisi olan Fenerbahçe – Galatasaray derbisini kazanan takımın yapması gereken bir davranış mıdır bu? Siz Dünya’ nın beşinci büyük derbisini kazanıyorsunuz ve İngilizce ifadenin bulunduğu bir tshirt basıyorsunuz. Bu davranış ne kadar doğrudur? Dünya’ nın gözünün özerinde olduğu bir maçta Türk futbolunu, Türk futbolcularını göstermeye çalışıyorsunuz da Türkçe’ yi niye göz önünde göstermeye çalışmıyorsunuz? Futbolcuları Türkçe’ den daha mı iyi görüyorsunuz da Look at the tabele diye tshirt bastırıyorsunuz? Türkçe’ nin suyumu çıktı. O tshirt üzerine Tabela’ ya bak deseydiniz ne olacaktı? Sanki bu tshirtler Türkçe’ nin ana dil olduğu Türkiye’ nin dışında başka ülkelerde satılıyor. Diyelim ki satılıyor aksine bu tshirtlerin Türkçe baskılı olması daha hoş ve anlamlı olurdu. Sonuçta Dünya’ nın beşinci büyük derbisi yani Dünya’ nın en önemli beşinci maçı. Prestije bak. Bir de bu zaferi güzelim Türkçemizle kullandınız mı değmeyin keyfinize. Hem futbolunuzun reklamı oluyor hem futbolcularınızın hem ülkenizin hem de anadilinizin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hususta Fenerbahçe Futbol Takımı’ nın şu durumu da dikkat çekmektedir. Fenerbahçe Futbol Takımı, Atatürk’ ün de Fenerbahçeli olduğunu iddia etmektedir. İddia doğrudur veya yalandır bu husus önemli değil buradaki önemli husus başkadır. Bilindiği üzere Atatürk’ ün anadilimiz üzerine verdiği önemi bilmeyen yoktur. Yalnız Atatürkçülüğünle gururlanan Fenerbahçeliler unutuyorlar ki Atatürkçülük lafla olmaz icraatla olur. Ne alaka diyeceksiniz. Şöyle söyle yeleyim. Son olarak Fenerbahçe Futbol Takımı’ nın İngilizce olarak bastırdığı tshirtlerden bahsettik. Şimdi de Atatürk’ ün bir sözü üzerinde duralım. Atatürk derki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; “ Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin gelişmesinde başlıca müessirdir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil şuurla işlensin.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani Atatürk kısacası ne diyor: Türkçemize sahip çıkın ve onu koruyun. Fenerbahçe Futbol Takımı ne yapıyor İngilizce baskılı bir tshirt basarak biz anadilimizi koruyoruz, biz Atatürkçüyüz diyorlar. Aman ne güzel!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve böyle bir olayı kimse fark etmiyor. Başbakan bile. Türkçe’ nin anadil olduğu Türkiye’ nin başbakanı geçen gün Sabiha Gökçen Havalimanı’ nın yeni terminalinin açılışına katılıyor ve bu açılış sırasında Fenerbahçe Futbol Takımı’ nın satış mağazasının da açılışını yapıyor. Bu açılış esnasında kendisine ‘’look at the tabela’’ tshirtlerinden hediye ediliyor. Ve kendisi de bu olayı espriye vuruyor. Sizce bu davranış ne kadar doğrudur. Türkçe’ nin anadil olduğu Türkiye’ nin başbakanına İngilizce baskılı bir tshirt hediye ediliyor ve kendisi de sesini çıkarmıyor. Oh ne güzel! Başbakan bile artık Türkçe’ yi kale almıyor. Davos gibi Dünya’ nın ekonomik forumunda Filistin ‘ de ki Müslümanları düşünüyor da Dünya’ nın beşinci büyük derbisini kazanan takımın yaptığı bu davranışa niye sesini çıkarmıyor. Türkçemize niye sahip çıkmıyor. Davos’ ta Filistin’ de ki Müslümanları dikkat çekmek için tüm Dünya’ ya ‘’ one minute’’ dedi de bu olay karşısında niye sessiz kaldı. Ama üzgünüm biz bu olay karşısında sessiz kalmayacağız. Türkçemizi kaybetmeyeceğiz.  Umarım Fenerbahçe Futbol Takımı’ da zafer sarhoşluğundan dolayı böyle bir davranış da bulundular ve en yakın zamanda bu hatalarını düzeltecekler. Tabi Türkçelerine saygı ve sevgileri yoksa o başka…..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;01.11.2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-1378722374296542680?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/1378722374296542680/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/11/look-at-tabela.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/1378722374296542680'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/1378722374296542680'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/11/look-at-tabela.html' title='Look at the tabela !'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-4970530089941381366</id><published>2009-10-30T14:04:00.000-07:00</published><updated>2009-10-30T14:05:23.430-07:00</updated><title type='text'>Taraf Asker Düşmanı mı?</title><content type='html'>Günlerdir, aylardır belki de yıllardır daha doğrusu Taraf’ ın yayın hayatına başladığı günlerden beri herkesin aklındaki soru buydu. Taraf Asker Düşmanı mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaptığı haberlerle çıktığı günden beri TSK ‘ nın içinde dönen olayları gün ışığına çıkararak dikkat çeken Taraf, bir takım kişiler tarafından Asker Düşmanı, T.C’ yi yıpratan gazete gibi ağır eleştirilere maruz kaldı. Peki gerçekten Taraf’ ın amacı bu muydu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sorunu özellikle şu günlerde İrtica ile Eylem Planı’ nın doğruluğunun ortaya çıkmasından dolayı açığa kavuşmasına katkıda bulunmak amacıyla değinmek istedim. Misal vererek başladık devam edelim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraf ilk olarak Nokta Dergisi’ nin ortaya çıkardığı Darbe Günlükleri’ nin peşine düştü ve bu olayın aydınlatılmasını istedi. Taraf’ a ilk eleştiriler bu olayla başladı. Olayın ardından belki de asrın davası olarak nitelendirilen Ergenekon davasının temelini attılar. Suçlamalar bir süre kesilse de bir süre sonra tekrar alevlendi. Daha sonra Taraf dört erin şehit olmasını konu aldı. Ama eleştirilerin dozu artarak devam etti. Genelkurmay’ dan gelen açıklama ve yapılan davranış olayın doğruluğunu kanıtlar nitelikteydi ama eleştirilere engel olamadı. Son olarak İrtica ile Eylem Planı ortaya çıktı. Bu sefer ki eleştiriler hakikaten yüz kızartıcıydı. Hatta Genelkurmay Başkanı’ nın bile bulunan belge hakkında kağıt parçası demesi bu sefer Taraf’ a Asker Düşmanı damgasını dövme olarak vücuduna yemesine sebep oldu. Fakat daha önce olduğu bu olayda doğru çıktı. Sanırım son günlerdeki olayları duymayan yoktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi soruyorum size Taraf gerçekten de Asker Düşmanı mı? Taraf, TSK bünyesindeki oyunları ortaya çıkardığı için asker düşmanımı oldu. Orduyu mu yıprattı şimdi? Hiç sanmıyorum aksine ordu içindeki pürüzleri ortaya çıkararak orduya yardım etti. Lakin halen Asker Düşmanı damgasını vücudunda taşımaya devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Misallerimize devam edelim. Malum eğitim hayatıma halen devam ediyorum ve de összede olan durumumu korumaktayım. Bu hususta çeşitli eğitim kurumlarında olduğu üzere kendi okulumda da bazı dersler öğrencilerin test çözmesi için ayrılıyor ve öğrencilere istediği konuda test çözmeleri için ortam hazırlanıyor. Bu derslerinde birinde sevgili arkadaşım Fevzi, Alparslan ile birlikte artık test çözmekten bunalmış olacaklarından dolayı ya da sabahın sekizi olmasından dolayı test çözmek yerine bayi den aldıkları gazetelerini okumak istediler. Gayet güzel çantalarından Taraf’ ı çıkardılar ve beraber okumaya başladılar. Bir süre sonra dersin hocasının dışarıyı izlemek yerine öğrencileri izleyesi tuttu. Öğrencileri incelemeye başladı. Daha sonra gözüne gazete okuyanlar takıldı. Başta sesini çıkarmadı. Ardından öğrencilere hangi gazeteyi okuduklarını sordu. Bizimkiler de hayliyle Taraf’ ı okuduklarını söyleyince. Hocadan gelen tepki hakikaten şaşırtıcıydı:   ‘’ Ooo! Demek siz de asker düşmansınız öyle mi? ‘’ Bırakın arkadaşların düştüğü durumu yerimde ben bile duramadım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl? Ne alakaydı? Taraf’ ı asker düşmanı yaptınız yetmedi şimdi birde okuyanlarımı asker düşmanı yapıyorsunuz? Hadi onu da bırakın bir bireyin düşüncelerine saygımız vardır ama bazı sınırlar dışında. Yani bir devlet memurunun devlet kurumunda, bir öğretmenin sınıfta böyle sözlerde bulunması ne derece doğrudur. Hocanın bu şaşırtıcı sözünden sonra ‘’ Okumayın o gazeteyi asker düşmanı o. Başka gazete okuyun ülkeyi yıpratıyor o gazete’’ demesi ne derece doğrudur. Bana biri bunu açıklasın. Benim aklım hayalim almıyor. Bir öğretmenin sınıfta böyle propaganda yapmasını benim aklımın sınırları almıyor. Üstelik düşünce yapısı bakımından yönlendirilmeye mehilli olan lise öğrencileri karşısında bu tür sözlerin sarf edilmesini anlamıyorum. Ki bunu bir tarih hocası söylüyor ise bu durum hakikaten vahim boyuttadır. Tarih hocası da bunu çok iyi bilecektir ki tarih te bazı iddialar belgesi olmadığından gerçek bile sayılmaz. Taraf’ a atılan her iddia belli süreler zarfında asılsız olmasına Taraf’ ın asker düşmanı felan olmadığı ortaya çıkmasına rağmen bir eğitimcinin daha doğrusu eğitimci demeye dilimin bile varmamasına rağmen böyle sözler sarf etmesini görmezden gelemeyiz. Taraf asker düşmanı felan değil bunu artık nasıl anlarsanız anlayın. Ama orta da bir gerçek vardır. Dimi sayın tarih hocası….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30.10.2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-4970530089941381366?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/4970530089941381366/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/10/taraf-asker-dusman-m.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/4970530089941381366'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/4970530089941381366'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/10/taraf-asker-dusman-m.html' title='Taraf Asker Düşmanı mı?'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-8054426902518152235</id><published>2009-10-06T02:43:00.001-07:00</published><updated>2009-10-06T02:44:00.418-07:00</updated><title type='text'>Genç Düşünce üzerine</title><content type='html'>Size televizyon başında geçirdiğim nadir zamanlarda seyrettiğim bir programdan bahsetmek istiyorum. Nadir diyorum çünkü hakikaten şu sınav sistemleri yüzünden bırakın başımı kaldırmayı başımı bile kaşıyamıyorum. Yine de yetterrrrr! diye serzenişte bulunduğumda beynimi boşaltmak için başvurduğum bir programdan bahsedeceğim sizden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Sayın Prof.Dr. Mehmet HABERAL’ ın inanılmaz bir başarısı olan bir kuruluştan başlayayım ilk olarak. Tabi ki Başkent Üniversitesi’ n den. Başkent Üniversitesi deyim yerindeyse Haberal sayesinde hayat buldu. Bu arada da Haberal tutuklanalı 176 gün olmuş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haberal hakkındaki övgülere başlarsam asıl konuya giremeyeceğim umarım başka bir yazıya. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ise yine Haberal’ ın bir başarısından bahsedeceğim. Haberal’ ın medyaya verdiği öneme. Kendimi bildim bileli daha doğrusu kendimi Atatürk’ ün Hitabesin’ de bahsettiği Türk Genci olarak görmemden beri Bütün Dünya dergisi var. Oldukça da zevkle okuduğum dergiler arasındadır. Yaklaşık bir seneye yakın süredir yayın hayatında olan Ntv Tarih dergisini andıran bir tarih anlayışı da beni dergiye çeken hususlardan olmuştur. Ama şunu da belirtelim Bütün Dünya, Ntv Tarih’ ten daha önce yayın hayatına başlamıştır. Bütün Dünya, hakikaten bir başarıdır. Türkiye’ nin çeşitli yerlerinde yaşamış çeşitli yerlerini görmüş olan biri olarak Bütün Dünya’ yı çoğu kitapçılarda gördüm bu hakikaten bir başarıdır. Bir evrensel kentin yayının her yerde bulunup okunması ayakta alkışlanacak türdendir. Darısı diğerlerinin başına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi gelelim diğer bir başarıya. Haberal, Kanal B ‘ yi kurduğunda bir çok kişi normal bir evrensel kent televizyonu gibi karşılamıştı. Lakin şu anda Kanal B, büyük medya kuruluşlarına kafa tutar olmuştur. Normal bir evrensel kent televizyonu yerel yayın yaparken Kanal B birçok kişiye yayın yapma başarısına sahip olmuştur. Bu konu da tıpkı diğerleri gibi ayakta alkışlanılacak türdendir. Yine darısı diğerlerinin başına diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl konumuza dönecek olursam. Yukarda bahsettiğim programdan. Ne zaman önceydi hatırlamıyorum. Kafamı toplamak için salona gidip uyduyu açıyorum. Uydu kelimesine vurguda bulunmak isterim. Kanalları geziyorum. O kadar gereksiz şeyler mevcut ki. Tam kapacaktım. Kanal B de ki Genç Düşünce programı dikkatimi çekti. Oldukça da beğendim. Tam Atatürk’ ün Hitabesin’ de bahsettiği gençliğe yönelik bir program olduğu kanısına vardığımda ise programı sürekli takip etmeye başladım. Mümkün oldukça insanlarla yaptığım konuşmalarda bu programı över oldum. Programın misyonu ve vizyonu benim için tam idealdi ama  sırf ben sen o ile iş bitmiyor ki. Bunu arkadaşlarımla yaptığım konuşmalar sayesinde fark ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç düşünce, düşünen gençliği kendine çekiyor. Bu işi de çok iyi yapıyor fakat günümüz gençliği düşünmeye bile üşeniyor popülarite peşinde koşuyor. Bu husus ise onların suçu değil bazı büyüklerimizin suçu. İşte Genç Düşünce bunu engellemeye çalışıyor. Düşünen bir gençlik oluşturmaya çalışıyor. Bu konuda onları kutlamak lazım. Ama….. Her amadan sonrası önemlidir derler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşlarımla konuşurken Genç Düşünce’ yi nasıl gençler arasında izlenen bir program yapabiliriz konuşmalarımızda bazı hususlara vardık. Bunlardan bazıları ise şunlar;&lt;br /&gt;Program daha çok evrensel kent düzeyindeki gençler ve daha yaşça büyükler üzerinde duruyor halbuki lisedeki gençlerimizde de cevherler mevcut. Programın teknolojik olarak biraz daha yükseltilmesi taraftarıyız. Video gibi çeşitli teknolojik gereçleri kullanarak programın çeşitli bölümlerini gençler arasında dolaşmasını sağlamak. Bunu Kanal B’ nin sitesinde rastladım ama daha da geliştirilmeli. Kaçımız Kanal B’ nin internet sayfasını takip ediyoruz ki. Bir husus daha var bu konuda oldukça tartıştık ama maalesef gerekli olduğu kanısına vardık. Programa, programın misyonu ve vizyonu bozmayacak şekilde popüler konuklar çıkarmak. Bu sayede popülariteyi takip eden gençleri de bu programı seyrettirmek. Çağa ayak uydurmak zorundayız. Nasıl Ntv Spor diye bir kanal kuruldu ve bu kanal ülkemizin bir numaralı popülaritesi olan futbolu işlemesine rağmen yine de popüler konuklar sayesinde izleyici kitlesini arttırmaya çalışıyor. Bir futbol kanalı bile popülariteyi kullanmaya çalışıyor ise gençleri kendine hedef alan bir programın popülariteyi kullanması farz olmuştur artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;06.10.2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-8054426902518152235?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/8054426902518152235/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/10/genc-dusunce-uzerine.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/8054426902518152235'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/8054426902518152235'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/10/genc-dusunce-uzerine.html' title='Genç Düşünce üzerine'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-2373851123499315547</id><published>2009-10-06T01:26:00.000-07:00</published><updated>2009-10-06T01:27:56.690-07:00</updated><title type='text'>Elif Şafak ve Türk Edebiyatı</title><content type='html'>Sincan İstasyonu Aylık Edebiyat Dergisi’ nden &lt;br /&gt;Eylül (2009) Sayısı&lt;br /&gt;Yaz aylarına girildi. Herkes deyim yerindeyse sahillere akın etti. Bu akınlar konusunda dikkatimi çeken hususta ekonomik krizin olmasına rağmen insanların ellerindeki kitaplar oldu. Belki çoğu yazarımıza veya kitapçılara sorduğumuzda satışların sıkıntısından yakınırlar lakin bazı yazarlar hariç. İnsanların ellerinde gördüğüm kitap ise genellikle Elif Şafak' ın son kitabı Aşk oldu. &lt;br /&gt;Strasbourg doğumlu Elif Şafak ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü bitirdi, yüksek lisansını aynı üniversitede Kadın Çalışmaları Bölümü’nde, doktorasını ise siyaset bilimi alanında tamamladı. İlk öykü kitabı Kem Gözlere Anadolu’yu 1994’te yayımladı. İlk romanı Pinhan’la 1998 Mevlana Büyük Ödülü’nü aldı. Bunu Şehrin Aynaları ile Türkiye Yazarlar Birliği Ödülü’nü kazandığı Mahrem izledi (2000). Ardından her ikisi de çok satan ve geniş bir okur kesimine ulaşan Bit Palas (2002) ve İngilizce kaleme aldığı Araf (2004) yayımlandı. Med-Cezir’de (2005) kadınlık, kimlik, kültürel bölünme, dil ve edebiyat konulu yazılarını topladı. 2006’da senenin en çok okunan kitabı olan Baba ve Piç yayımlandı. Ardından aylarca satış listelerinden inmeyen ilk otobiyografik kitabı Siyah Süt’ü (2007) yazdı. &lt;br /&gt;Düzenli olarak Habertürk gazetesinde yazan, makaleleri yabancı gazete ve dergilerde çıkan ve yirmiden fazla dile çevrilen Elif Şafak’ın romanları dünyanın en önemli yayınevlerinden Farrar, Straus and Giroux, Viking ve Penguin tarafından yayımlanmakta. &lt;br /&gt; Son romanı Aşk, Ocak 2010´da Amerika´da Viking tarafından The Forty Rules of Love ismiyle yayımlanacaktır. &lt;br /&gt; Elif Hanım' ın kendi internet sayfasından yaptığıdım bu alıntı da tıpkı kitabını elime alıp da ilk sayfasını çevirdiğimde ki şaşkınlığımı yaşadım. Bilmiyorum siz de fark ettiniz mi ama bilmiyorum özgeçmişinin sonunda son romanının Amerika' da yayınla cağından bahsediyor. Bunda ne var, diyebilirsiniz. Fakat kitabı elinize alıp da ilk sayfasını çevirdiğinizde anlıyorsunuz ki bu kitap da Elif Hanım' ın diğer bir kaç romanı gibi başka dillerde yazılmış. İngilizce, Almanca veya herhangi bir başka yabancı dil fark etmez sonuçta gavurca diye tabir edilen bir dilde yazılmış. Başka bir deyişle Türkçe olmayan bir dilde.&lt;br /&gt;Fakat kitabın üzerinde '' Türk Edebiyatı'' yazıyor. İşte bu husus benim dikkatimi çekiyor. Nasıl oluyor da kitabın asıl yazılmış olan başka bir dili var ama Türkçe' ye çevrilince Türk Edebiyatı oluyor. Bize öğretilen bir eserin bizden yanı Türklere özgü edebiyattan olması için öncellikle Türkçe yazılması gerekiyor. Ama Elif Şafak ' da öyle olmamış. Kitap yok satıyor fakat kimse de çıkıp demiyor bu kitap çeviri kardeşim niye orada Türk Edebiyatı yazıyor demiyor. Bu kadar da mı duyarsızız? Dünyaca ünlü olmaya aday bir yazarımız var ama çoğu kitabını ilk önce başka bir dilde yazıyor sonra Türkçe' ye çeviriyor ve buna da sessiz kalıyoruz. Aferin bize...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-2373851123499315547?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/2373851123499315547/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/10/elif-safak-ve-turk-edebiyat.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/2373851123499315547'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/2373851123499315547'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/10/elif-safak-ve-turk-edebiyat.html' title='Elif Şafak ve Türk Edebiyatı'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-6156599372543536185</id><published>2009-09-28T06:57:00.001-07:00</published><updated>2009-09-28T06:57:54.631-07:00</updated><title type='text'>Hangi yoldan gidiyorsunuz?</title><content type='html'>Hükümetin Kürt açılımı için çalışmaları sürerken, bir yandan da geçmişte yaşanan acı olayların izleri silinmeye çalışılıyor.&lt;br /&gt;Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, 1980 askeri darbesi sonrası adı hep kötü muamele ve işkence iddialarıyla gündeme gelen Diyarbakır Cezaevi’nin taşınacağını açıkladı.&lt;br /&gt;Eker, cezaevinin yerine de Milli Eğitim Bakanlığı’nın ihtiyaç duyduğu bazı okulların yapılacağını söyledi.&lt;br /&gt;Bakan Eker, “Diyarbakır’ın toplumsal hafızasında çok iyi hatırlanmayan, demokraside büyük yaralar bırakan cezaevini taşıyacağız” dedi.&lt;br /&gt;Yaklaşık 45 dönümlük alanda yapılması planlanan Anadolu lisesi, Genel lise, ilköğretim okulu, anaokulu ve spor tesisleri için yaklaşık 24 milyon TL kaynak aktarılacağı öğrenildi.&lt;br /&gt;Darbe sonrasında Diyarbakır Cezaevi’nde yatan çok sayıda kişi, ağır işkenceye maruz kalmıştı.&lt;br /&gt;Bu kişilerden birçoğu yaşamını yitirirken, onlarca mahkum da sakat kalmıştı. İsyanlara sahne olan cezaevinde, açlık grevi eylemleri de yapılmıştı.&lt;br /&gt;Hükümetin yaptığı bu davranış tarih kitaplarımızın sayfalarını tekrar karıştırmamızı sağladı.&lt;br /&gt;Düyun-u Umumiye (Düyun-u Umumiye-i Osmaniye Varidat-ı Muhassasa İdaresi) ‘ nin kapatılması. II. Abdülhamit döneminde kurulmuştur. Sözcük, “Genel Borçlar” anlamına gelir. Düyun-u Umumiye kurulduğu yıldan itibaren, Osmanlı Devleti’ nin ekonomik ve mali yaşamı üzerinde etkili bir rol oynamıştır.&lt;br /&gt;Osmanlı Devleti 1854 yılında dış borçlanmalara başlamış ve 1874 yılına kadar 15 ayrı dış borçlanma yapılmıştır. Bu dönem içinde 239 milyon lira borçlanıldığı halde, hükümetin eline yanlızca 127 milyon lira geçmiştir.&lt;br /&gt;Osmanlı Devleti, ilk dış borçlanmasını, Kırım Savaşı sırasında, savaş maliyetlerini karşılamak için gerçekleştirdi. Ancak mali durumu düzelmeyen devlet, savaştan sonra da borç almayı sürdürdü. Bundan sonra da borçlanmayı neredeyse alışkanlık haline getiren Osmanlı Devleti, yaşadığı her ekonomik sıkıntıda dış borç almaya başladı. Bu borçların verimli kullanılamaması sonucu, kısa sürede, değil borçlar, faizleri bile ödenemez hale gelindi. 1874′ te devlet mali iflasın eşiğine geldi ve bir kararname çıkardı. Bu kararnamede, Osmanlı Devleti vadesi gelen borç taksitinin ancak yarısını ödeyeceğini açıklıyordu. Ancak açıklanan bu söz de yerine getirilemedi. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında, Osmanlı yönetimi yeni bir mali bunalıma sürüklendi ve Osmanlı Bankası ile Galata Bankerleri’nden almış olduğu iç borçlarını da ödeyemeyeceğini açıkladı.&lt;br /&gt;Hiç bir borç ödemesini yapamayan Osmanlı Devleti, sonunda alacaklılarla anlaşma yoluna gitti. Alacaklılarla masaya oturan yaşlı imparatorluk, 1879′da damga, alkollü içki, balık avı, tuz ve tütünden alınan vergi gelirlerini 10 yıl boyunca iç borçlar karşılığı olarak alacaklılara bıraktı. Ancak alacaklı Avrupa devletleri buna tepki gösterdi ve 1881′de damga, alkollü içki, balık avı, tuz, tütün ve ipekten alınan vergilerin tüm geliri iç ve dış borçlara ayrıldı. Bu vergileri toplama ve alacaklılara ödeme görevi de yeni kurulan Düyun-u Umumiye İdaresi’ne verildi. Bu kurum kurulduktan sonra da Osmanlı Devleti mali sıkıntılar nedeniyle dış borç almak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;Lozan Antlaşması ile, Osmanlı Devleti’ ni yarı-sömürge seviyesine indiren bu kurumun vergi gelirlerini denetlemesi sona erdirildi. Sadece borçların alacaklılara paylaştırılması görevini sürdürmeye devam etti.&lt;br /&gt;Bu borçlar, Osmanlı Devleti çöktükten sonra, Osmanlı topraklarında kurulan devletler arasında paylaştırıldıysa da en büyük borç yükü Türkiye’ye verilmiştir.&lt;br /&gt;Türkiye Düyun-u Umumiye’ ye olan borcunun son taksitini, ilk dış borcun alınmasından tam bir yüzyıl sonra, 1954′te ödedi bu dönemin sonunda; Fransa 1881′de Tunus’u işgal etti, İngiltere 1869 da Suveyş kanalının açılmasıyla daha da değerlenen Mısır’ı uzakdoğudaki sömürgelerine giden yolun güvenliği için 1882 de işgel etti, Avusturya 1908 de Bosna Hersek’i topraklarına kattı, Girit halkı 1908 de Yunanistan’a bağlandığını açıkladı, Bulgaristan 1908 de bağımsızlığını ilan etti.&lt;br /&gt;Düyun-u Umumiye binası, İstanbul-Eminönü ilçesinde bulunmaktadır. Bina Cumhuriyet döneminde Atatürk’ün emri ile İstanbul (Erkek) Lisesi ‘ne tahsis edilmiştir. İstanbul Lisesi (Kuruluş 1884) günümüzde bu binada eğitim vermeyi sürdürmektedir.&lt;br /&gt;Hükümetimizin yaptığı bu davranış M. Kemal Atatürk’ ün yaptığı Genel Borçlar İdaresi ( Düyun- u Umumiye ) ‘ nin kapatılması olayı ile oldukça benzerdir.&lt;br /&gt;M. Kemal Atatürk Genel Borçlar İdaresi’ ni halkımızın üzerindeki hazin öyküsünden dolayı kapatılmasına karar vermiştir ve bu binayı bir eğitim kurumu olarak hizmet vermesini istemiştir. Ayrıca Osmanlı Devleti’ nin yıkılmasından sonra kalan borçlar arasındaki en büyük yük Türkiye’ ye verilmiştir ama yine de T.C tüm borcunu kendine ait olmamasına rağmen ödemiştir. İstanbul Lisesi işte bu asil davranışın bir simgesi olarak varlığını devam ettirmektedir.&lt;br /&gt;Lakin hükümetimizin Diyarbakır Cezaevi’ ni eğitim kompleksi yapması hangi davranışı simgelemektedir? Diyarbakır Cezaevi’ nin 12 Eylül Dönemi’ nin en fazla işkencelerin görüldüğü cezaevi olarak anıldığını bilmeyen yoktur. Bu cezaevinin eğitim kompleksi olarak hizmet vermesini isteyen sevgili hükümet mensupları acaba neyi amaçlamaktadırlar? Madem hüzünlü bir dönemin kalıntılarını silmek istiyorsunuz buyurun darbecileri yargılayın. Hayır amacınız kürt kardeşlerimize şirin gözüküp oy toplamak ise bunu baştan belirtin. Ama eğer demokrasiye katkıda bulunmak istiyor iseniz ilk önce darbecileri yargılayın ondan sonra onun kalıntılarını silmeye çalışın. Atatürk’ ün yolundan gitmeye çalışıyor iseniz onun davranışlarını örnek alarak gidiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-6156599372543536185?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/6156599372543536185/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/09/hangi-yoldan-gidiyorsunuz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/6156599372543536185'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/6156599372543536185'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/09/hangi-yoldan-gidiyorsunuz.html' title='Hangi yoldan gidiyorsunuz?'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-2458418006087672963</id><published>2009-09-28T06:56:00.001-07:00</published><updated>2009-09-28T06:56:57.776-07:00</updated><title type='text'>Ünlüler ve sınav sistemi</title><content type='html'>Son günlerde Hürriyet Gazetesi’ nin Kelebek eki’ nin internet üzerinden sunduğu bir dosya sınav sistemlerinin insanların geleceklerini tayin etmediklerini bir kez daha gösterdi. Dosya aslında kaç zamandır feryatlar içinde kaldığımız fakat şu koca dünyada sesimizin bir karınca gibi çıktı konuyu değişik bir pencereden ele almış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dosya, o sürekli dilimizden düşmeyen ünlülerin eğitim durumlarını ele almış. Dosyadan alıntılarla,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kibariye,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimbilir adlı şarkısıyla müzik dünyasına hızlı bir giriş yapan Kibariye, okuma yazmayı öğrendikten sonra yaptığı bir röportajda "okumamış insanları çok eziyorlar" diyerek okuma- yazma öğrenmeden önceki ve sonraki hayatını şöyle anlatmıştı: "Okumamış insana gülmemek lazım. Gelen çiçekleri okuyamadığım zaman komplekse giriyordum. Ala ne yaptım biliyor musunuz hırslandım. Hiç kimse bana okuma -yazmayı öğretmedi. Heceledim. Harfleri tanıyordum ama birleştiremiyordum. Sonra çalışa çalışa öğrendim. Affedersiniz, hani bir zamanlar erkek tuvaletine giriyorken şimdi kadın tuvaletini bulabiliyorum. En önemlisi çocuğumun ilaçlarını okuyabiliyorum."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kibariye ünlüler dünyasında tanınmış isimlerden biri. Sizin de gördüğünüz gibi bırakın SBS, ÖSS gibi şeyleri okuma yazma bile bilmiyordu ama maddi durumu okuyanlardan çok daha fazla. Burada okumayı kötülüyor muyuz? Hayır ama gereksiz şeyleri okumaktansa ….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebru Gündeş,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Tanrı Misafiri ile müzik dünyasına hızlı bir giriş yapan Gündeş ilkokul mezunu. Diplomasını aldıktan sonra ailesine katkıda bulunmak için konfeksiyon atölyesinde çalışmak zorunda kaldı. Sonra da güzel sesiyle şöhret basamaklarını tırmandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle popstar gibi yarışmaların aranan jüri üyesi Gündeş’ in de sınav sistemleri ile bu basamakları çıkmadığına şahit olduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sibel Can,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Can ilkokul mezunu bile değil. Ekonomik zorluklar yüzünden 12 yaşındayken okul hayatına son vermek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzide Duran,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ekonomik zorluklar yüzünden ilkokul 3'ten ayrılmak zorunda kaldı. Ama ana dili gibi İngilizce konuşabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buyurun bir örnek daha. İlkokul 3’ ten terk ama yabancı dili ana dili gibi konuşuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emrah,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanat dünyasına henüz çocuk yaşta Küçük Emrah olarak girdi. Ortaokul mezunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dosyada yine bu ünlüler gibi bir çok isime yer vermiş. Dosyanın dikkat çektiği diğer ünlüler arasında üniversite mezunları da mevcut halen okuyanlar da. Ama bu isimlere dikkat ettiğiniz de çoğunluğunun konservatuar da olduğunu göreceksiniz. Zaten konservatuara girmek içinde ÖSS denen şeyden baraj puanını geçmeniz yeterli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gördüğünüz gibi o şaşalı hayretler uyandıran ünlülerin aslında sınav sistemleriyle alakalarının bile olmadığı apaçık ortada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz hala geleceğinizi şıklar arasında mı arıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29,08,2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-2458418006087672963?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/2458418006087672963/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/09/unluler-ve-snav-sistemi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/2458418006087672963'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/2458418006087672963'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/09/unluler-ve-snav-sistemi.html' title='Ünlüler ve sınav sistemi'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-445715279782730857</id><published>2009-09-28T06:55:00.000-07:00</published><updated>2009-09-28T06:56:09.003-07:00</updated><title type='text'>Cemaatler ve Eğitim Sistemi</title><content type='html'>Şu son günler de medya kuruluşlarında polis okulu sorularının çalınıp cemaate adeta servis edilmesini konuşuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında konuşuyor dediğime bakmayın halen çoğu medya kuruluşu bu haberi servis etmeye bile korkuyor. Çünkü bu tür olaylar ilk değil. Sınav sistemlerini bırakın okullarda bile cemaatlerin kol gezdiği günümüzde bu tür olaylara göz yumuluyor. Son olarak polis okulu sınavındaki olaylar ne ilkti ne sondur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cemaatler, gerek sınav sistemleri üzerinde gerek okullardaki etkinliğini uzun zamandır sürdürüyor. Arkasından da çeşitli savlar öne sürerek bu tür olaylara geçiştirilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih&lt;br /&gt; 1 Mayıs 1999&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yer &lt;br /&gt;Marmara İlahiyat Fakültesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bırakın kamuoyundaki Marmara Üniversitesi’ nin cemaatlerle özdeşleşen imajını. Bunu bir kenara bırakılmalı. Sonuçta kesin bir sava varamayız ama ilahiyat fakültesin de illaki bir cemaatlenme olacaktır bunun önünü engellemek imkansız denecek kadar zor kimse inkar etmesin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi olayımıza dönelim meşhur ÖSS sorularının çalınmasına&lt;br /&gt;İhsan Örs isimli genç 1 mayıs 1999 tarihinde Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’n den iki adet soru kitapçığını çalmıştı ve o sene çalınan sınav iptal olup yeniden sınav yapılmıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhsan Örs’ e ne oldu peki?&lt;br /&gt;‘’MARMARA Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden geçen yıl İstanbul'un Anadolu yakasındaki sınav yapılacak okullara gönderilecek soru kitapçığını çalan ve ÖSS'nin iptal edilmesine neden olan İhsan Örs, 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesi'nde dün görülen duruşmada tutuklu sanık İhsan Örs ‘‘Bu kadar kişiyi mağdur edeceğimi bilmiyordum. Pişmanım’’ dedi.’’  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu haber eylül 2000 de yayınlandı. Yani 2000 yılında ceza verildiğine göre 2007 yılında tahliye olması gerekiyor. Yani 1.5 milyon gencin kaderiyle oynamak ayrıca devleti yaklaşık &lt;br /&gt;Beş trilyona yakın zarara uğratmanın cezası 7 yıl…. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki şuan da Örs’ e ne oldu nerede ne yapıyor işte orası unutuldu ya da en doğrusu unutturuldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve asıl gelelim herkesin gözleri önünde yapılan oyuna.&lt;br /&gt;Biliniyor ki artık şu rezalet sınav sistemi yüzünden artık öğrenciler genç yaşlarda test kitaplarıyla tanışıyorlar. Ortaokul ilk sınıftan başlatalım bu sistemin etkilerini en minimal seviye olarak. Üç sene orta okuldan dört senede liseden toplam yedi sene sınav sistemlerinin kurbanı. Öğrenciler bu rezalet sınav sistemine ayak uydurabilmek için maalesef zamanlarının çoğunu test çözerek geçirilmek zorunda. Ve işte asıl nokta özellikle öğretmenlerin teşvikleriyle öğrencilerin çoğu belirli kaynaklar etrafında toplatılıyor. Nedir bu kaynaklar? En bilindiklerinden Güvender, Zambak, Fem diye böyle gidiyor. Elbette bunların arasında FDD, Final, Sınav ve Fem Bilimleri ayrıca aklıma gelmeyen bir sürü kaynak var fakat dikkat çekmek istediğim şu öğretmenlerin sanki hepsi ağız birliği yaparak aynı kaynakları almasını sağlıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam bir sürü kaynak ismi verdik ama hangilerinde ağız birliği yapıyorlar? &lt;br /&gt;Daha çok genellikle Güvender olmak üzere Fem ve Zambak yayınları üzerinde bulunuyorlar. Zaten piyasaya baktığımız da yüz de 60 ile 70 bu yayın grubunun elinde. Yani piyasa bir takım kişilerin tekelciliğinde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu nokta da dönen oyunu siz de göre bilirsiniz? Bir kitap evine girin sorun soruşturun size benim dediğim yayın evlerini önerecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca dönen oyuna bir örnek daha&lt;br /&gt;Yine piyasadaki kitaplara bakın kitapların üzerinde  Çağlayan AŞ ‘ in ismini göreceksiniz. Daha doğrusu aynen adresi ile&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarnıç Yolu No: 5 Gaziemir-İzmir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha çok basım yeri olan göreceğiniz bu adres ve şirketin arkasındaki isim aslında beni hiç şaşırtmadı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fethullah Gülen'in kardeşi Kudbettin Gülen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık bu noktadaki cemaat olgusunu vurgulamama gerek duymuyorum. Ama şu noktaya değinmeden geçemeyeceğim 2 Aralık 2005'te Tempo dergisinde yayımlanan haber de bu matbaadan ve Gülenlerden bahsedilmişti.  Bu arada Antalya'da yayın yapan ve konuyu haberleştiren Son Nokta dergisinin 54. sayısı, basım aşamasındayken toplatıldı. Derginin, kapak tasarımı onur kırıcı olduğu gerekçesiyle toplatıldığı belirtilirken, Son Nokta adına yazılı bir açıklama yapan Genel Yayın Yönetmeni İdris Özyol şunları söyledi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerika'dan açılan telefonlar, İstanbul'dan, Ankara'dan devreye giren isimler, Antalyalı kimi işadamlarının baskısı, onlarca araç dolusu insanın yürüttüğü bir operasyon neticesinde dergimiz toplatıldı. Bu operasyonu demokrasi, adalet ve özgürlük güçlerine Şikayet ediyoruz. Elbet bir gün şartlar değişecektir. Buna yürekten inanıyoruz, dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Size bu yazının sonunda benim çok sevdiğim yazarlar arasında olan Abbas Güçlü’ nün köşesinde bulunan Özetin özeti şeklinde seslenmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğitim sistemimiz de maalesef cemaatlerin etkisi hep vardı var olmaya da devam ediyor. Size bunu açıklamaya çalıştım. Eğitimizi tekelliyetçi  hakimiyetten kurtarmak için artık ne yapmamız gerekiyorsa yapılmalı. Hazır bazı medya kuruluşları da bu konuda seferber olmuş iken bu konumdan yararlanalım. Eğitimizi adam akıllı alalım. Bazı kişiler bizi yanlış anlayabilir biz sadece cemaatlerin yaptığını değil tarikatlarında yaptıklarına veya herhangi bir gruplaşmanın da yaptıklarına karşıyız. Bu tür oluşumlar için özel okullar var veya olmadı kurslar ve bunun gibi bazı kurum veya kuruluşlar bunun olması gereken yer devlet kurumları hele hele devlet okulları olmamalı. Özellikle eğitim tarafsız olmalı yoksa Milli Eğitim Bakanlığı değil M…… Eğitim Bakanlığı olur. ( Her zamanki gibi noktaları doldurma zahmeti size düşüyor.) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son söz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğitimime dokunma. Dokundurma!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20.09.2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-445715279782730857?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/445715279782730857/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/09/cemaatler-ve-egitim-sistemi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/445715279782730857'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/445715279782730857'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/09/cemaatler-ve-egitim-sistemi.html' title='Cemaatler ve Eğitim Sistemi'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-5303117755613090886</id><published>2009-09-28T06:53:00.000-07:00</published><updated>2009-09-28T06:54:49.637-07:00</updated><title type='text'>Fıkranın teknolojik formu</title><content type='html'>Çağımızda maalesef okuma oranı oldukça düşüktür. Bırakın romanı, öyküyü günlük gazeteleri bile doğru düzgün okumuyoruz. Anca ilgimizi çeken kısımlar olursa, onları da okumaya çalışıp geçiyoruz. Özellikle teknoloji çağı olan günümüzde gazete ve kitap gibi matbu yapıtlar önemini kaybetti, kaybettirildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gazetenin ya da bir kitabın maliyeti oldukça fazladır. Lakin talep olduğunda bu maliyetler göze alınarak bir şeyler yapılmaya çalışılıyor. Maliyetini çıkaramadığından yazarı da kitabı da raflarda yok olan insanlar mı ararsınız yoksa gazetesini zar zor çıkartıp düşünceleriyle birlikte ekmeğe sarılanlar mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüz insanları bu tür matbu eserlere verecekleri ücretleri gereksiz görmektedir. Doğrudur veya yanlıştır orasını zaman gösterecektir. Buna ek olarak ta Dünya’ nın sayılı gazeteleri arasında olan NewYork Times ‘ ın önümüzdeki yıllarda sadece sanal ortamdan yayın hayatına devam edeceği söylentileri de bulunmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlarımız zamanının çoğunluğunu teknolojik aletlerle geçirmekte olduğundan tüm ilgi alanlarını da bu ortamlarda olmasını istiyorlar. Misal günlük bir gazetenin matbu olarak tirajı 200 bin seyrinde iken aynı gazetenin internet sitesi tirajı 1 milyon ve daha fazlasıdır. Buradan da anlaşılacağı gibi günümüz insanları bilgi edinme işlemini de sanal olarak yapmak istiyor. Bu hususta artan e – book yani sanal kitap sayılarını görebilirsiniz. Genel de interneti kitap özetlerinde kullanıyoruz ama demek ki az da olsa okuyan varmış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim gazete konusuna. Günümüz insanları bahsettiğim gibi gazete okuma alışkanlığından neredeyse vazgeçtiler. Ama ilginçtir yazı okuma alışkanlıklarından vazgeçmediler. Gazete köşelerinde okumaya çalıştıkları yazarların verdiği hazı sanal ortamda bulmaya çalıştılar. Nitekim buldukları da söylenebilir. Peki nasıl oldu bu olay? İnternet üzerinden yayın yapan blog yani günce sayfaları sayesinde. Bu güncelerde Dünya’ nın herhangi bir yerinden bir insan sadece bir bilgisayar sayesinde hiçbir maliyet ödemeden bu sayfalardan fikirlerini yayabiliyorlar. Gazeteler gibi bir maliyeti yok üstüne oldukça da yararlı olanları var aralarında. Cem Özkan, Enis Özen ve Mehmet Ortaç ‘ ın blogları benim de takip ettiğim günceler arasında. Tıpkı bir gazete de köşesi olan Ahmet Altan, Can Dündar veya Tuna Kiremitçi’ den alabileceğiniz tatları farklı insanlardan da alabiliyorsunuz. Üstelik ücretsiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Blog yazıları günümüzde oldukça önem barındırıyor. Fıkra yazarlığının teknolojicik formu  olan blogları takip etmek gerektiğini düşünüyorum. Tabi ki de hepsini değil. Nasıl bir gazetenin veya derginin kalitesi var ise bloglarında kalitesi vardır. İşte bu hususta oldukça dikkat edilmelidir. Çünkü blogların ücretsiz olmasından dolayı önüne gelen bu güncelere başvura biliyor.  Ama şu da bir gerçektir, bloglar geleceğin düşünce köşeleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28,09,2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-5303117755613090886?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/5303117755613090886/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/09/fkrann-teknolojik-formu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/5303117755613090886'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/5303117755613090886'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/09/fkrann-teknolojik-formu.html' title='Fıkranın teknolojik formu'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-7700290469495548817</id><published>2009-09-22T15:11:00.000-07:00</published><updated>2009-09-22T15:13:12.067-07:00</updated><title type='text'>Yabancı dizilerde Türkiye teması</title><content type='html'>Günümüz koşulları kamuoyunun ilgileri araştırıldığında televizyon seyretmek ön sıralar da yer almaya başladı. Özellikle ev kadınlarının ilgisini gündüz kuşağı diye tabir edilen programlar akşamları ise daha çok herkese hitap eden programlar yer almaya başladı. Hayliyle medyanın kamuoyu oluşturma gücü ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gücün yararlı boyutları da oluyor, zararlı boyutları da ama dikkat çekmek istediğim konu o değil. Bu güçteki bazı hususlara dikkat çekmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Televizyon kamuoyu oluşturmada önemli bir etken ve diziler bu konuda en etkili araç. Bunda büyük bir çoğunlukça hem fikiriz. Özellikle de yabancı diziler oldukça etkili bir araç. Örneğin bir Lost bir Prison Break How i met your mother dı gibi daha listeyi uzatabileceğim yabancı diziler bu özellikleriyle dikkat çekiyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim de yakından takip ettiğim bu yabancı diziler de Türkiye konusunun işlenmesi beni bu dizilere olan ilgilimi daha da arttırıyor. Bu hususları sizlerle de paylaşayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncellikle oluşturduğu hayran kitlesiyle büyük yankı uyandıran Lost dizisinden başlayayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben karakterini canlandıran aktörümüz, adanın yerini değiştirdiğinde kendisi de adadan ayrılır. Adadan ayrıldıktan sonra kendisini Sahra Çölü’ n de bulur. Seyredenler belki hatırlamıştır. Ben, çölde bulunca kendini iki tane bedevi ona doğru yaklaşarak ona silah doğrulturlar. Ben, önce İngilizce bilip bilmediklerini sorar cevap gelmez. Daha sonra Arapça sorar yine cevap gelmez. Ardından Türkçe olarak ‘’ Türkçe biliyor musun? ‘’ diye sorar ve bedeviler ona silahı doğrultmakla kalmazlar ateş ederler. Seyredenler hatırlamıştır. Seyretmeyenler için de olayı anlattım zaten. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle seyrederken çok şaşırmıştım. Tıpkı diğer seyredenler gibi daha sonradan biraz sevindim diziyi seyredenleri düşündükçe. O kadar insan Türkçe’ nin büyüsünü hissetti, o tınıyı duydu. Ama sonra bir an durdum. Aklımdan soru yumakları oluşmaya başladı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncellikle neden İngilizce neden Arapça neden Türkçe?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngilizce maalesef evrensel dil kabul edildiğinden Arapça ee hadi o da normal aynı coğrafyadan dolayı ama Türkçe….  Bir de dikkat çekmek istiyorum orijinal söylenişiyle buna vurgu yapmak istiyorum çünkü biraz sonra vereceğim örneklerde böyle bir nokta yok.  Şimdi tekrar olaya gelelim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olaydan anlaşılacağı üzere ; Türkçe artık kendini dünya sahnesinde göstermeye başlamıştır. Ayrıca Sahra Çölü’ nün jeopolitik koşulları düşünüldüğünde bu coğrafyada Türklerinde güç sahibi olduğu vurgulanıyor. Yalnız şuna da değinmeden geçemeyeceğim neden Türkçe konuştuktan sonra ateş ettiler? Sizin de kafanız da soru işareti kaldı değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ise bu sene son sezonu gösterilen dizimize;&lt;br /&gt; Prison Break&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar ‘’Büyük Kaçış’’ dense de biz Prison Break diyelim. Çünkü asıl çevirisinde hapishaneden kaçmak ya da firar etmek anlamları oluşuyor. Oralara girmeden buradaki Türkiye vurgusuna gelelim. &lt;br /&gt;Bu dizi de ise karşımıza başlı başına bir karakter, bir kurum ve meşhur bir olayımızdan bahsediliyor. Öncelikle karakterden başlayalım. Lisa Tabak, Amerika’ da ki Türk Konsolosu’ nun eşi. Kurum ise anlayacağınız gibi Türk Konsolosluğu. Bu arada Lisa’ nın bir özelliği daha karanlık işlerdeki adamımızın kızı olması akıllar da bir soru işareti uyandırıyor. Ayrıca konsolosluğumuzun olduğu sahnelerde Türk Bayrağı da vurgulanıyor. Gelelim meşhur olayımıza. Nedir bizim meşhur olayımız ya Kürt sorunu ya Ermeni sorunu ya da Kıbrıs sorunudur. Genellikle vurgusunu yapmak istiyorum. Dizi de ise Ermeni olayından bahsediliyor. Yine seyredenlerin hatırlayacağa üzere bu olaydan ‘’ duygusal ‘’ olay vurgusu yapılıp geçiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırada ise yüzünüzdeki hafif tebessümleri görür gibi olduğum How i met your mother dizisine. Bu dizi de diğerlerinden farklı bir Türkiye vurgusu var. Normal olarak karşılanmalı çünkü dizinin misyonundan dolayıdır. Tıpkı diğer dizilerin misyonları gibi Türkiye vurgusu yapılmışsa bu dizide de kendi misyonları çerçevesinde Türkiye vurgusu yapılmıştır. Buradaki vurgu ise Türk Lezbiyenleri…&lt;br /&gt;Bilmiyorum bu konuya nasıl vurgu denir veya nasıl dikkat çekilir ama dizi de geçen Türk Lezbiyenleri noktası oldukça dikkat çekmiştir doğrusu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemiz de daha çok Kurtlar Vadisi’ n de gördüğümüz Türkiye Siyaseti vurgusu yine yabancı diziler de yine farklı bir pencereden bakarak daha çok sit kom diye tabir edilen dizilerde görülen Türkiye İmajı yine yabancı dizilerde mevcut.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son söz olarak;&lt;br /&gt;Türkiye, eskiden dünya gündeminin döndüğü yerdi ancak masa altlarından konuşulurdu şimdi ise bağıra bağıra Türkiye’ nin önemi vurgulanıyor. Artık anlayana demek istiyorum. Elin adamı senin ülkenin ne kadar önemli olduğunu anladı, başkalarına duyurmaya çalışıyor sen hâlâ üç beş soru çözünce bir şeyler anladığını san……&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23,09,2009  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gencmanifesto.virgullu.com adresinden alıntıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-7700290469495548817?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/7700290469495548817/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/09/yabanc-dizilerde-turkiye-temas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/7700290469495548817'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/7700290469495548817'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/09/yabanc-dizilerde-turkiye-temas.html' title='Yabancı dizilerde Türkiye teması'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-6355752080652009385</id><published>2009-06-26T11:11:00.000-07:00</published><updated>2009-06-26T11:14:12.060-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>gencmanifesto.blogspot.com adlı adreste yazan yazarımız Tolga Kayasu artık yazılarıyla http://gencmanifesto.virgullu.com adresinde olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca gencmanifesto bünyesinde olan diğer yazarlarda bu çatı altında buluşacaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-6355752080652009385?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/6355752080652009385/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/gencmanifesto.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/6355752080652009385'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/6355752080652009385'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/gencmanifesto.html' title=''/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-6514739166496383010</id><published>2009-06-25T06:36:00.000-07:00</published><updated>2009-06-25T06:37:25.058-07:00</updated><title type='text'>tövbekar</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_0KxFUrLLqSs/SkN9ihxD10I/AAAAAAAAABE/Obsa4ckXQXY/s1600-h/fft5_mf196336.Jpeg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 214px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_0KxFUrLLqSs/SkN9ihxD10I/AAAAAAAAABE/Obsa4ckXQXY/s320/fft5_mf196336.Jpeg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5351258814379448130" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu da oldu sonunda. Medya dünyasında özellikle televizyon çatısı altında yapılmadık şey kalmadı. Ama halen yeni şeyler bularak beni şaşırtmaya devam ediyorlar. Şimdi ki bomba ise ‘’ Tövbekar’’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yarışma programında 1 imam, 1 papaz, 1 papaz ve 1 budist rahip, 10 ateiste kendi dinlerini kabul ettirmeye çalışacak. Yüzünüzde oluşan ifadeyi merak ettim doğrusu. İşin ilginç yanı yarışmanın sonunda para ödülü yok. Medya Grup Başkanı Seyhan SOYLU’ nun hazırladığı bu programda şu ifadeleri dikkat çekti : ‘’ DÜNYANIN EN BÜYÜK ÖDÜLÜNÜ VERİYORUZ. SİZE TANRI İNANCINI HEDİYE EDİYORUZ.’’ . &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milletimiz para için evlendi, hopladı zıpladı, börtü böcek bile yedi ama bakalım para ödülü olmayan bir yarışmaya katılacaklar mı? Ayrıca diğer bir merak konum ateist biri din değiştirmek için niye bir yarışmaya katılsın? Ayrıca illa bir dine inanmak zorunlu mu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan bir diğer açıklama ise ‘’  Beyninizi uyuşturan ve size hiçbir şey kazandırmayan diğer yarışmalardan bıktınız mı? &lt;br /&gt;O zaman işte Kanal t televizyonun Türkiye’ye armağanı. &lt;br /&gt;Bu yarışma Türkiye’yi barıştıracak. &lt;br /&gt;Mevlana; ‘ kim olursan ol gel’ dedi, tövbekârı Tanrı’ya davet etti. Biz de Tanrı’ya sırtını çevirmiş ateisti tövbeye davet ediyoruz. Bu yarışmayla Türkiye’yi hoşgörüye çağırıyoruz. Bizce dünyayı Tanrı inancı kurtaracak, o yüzden kalbinde huzuru bir türlü bulamayan ateistlere bu yarışmayla ‘tövbe et, huzuru bul’ diyoruz. ‘’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnançları bile artık şov amaçlı kullanmaya başlamamız gülünç doğrusu. Böcek yedirin ama milletin inancına karışmayın veya şov amaçlı kullanmayın gerçekten inanan biri zaten inancını şov amaçlı kullanmaz ama bu yarışma programı hakikaten şaşırtıcı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakalım daha başımıza neler gelecek. Kutunuzdan inancınız çıkmaya başlarsa ve teklif olarak başka bir inanç bize sorulursa napıcaz  acaba???&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25,06,2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-6514739166496383010?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/6514739166496383010/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/tovbekar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/6514739166496383010'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/6514739166496383010'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/tovbekar.html' title='tövbekar'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_0KxFUrLLqSs/SkN9ihxD10I/AAAAAAAAABE/Obsa4ckXQXY/s72-c/fft5_mf196336.Jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-7010515026677359070</id><published>2009-06-17T09:08:00.000-07:00</published><updated>2009-06-17T09:09:46.819-07:00</updated><title type='text'>Atatürk’ün  Gizlenen vasiyet davasını AİHM'e taşıyan M. Tumluer'den şok iddia:</title><content type='html'>"Başbakan verdiğim belgeleri şantaj aracı olarak kullanıyor"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            MERSİN'de araştırmalarıyla da tanınan, Atatürk'ün gizli vasiyetiyle ilgili açtıkları dava reddedilince Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) dava açan deri tüccarı 41 yaşındaki Meriç Tumluer, Ak Parti hakkında Anayasa Mahkemesi'nde açılan kapatma davası ile ilgili yargı süreci sürerken, Başbakan Erdoğan'a şantaj suçlamasında bulundu. Tumluer, AK Parti kurulmadan önce ve daha sonra da başbakan olarak Mersin'e gelen Recep Tayyip Erdoğan'a, Atatürk'ün gizlenen vasiyeti ile ilgili tüm belgeleri verdiğini öne sürerek, AİHM'de kabul edilen dosyada da bulunan belgelerin, zamanında kendisi tarafından Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı başta olmak üzere tüm yargı kesiminde de verdiğini ileri sürdü. Tumluer, "Başbakan bu durumu iyi biliyor. Bu nedenle, partisinin kapanması ile ilgili olayda, ilk paniği atıp, şimdi 'Parti kapatılmaz' demesinin sebebi de, yargının da bu konuda sessiz kalması ile ilgilidir. Yargıya da aba altından sopa gösteriyor." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          Atatürk'ün gizli vasiyetiyle ilgili Türkiye'de iç hukuk yollarından bir sonuç alamadığı için davayı AİHM'e taşıyan Meriç Tumluer, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile ilgili şok iddialarda bulundu. Şu anda AİHM'de kabul gören dava dosyasında bulunan Atatürk'ün gizli Vasiyeti ile ilgili belgelerin tümünü AK Parti kurulmadan önce 9.2.2002 yılında, daha sonra Başbakan iken de Kargıpınarı Beldesi'nde bulunan Çetinkaya Mağazası açılışına gelen Erdoğan'a verdiğini ileri süren Tumluer, "Bu belgeleri kendisine bizzat verirken, şunu söyledim. 'CHP hukuken suç işlemiştir. Atatürk’ün gizlenen vasiyeti ile ilgili bütün bilgi ve belgeleri saklıyorlar. CHP Genel başkanları suçludur' dedim. Fakat, Erdoğan geçmişte kendisine verdiğim dosyaları 30.1.2006'da ilk kez Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ile mal varlığı sorusunda CHP'ye benim verdiğim dosyayı göstererek, dedi ki 'Ey CHP ey Deniz Baykal, Atatürk'ün paralarını ne yapıyorsunuz? Atatürk'ün vasiyetindeki paralar nerede? diye sormuştu." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEN ŞANTAJ YAPSIN DİYE VERMEDİM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Başbakan Erdoğan'a Atatürk'ün bu güne kadar açıklanmayan Vasiyeti'nin açıklanması konusunda gereken çalışmayı yapması için belgeleri verdiğin hatırlatan Tumluer, "Ben bunların açıklanmasını istediğim için verdim. Kendileri Sıkıştığında CHP'ye çöküp, sıkıştırsın diye vermedim. Yani CHP Genel Başkanı Baykal kendisine çöküntü yaptığında, onu bertaraf etmek için         &lt;br /&gt;              Atatürk'ün gizlenen vasiyeti ile ilgili belgeleri kullanıyor. Başbakan elindeki belgeye ihanet ediyor. Atatürk'ün sözlerini kendi ve partisinin çıkarları doğrultusunda kullanıyor. Mecliste milletvekili olurken Atatürk inkılaplarına bağlı kalacaklarına hukukun üstünlüğüne inanacaklarına, namusları ve şerefleri üzerine yapmış oldukları yemine ihanet etmiş oluyorlar. Bu belgeleri açıklamamakla, yargıya CHP'ye şantaj yapmakla. Anayasa Mahkemesi'ne de şantaj yapıyorlar. Yani olay bizim tarafımızdan dava açıldığı ve Yargıtay ilgilenmediği için yargının da sorumlu olduğunu hissettirip, 'Siz benim partimi kapatırsanız, bende elimde bilgi ve belgeleri tüm dünyaya açıklarım halk infiale geçer ve kendinizi kurtaramazsınız' diyerek yargıya, orduya ve CHP'ye şantaj yapıyor." diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İLK PANİĞİ ATLATTI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Başbakan Erdoğan’ın partisi hakkında açılan kapatma davasında ilk paniği attığını, şimdi de 'Parti kapatılmaz' demesinin nedeninin yargının da bu konuda sessiz kalması ile ilgili olduğunu vurgulayan Meriç Tumluer şöyle devam etti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      "Yani yargıya da aba altından sopa gösteriyor. Yargının da ilgilenmemesini koz olarak kullanıyor. Çünkü ben geçmişte görev yapmış ve şuanki  Yargıtay Başkanı Osman Arslan,Cumhuriyet Başsavcısı Abdurahman Yalçınkaya , Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç ve üyelerine de verdim. Başbakan da bunu çok iyi biliyor. Şu an içinde bulunduğu sıkıntıları aşmak için devamlı yargıya, orduya şimdi de CHP'ye yapmış olduğu baskının, şantajın altında Atatürk'ün Vasiyetinin gizlenmesi ile AHİM'de açılan davayı koz olarak kullanıyor. Bununla da ilgili ispata hazırım. Sayın Gül, Başbakan Yardımcısı iken merkez binaya gittiğimizde, danışmanı Süleyman Mızıkacı ile görüştüm. Kendileri makama belgeleri ilettiklerini ve Başbakan Müsteşarı Ömer Dinçer ve yardımcılarının özel kalemde bulunanlardan görüştüğümüzde kendisine iletildi söylendi. Kendilerine gönderdim ve ilgileneceklerine dair resmi yazıda aldım. Şimdi menfaatleri için kullanıyorlar. AKP şantaj yapıyor. En büyük koz bu belgeler. Bu belgelerle tehdit ediyorlar. Burada kapatma davası ile ilgili Erdoğan'ın açıklaması var. Gelen açıklamalar ve şu  yargının sessizliği ortadadır. Erdoğan, üstüne basa basa söylüyor. 'Siz Atatürk'ün resmini paralardan kaldırdınız. Siz Atatürk'ün resmini pullardan kaldırdınız, İnönü'nün yaptığı hatayı sizde yapıyorsunuz.' Bütün mesele ortada dönen şantajlar. Atatürk'ün gizlenen vasiyeti ile ilgili yapılan şantajdır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAPSAMLI DOSYA VERDİM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Başbakan Erdoğan’a verdiği dosya içerisinde önemli belgeler bulunduğunu da öne süren Meriç Tumluer bu konuda şu iddialarda bulundu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Dosyada davaya konu tüm belgeler, gazetelerde çıkan yazılar ve mahkeme zabıtları var. Yani Başbakan ve Abdullah Gül bu konuda her şeyi çok iyi biliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; CHP'nin usulsüzlüğünü biliyor ve bunu koz olarak kullanıp Baykal'ı sıkıştırıyor. Atatürk'ün paralardan resminin çıkarılmasıyla ilgili tartışmada Baykal'ın verdiği cevapta çok gereksiz. '1938'de ben bebektim emekliyordum' diyor. Olayı saptırıyor. Orada Kemal Anadol'un da açıklamış olduğu ortamda Devlet başkanları, Cumhurbaşkanları kanunla kendi resimlerini paraya koyabilirlerdeki ortam var. Merkez Bankası'nda kanunla Cumhurbaşkanın resmi  paraya basılabilir ama tamamen yok edilemez. Orada yazılı olan bazı maddeler de var. İsmet İnönü orada Atatürk'e olan husumetini paradan puldan, Cumhurbaşkanlığından ve PTT pullarından resmini kaldırarak husumeti zaten gösteriyor. Eğer husumet olmasa yapmazdı. İnönü yapıyor bunları. Atatürk'e olan husumetini ve dış devletlerle olan İngiltere Amerika Rusya ile olan onlarla olan istihbaratlarından dolayı, ikinci adam olma ağırlığını taşıyamamaktan dolayı, Atatürk'e olan fakat yüzüne söyleyemediği sadece bir kere içki masasında içkili iken haykırdığı bir ihaneti söz konusu. Ben bizzat İnönü'nün kızı Özlem Toker ile görüştüm. Kendine de sordum bunları. Onunla da ilgili video görüntüleri elimde var."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BELGELER ONLARI AYAKTA TUTUYOR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk'ün gizli vasiyeti ile ilgili belgelerin şu anda Erdoğan ve AK Partinin elinde kalan tek koz olduğunu da öne süren Meriç Tumluer şöyle devam etti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Eğer bu belgeler elinde olmazaydı çoktan kaybolmuştu. AK Parti tarih sahnesinden 2007 seçimlerinde silinmişti. Tek koz, tek koltuk değneği Atatürk'ün gizli vasiyeti. Bunu kendileri çok iyi biliyor, yoksa şimdiye kadar AKP diye bir varlık kalmayacaktı. Bana göre Abdullatif Şener'in siyasette aday olmamasının nedeni de gizli vasiyet olayıdır. Açılması artık an meselesi olduğu için, AHİM'den sonuç gelir de kendileri suçlu olur diye meclise girmedi. Bunu da çok ciddi olarak söylüyorum. Bir yerde  kendisini kurtarmaya çalıştı. Dava açılırsa yargılanmamak için girmedi. En son Kürşad Tüzmen'e de verdim. Bana dedi ki 'Biz Hükümet üyesiyiz açıklayamayız' Ben bu konuşmamı ispatlayacak bilgi ve belgelere sahibim. Bunun böyle olduğunu Gül, Erdoğan, Büyükanıt'da iyi biliyor. &lt;br /&gt;Ben bununla ilgili muhatap olacağım ortama getirdiklerinde hepsinin yüzüne direk söylerim. Eğer ki bu söylediğimi kanıtlayamazsam, beni Mahkemeye de verebilirler. Ben Atatürk'ün kurmuş olduğu Cumhuriyet'in bir ferdi olarak, bunu bizzat kanıtlamaya hazırım. Başbakan çıksa 'Ben böyle bir belge almadım' dese çok tanığım var. Abdullatif Şener, Abdullah  Gül, Necati Çetinkaya, Cemil Çiçek, Vecdi Gönül, Saffet Benli, makam şöförü Ramazan Sarı bu olayın tanığıdır. Kesinlikle inkar edemezler. Çetinkaya Mağazası açılısında konuyu Erdoğan'a anlatırken, bizzat çekilmiş resmimiz var. Hatta resmi bana Ömer Çetinkaya verdi. İnkar edemez kesinlikle. Kapatma davası için Anayasa Mahkemesi Başkanlığı yakında geri adım atma hazırlığındadır. Zaten, orduyu susturmuş durumda.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AİHM KARAR VERMEDEN AÇIKLANMALI !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk'ün gizli vasiyetinin açıklanmasının artık zamanının geldiğini anlatan &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meriç Tumluer bu konuda ilgililere şu çağrıda bulundu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Türkiye Cumhuriyeti yöneticileri zor duruma düşmeden, TC'nin Dünyadaki itibarı zedelenmeden bu günkü yöneticiler Dünya konjektörünün de artık bu vasiyete müsait bir duruma geldiğini gördükleri için gerekli özeni göstermelidirler. Çünkü bu vasiyet içerisinde Türk-İslam Alemi ile ilgili yazılar var. Vatikan ve Musul, Kerkük, Ayasofya, 12 adalar, Kürt meselesi ile ilgili yazılar var. Bakın, Kürt meselesi AB ve ABD tarafından devamlı önümüze konuluyor. Bu gün Kuzey Irak'ta bir Kürt devletinin yapılanması söz konusu. Her ne kadar Türkiye'de bunu beceremeyeceklerse de, yarın yanı başımızda bir Kürt Devleti kurduklarında, elbette ki bir takım sıkıntılar yaşanacak. Etrafımızda kanayan yaralar var. Irak'ta Filistinde , her gün insanlar ölüyor. Dünyada devamlı açlık sıkıntıları ortaya çıkıyor. Atatürk'ün gizlenen vasiyeti başta “Yurtta Sulh Cihanda Sulh”un uygulanması ile ilgili Türkiye'nin yer altı madenleri, Türk Gençlerinin geleceğini ilgilendiren Atatürk'ün Gelirlerinin tekrardan Atatürk'ün emrettiği gibi Türk gençliğinin eğitim ve öğretim hizmetine kullanılması ile ilgili bilgiler var. Üst düzey Devlet büyüklerimiz eğer açıklarlarsa bir sıkıntı yaşamazlar. Ama, AHİM karar verdikten sonra bir açıklama yaparlarsa sıkıntıya girerler.!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SONUÇ OLUMLU ÇIKACAK !&lt;br /&gt;Davayı taşıdığı AİHM'de olumlu sonuç çıkacağına inandığını da ifade eden Tumluer sözlerini şöyle noktaladı:&lt;br /&gt;"AHİM'e gönderdiğimiz dosyalar hukuk kurallarına uygun olduğu için ön incelemeden geçerek dosya numarası verildi. İçeriği ile ilgili hukuk dışı işlemlerin usulsüzlüklerini belgeleyecek. Burada bir yerde AHİM doğruları söylemek mecburiyetindedir. Çünkü burası tarafsız bir mahkeme. Her ne kadar Türkiye'ye karşı kararlarından değişik bir tutuma girdiyse de doğruları söyleyecek. Atatürk'ün vasiyeti ile ilgili konularda Vatikan'ı da ilgilendiren Avrupa ülkelerini de ilgilendiren bazı yazılan olduğu için AHİM, konu hakkında tarafsız karar vermek durumdadır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MERSİNLİ Meriç Tumluer, edindiği bilgi ve belgelerle AİHM'e açtığı dava dilekçesinde gizli vasiyetin var olduğu iddiasını ise şöyle özetledi:&lt;br /&gt;"Atatürk, 6 Eylül 1938'de Dolmabahçe Sarayı'nda iken yanında, Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak, Ordinaryüs Prof. Neşet Ömer İrdelp olduğu sırada, İstanbul Beyoğlu 6'ncı Noteri İsmail Kunter'i makamına davet ederek, el yazısı ile yazmış olduğu vasiyetlerinin olduğu zarfı, kapalı bir şekilde, 3 yerinden kırmızı bal mumu döktürüp, mühürleterek, Noter Kunter'e 'Bu kapalı zarfta vasiyetlerim var, icap ettiği vakit, gerekeni yaparsınız' diyerek teslim etmiştir. Atatürk'ün 10 Kasım 1938'de vefat etmesinden sonra, vasiyetlerinin olduğu mühürlü olarak kapatılmış olan büyük zarf, Ankara 3'ncü Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından, 28 Kasım 1938'de saat 15.00'de bir heyet huzurunda açılarak içerisinde, bilinen fakat eksik açıklanan vasiyetnamesi ve kapalı vaziyette bir zarf daha çıkmış olup, bu zarf Ankara 3'ncü Sulh Hukuk Hakimi Osman Selçuk ve görevli bir heyet tarafından, 5 Ocak 1939'da, Ankara'da Ulus semtindeki Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü Merkez Şubedeki özel kasalara, 50 yıl sonra, 10 Kasım 1988'de açıklanmak üzere konmuş ve yapılan işlemler mahkeme ve banka yetkilileri tarafından tutanaklara geçirilerek, karşılıklı imzalanarak kayıt altına alınmıştır. Kasaların kapıları kilitlenerek gününden önce açılmasını engellemek maksadı ile 50 yıllık süreç için kasaların kapısı özellikle kaynakla tutturulmuştur. 50 yıl sonra açıklanmayan, askeri, siyasi, coğrafi, ekonomik ve en önemlisi dini konularda, gelecek zaman içerisinde ülkemizde ve dünyada yapılması gerekenlerle ilgili olup, Nutuk'da yazmış olduğu, şifreli bilgilere haiz kendi el yazılarının olduğu resmi belgelerdir. Gizli Vasiyetname, 1988'den itibaren Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Adalet Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı ve MİT Müsteşarlığı tarafından bilinmektedir. Gizli vasiyetname İle ilgili 50 yıllık süre, 10 Kasım 1988'de açıklanması gerekiyordu. 7'nci Cumhurbaşkanı Kenan Evren, bu konu ile ilgili hukuken bu vasiyeti açıklamak asli görevi olduğu halde, kamuoyuna hiç bir bilgi vermemiştir."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-7010515026677359070?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/7010515026677359070/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/ataturkun-gizlenen-vasiyet-davasn-aihme.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/7010515026677359070'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/7010515026677359070'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/ataturkun-gizlenen-vasiyet-davasn-aihme.html' title='Atatürk’ün  Gizlenen vasiyet davasını AİHM&apos;e taşıyan M. Tumluer&apos;den şok iddia:'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-8137682433005900612</id><published>2009-06-15T03:13:00.000-07:00</published><updated>2009-06-15T03:14:40.199-07:00</updated><title type='text'>Yorumsuz</title><content type='html'>Dans, ilk defa Kanuni zamanında Fransa'da yapılmaya başlanmıştı. O zaman Osmanlı İmparatorluğunun sınırları Avrupa’nın ortalarında idi ve Fransa'ya dayanıyordu. Bu dans denen “melanetin” ilk yapılmaya başlandığını duyan Kanuni, zamanın Fransa Kralına bir mektup yazdı. Kanuni'nin Fransa Kralına yazdığı tarihi mektup aynen şöyledir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ben ki, kırk sekiz krallığın hakanı Kanuni Sultan Süleyman Han'ım. Sefirimden aldığım rapora göre, memleketinizde dans adı altında kadın erkek birbirine sarılmak suretiyle insanlar arasında oyun oynanmakta olduğunu işitmiş bulunmaktayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemhudut olmaklığımız dolayısıyle, iş bu rezaletin memleketime de sirayeti ihtimali müvacehesinde Name-i Hümayunum elinize ulaştığından itibaren derhal son verilmediği takdirde, bizzat Ordu-yu Hümayunumla gelip men'e muktedirim!..”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rivayete göre, Kanuni'nin bu mektubundan sonra Fransa'da yüz sene dans yapılmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhammet Safi&lt;br /&gt;Başbakanlık Osmanlı Arşivi Uzmanı&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-8137682433005900612?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/8137682433005900612/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/yorumsuz_15.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/8137682433005900612'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/8137682433005900612'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/yorumsuz_15.html' title='Yorumsuz'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-4810947382554954156</id><published>2009-06-13T07:40:00.001-07:00</published><updated>2009-06-13T07:40:46.877-07:00</updated><title type='text'>Yorumsuz</title><content type='html'>Taraf'ın haberine yayın yasağı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;enelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi, Taraf Gazetesinin bugünkü sayısında yer alan bir habere konu belgenin içeriği hakkında yayın yapma yasağı konulmasına karar verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığının başvurusu üzerine Askeri Mahkeme’ce alınan kararda, bugün Taraf Gazetesinde yer alan ’AKP ve Gülen’i Bitirme Planı’ başlıklı habere konu iddia edilen belgeyle ilgili haberlerin, milli güvenliği, kamu düzenini ve kamu güvenliğini ilgilendirdiği belirtildi, ayrıca bu belgenin sızdırılması ve yayınlanması hususlarında soruşturma açıldığı hatırlatıldı.&lt;br /&gt;Kararda şu ifadelere de yer verildi:&lt;br /&gt;"Bu konuya ilişkin haberlerin, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığını etkileme ihtimalinin bulunması, ayrıca 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 157. maddesinde düzenlenen soruşturmanın gizliliğini ihlal etme ihtimalinin bulunması nedeniyle 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 28/4. maddesi uyarınca ve 5187 sayılı Basın Kanununun 3/2. maddesi uyarınca, soruşturma tamamlanıncaya kadar soruşturmayla ilgili belgelerin içeriği hakkında yayın yapma yasağı konulmuştur."(anka)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-4810947382554954156?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/4810947382554954156/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/yorumsuz_13.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/4810947382554954156'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/4810947382554954156'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/yorumsuz_13.html' title='Yorumsuz'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-2041314978355152204</id><published>2009-06-13T07:17:00.001-07:00</published><updated>2009-06-13T07:17:53.507-07:00</updated><title type='text'>Yine Bir Öss</title><content type='html'>Kocaeli İnanç Özgürlüğü Platformu 217.hafta basın açıklamasını, İzmit Sabri Yalım İnsan Hakları Parkında 13.Haziran 2009 günü saat 12.30 da yapıldı.MAZLUMDER Kocaeli şubesi yönetim kurulu üyesi Medine Küçüğün yaptığı basın açıklamasının konusu yarın yapılacak olan ÖSYM sınavlarıydı.Basın açıklamasında ÖSYM’nin, “başını aç, suyun al, yemini al öyle gel” şeklindeki başörtülü insanları,kendi özgür iradesi ile karar veremeyen sürüler gibi gören çağdışı yobaz anlayışa karşı tepki dile getirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BASIN AÇIKLAMASININ TAM METNİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;217.HAFTA BASIN METNİ     &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Değerli halkımız, başörtüsüne özgürlük basın açıklamamıza hoş geldiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Yarın 1,5 Milyona yakın üniversite öğrencisi adayı ÖSS için ter dökeceklerdir. Sınavlara katılmayı başarabilen tüm adaylara başarılar dileriz.Bu yılda sınava başörtülüler alınmamaktadır. ÖSYM’ nin tavsiyeleri dikkat çekicidir. İyi uyu, dinlen, suyunu yanına al,  ama başı açık gel !....  Yasaklarla anılan ÖSYM acaba ne zaman insanların başındaki örtüye göre değil de kafasının içine bakmayı başarabilecek? .Başörtülülerin sınava girip, üniversitelerde okumasından acaba neden çok korkuluyor? Dini inancından dolayı başını örten kızlarımızdan ne istenmektedir? Acaba bu uygulamanın herhangi bir yasal dayanağı var mı? Yoksa bu keyfiyet ne zamana kadar devam edecek? İnsan haklarına aykırı olan bu yasak Avrupa Birliğine girmeyi planlayan bir ülkemiz için bir antidemokratik bir uygulama değilmi dir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Bu yasak sadece sınavlarda da kalmıyor. Geçen haftalarda yine hastanede annesinin kıyafeti tesettürlü diye,  kızının tedavisi ile ilgilenilmeyerek, insanlık suçu işlenmiştir.  Bu tür vakalar toplumumuzda ayrımcılığın ne boyutlara vardığının bir göstergesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Başörtülüler bu ülkenin 2.sınıf vatandaşlarımıdır ki? Sandıkta oyunu verir fakat Sandık başında görev alamaz, halkını temsil edemez. Çocuğunu yetiştirir de sınavlara girilmesine müsaade edilmeyip, cahil bırakılmak istenir. Okumak için başına peruk takarak bitirse de, işe girerken yine aynı yasakla karşı karşıya gelmektedir. Askere oğlunu kınalayıp gönderir de, yemin törenine tellerin arasından bakmak zorunda bırakılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu tür ayrımcılığa artık dur denmesi gelmiştir. Türkiye yasaklar ülkesi olmaktan, özgürlükler ülkesi olma yolunda doğru yüzünü çevirmelidir. AİHM’nin Türkiye’nin hem aile içi şiddeti hem de kadına karşı ayrımcılığı önlemede son derece yetersiz kaldığı ve bu nedenle alınan kararların Türkiye’nin aleyhine olması düşündürücüdür. Buradan tüm siyasi partilere sesleniyoruz. Yasak Türkiye’yi Dünya’da küçük düşürmektedir. Birlikte çözüm için bir şeyler yapın. Türkiye’nin beyin gücü ülkemiz dışına çıkmasın, anaların yürekleri kızları için yanmasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu meydanda yasak devam ettikçe tepkimizi koyacağız. Katıldığınız için hepinize teşekkür ederiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KOCAELİ İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ PLATFORMU adına&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MAZLUMDER Kocaeli Şube Başkanı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çetin TAHTACI&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-2041314978355152204?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/2041314978355152204/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/yine-bir-oss.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/2041314978355152204'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/2041314978355152204'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/yine-bir-oss.html' title='Yine Bir Öss'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-4134221283149637255</id><published>2009-06-09T04:22:00.000-07:00</published><updated>2009-06-09T04:33:44.596-07:00</updated><title type='text'>Meb' de durmak yok yola devam</title><content type='html'>Akp hükümeti' nin pardon Ak Parti Hükümeti' nin iktidara gelmesiyle Meb' de olan olayların sayısı artmaya başladı. Bu olaylara daha fazla dayanamayıp kaç dönemdir Meb Bakanı olan Hüseyin Çelik' i değiştirdiler ama olaylar devam etti. En son olarak ise Eşkişehir' de yaşananlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ESKİŞEHİR Cemal Mümtaz Anadolu Öğretmen Lisesi Müdür Yardımcısı S.K.’nın İngilizce sınavında öğrencilere Türkçe olarak Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ndan Türkçe soru yönettiği, aynı lisenin coğrafya öğretmeninin de proje yarışması için Ankara’ya götürdüğü 4 kız öğrenciyi cemaat evinde konaklattırdığı öne sürüldü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğitim-Sen Eskişehir Şube Başkanı Süleyman Solak düzenlediği basın toplantısında Cemal Mümtaz Anadolu Öğretmen Lisesi Müdür yardımcısı ve aynı zamanda İngilizce öğretmeni olan S.K.’nın İngilizce yazılı sınavında öğrencilere Türkçe olarak Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’nda yer alan sözleri sorduğunu iddia etti. Bir öğrencinin cep telefonuyla sınav soru kağıdının fotoğrafını çektiğini belirten Solak, S.K.’nın İngilizce sınavında öğrencilere Türkçe olarak ‘7. sözde anlatılan hakikatlerle ilgili aşağıdaki eşleştirmeyi yapınız’ şeklinde soru yönelttiğini ve şıklarda da A-Sabır ve Tevekkül. B-İbadet ve Takva. C- Şükür ve dua. D- Allaha ve ahirete iman ve E- şıkkında da Allahın eserleriyle tanıttırması şeklinde yanıtların bulunduğunu kaydetti. Eğitim-Sen Şube Başkanı Süleyman Solak şu iddialarda bulundu: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Daha önce de gerici faaliyetlerin odağı olan Cemal Mümtaz Anadolu Öğretmen Lisesi’nde tarikatçı kadrolar çağdaş ve laik eğitimin içini boşaltarak, öğrencilerimizi karanlık düşünceleri ile zehirlemeye çalışıyorlar Okulun müdür yardımcısı ve İngilizce öğretmeni S.K., kendi derslerinde ve dersi boş geçen sınıflara girerek, Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’nı okuyarak daha sonra da bu kitaptan sorular soracağını ve özet anlatmalarını istemektedir. 21 Mayıs 2009 tarihinde ise 19 Mayıs kutlamaları sırasında İstiklal Marşı okunurken güldükleri gerekçesiyle öğrencileri odasına çağırarak, ‘Size ya disiplin cezası veririm ya da Said Nursi’nin kitabındaki bir bölümü ezberlersiniz’ şeklinde tehdit etmiştir. 3 Haziran 2009 tarihinde ise 9’ncu sınıflara uyguladığı İngilizce sınav sorularının birinde dersle hiçbir şekilde ilgisi olmayan Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’ndan bir soru sormuş ve bu soruyu 100 puan üzerinden 10 puan ile değerlendirmiştir.” &lt;br /&gt;Bu arada Cemal Mümtaz Anadolu Öğretmen Lisesi coğrafya öğretmeni E.A.’nın bir süre önce 4 kız öğrenciyi proje yarışması için Ankara’ya götürdüğü ve cemaat evi olduğu öne sürülen bir evde konaklattırdığı öne sürüldü. Ankara’ya giden öğrencilerden birinin velisinin şikayet dilekçesi vermesi üzerine Milli Eğitim Müdürlüğü’nün soruşturma başlattığı bildirildi. Aynı öğretmen hakkında bir süre önce okulda binbaşının eşi olan bir kadın öğretmeni sınıfta öğrencilere dinlettirdiği iddiasıyla soruşturma açıldığı öğrenildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İddialarla ilgili Cemal Mümtaz Anadolu Öğretmen Lisesi’ni telefonla arayan DHA muhabirine okul görevlilileri müdür Fehmi Gökmen’in izinli olduğunu ve yarın göreve başlayacağını, müdür yardımcısı S.K.’nın ise okul dışında olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi serzeniştimizi yapalım. Niye Hüseyin Çelik' i değiştirdiniz. Onda da bu tür olaylar oldu, Nimet Çubukçu döneminde de oluyor. Tamam ortada dönen siyasi olayları anlamamak mümkün değil ama bari Meb' i haliyle gençlerimizi siyasi olaylara sürüklemeyin. Yoksa onları  da mı siyasetinize alet ediyorsunuz?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-4134221283149637255?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/4134221283149637255/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/meb-de-durmak-yok-yola-devam.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/4134221283149637255'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/4134221283149637255'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/meb-de-durmak-yok-yola-devam.html' title='Meb&apos; de durmak yok yola devam'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-6446632777725140897</id><published>2009-06-09T04:03:00.000-07:00</published><updated>2009-06-09T04:22:49.177-07:00</updated><title type='text'>Hayata ÖSS ve Sbs engeli</title><content type='html'>Günlerce yazdım, çizdim ama derdimizi anlatamadım. Artık karar verdim Taksim Meydanı' nda bağaracağım '' Öss denen şey yanlış diye''. Geçen arkadaşlarımla tartışıyordum. Onlar dedi ki '' Türkiye için Öss' den başka bir şey yapılamaz, hem bu kadar fazla genç nüfusu  nasıl eleceksiniz? '' Bende tabi bir hışımla '' Amerika dünyanın en güçlü ülkesi gibi gözükmüyor mu? Evet. Peki genc nüfusu da bizden fazla. Onlar nasıl eliyor ise biz niye elemiyelim. Ya onlar yanlış biliyor  ya da biz. Amerika'ya da Öss gelecek ya da bizim ki kalkacak ortada bir yanlış var. Amerika' nın Dünya' nın süper gücü diye tabir ediliyorsa demek ki bizim eğitim sistemimizde sorun var. '' tartışma böyle bitmek zorunda kaldı. Dersteki hocanın '' Sussssuuunnnnn!!! '' çığlığına daha fazla dayanamadık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık Öss yetmedi bir de ergenlik çağına yeni girmiş gençlerimizi de Sbs denen şeylerle mahkum ediyorlar. Bugün Can Dündar' da köşesinde bize sahip çıkmış. ''Ergenliğimin dershane zulmünü çocuğumuz yaşamadığı, bu saçma yarışa girmeyi baştan reddettiği için de gururlandım. '' diyor. Ayrıca Sbs' de çıkan bir soruyu da ele alarak '' Bu kadar kazık bir soruyla baş edebilen tüm öğrenci arkadaşlarımın alnından öpmek istedim.'' diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de herkesin feryat ettiği bir soruyu “Liseye, üniversiteye girişte dershanelerin verdiği eğitim geçerli olacaksa, devletin ilkokuluna, lisesine ne gerek var?” ele almış. Ama malesef Can Dündar da sorunun cevabını veremedi. Aslında herkes gibi o da verdi de dile getiremedi getirse bile kim dinliyor ki. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;09.06.2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-6446632777725140897?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/6446632777725140897/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/hayata-oss-ve-sbs-engeli.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/6446632777725140897'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/6446632777725140897'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/hayata-oss-ve-sbs-engeli.html' title='Hayata ÖSS ve Sbs engeli'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-6962456013979718875</id><published>2009-06-07T12:16:00.000-07:00</published><updated>2009-06-07T12:17:58.996-07:00</updated><title type='text'>3. Geleneksel Genç Siviller ÖSS Sınavı</title><content type='html'>Bütün yıl çalıştık didindik... ÖSS geldi çattı.&lt;br /&gt;Her yıl yaptığımız gibi bu yıl da Genç Siviller Geleneksel ÖSS Sınavını sizlerden gelecek sorular ile hep birlikte hazırlıyor olacağız.&lt;br /&gt;Aynı dil, aynı tarz yeni konular! Son bir yılda gündemimize girmiş bir çok olay, kişi sorularınıza ilham kaynağı olabilir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önceki dönem çıkmış OSS sorularına;&lt;br /&gt;http://www.gencsiviller.net/haber.php?haber_id=50&lt;br /&gt;http://www.gencsiviller.net/haber.php?haber_id=10&lt;br /&gt;adreslerinden ulaşabilirsiniz. nbsp;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorularınızı oss@gencsiviller.net adresine bekliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak ( Genc Siviller )&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-6962456013979718875?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/6962456013979718875/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/3-geleneksel-genc-siviller-oss-snav.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/6962456013979718875'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/6962456013979718875'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/3-geleneksel-genc-siviller-oss-snav.html' title='3. Geleneksel Genç Siviller ÖSS Sınavı'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-5248315403633391572</id><published>2009-06-07T12:15:00.000-07:00</published><updated>2009-06-07T12:16:48.157-07:00</updated><title type='text'>Başbuğ için mini ÖSS</title><content type='html'>Sayın Başbuğ'a yarınki basıln toplantısında başarılar diliyor, basın toplantısının ülkemiz ve bölgemiz için hayırlı olmasını diliyoruz. Bizim de 10 soruluk mini bir ÖSS'miz var. Bunları da cevaplarsanız memnun oluruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Mehmet Akif Ersoy İstikal Marşı şiirinde ‘şuheda fışkırıacak, toprağı sıksan şuhada’ demektedir. Şair bugün yaşasaydı bu dizeyi nasıl kaleme alırdı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Şehitler fışkıracak toprağı sıksan şehitler&lt;br /&gt;b) Petrol fışkıracak toprağı sıksan petrol&lt;br /&gt;c) Cephanelik fışkıracak toprağı sıksan cephanelik.&lt;br /&gt;d) Hepsi&lt;br /&gt;e) Hiçbiri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- 3 ve 4. Soruları bu paragrafta anlatılan ana fikre göre cevaplayınız.&lt;br /&gt;‘Türkiye'de, 21. Yüzyılın 10. Senesinde bir  27 Nisan gecesi saat 23.30’da Genelkurmay Başkanlığı internet sitesinde hükumete muhtira verildi ve seçilmiş hükümet askeri darbe ile tehdit edildi.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;2. Butür muhtıralar, Türkiye’nin dışında aşağıdaki hangi ülkelerde olabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Pakistan&lt;br /&gt;b) Fiji&lt;br /&gt;c) Mynmar&lt;br /&gt;d) Sudan&lt;br /&gt;e) Hepsi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Muhtıranın 21. Yüzyılda verilmiş olması nedeniyle, bu yapılanın hangi yönü yüzyılın gerekleriyle birebir örtüşmektedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Geceyarısı verilmiş olması&lt;br /&gt;b) İnternetin kullanılmış olması&lt;br /&gt;c) Muhtıra için nisanın seçilmiş olması&lt;br /&gt;d) Muhtıra verilmiş olması&lt;br /&gt;e) Türkiye’de olması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Aynı tarihlerde, Yunanistan Genelkurmay Başkanlığı sitesinden de benzer bir muhtıra verilmiş olsaydı, muhtırayı verenler bugün hangi konumda olurdu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Emekliliği gelen emekli olur, atanması gereken atanır, genelkurmay başkanı olurdu.&lt;br /&gt;b) Hiç bir şey olmamış gibi ortalıkta dolaşırlardı.&lt;br /&gt;c) Hükümet kendine çeki düzen verirdi.&lt;br /&gt;d) Erken seçime gidilirdi.&lt;br /&gt;e) Emri veren Genelkurmay Başkanından bilgisayarın ‘enter’ tuşuna basan askere kadar bu emir komuta zincirindeki herkes hapishanede duruşma günlerinin gelmesini bekliyor olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Cephaneyi bol bulup toprağa gömen ülkeler sıralamasında en önde olan aşağıdakilerden hangisidir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;a) Monaco&lt;br /&gt;b) İran&lt;br /&gt;c) Peru&lt;br /&gt;d) Türkiye&lt;br /&gt;e) İtalya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. 14 Nisan 2009 tarihinde Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ şu açıklamalarda bulunmuştur “Devlet, Cumhuriyetin ilk yıllarında meydana gelen isyanlar nedeniyle alt/ikincil kültürel kimliklerin üst/ortak birincil kimliğin önüne geçmesi ihtimaline karşı elbette bazı tedbirler almıştır. Alınan bu tedbirleri asimilasyon politikası olarak değerlendirmek doğru değildir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bilgiler ışığında bu tedbirlere ne ad verilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Tam anlamıyla asimile politikası değil “ne kadar asimile olduysa” politikası&lt;br /&gt;b) Ülkenin milli birlik ve bütünlüğü için bu tedbirlere ad koymama politikası&lt;br /&gt;c) Alt/ikincil kültürel kimlikler isyan ettiklerinden dolayı bir daha isyan etmelerini engelleme politikası&lt;br /&gt;d) Asimile etmeden (!) etnik bir yapı inşa etme politikası&lt;br /&gt;e) Hepsi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I. Akademide emir-komuta zinciri geçerlidir&lt;br /&gt;II. Klasik realizm, liberal teorinin ve yapısalcı akımın üstüdür&lt;br /&gt;III. Eliot Cohen kıdemli uzman bir klasik realist düşünürdür&lt;br /&gt;IV. Samuel Huntington’ın Harvard Üniversitesi’ne tayini çıkmıştır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sivil-asker ilişkileri üzerinde oluşan akademik literatürde Samuel HUNTINGTON, Morris JANOWITZ ve Eliot COHEN gibi klasik realist düşünürlerin yanı sıra liberal teori ve yapısalcı akımların da etkisi görülmektedir. Akademik anlamda da, bilim adamları, düşünürler ve bu&lt;br /&gt;işin profesyonelleri arasında çeşitli uzlaşmazlık alanları mevcuttur.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Bu paragrafa göre yukarıdaki önermelerden hangileri söylenebilir ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a-) I,II&lt;br /&gt;b-) III, IV&lt;br /&gt;c-) II, III, VII&lt;br /&gt;d-) tuzak şık&lt;br /&gt;e-) Komutanım bilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Weberian bürokratik yapılanma ve iş dünyasındaki yönetişim yapılanmalarındaki profesyonellikten farklıdır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. Bu cümlede geçen “Weberian” ifadesi hangi dildedir ve ne anlama gelmektedir ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a-) İngilizcedir ve Weber fan club üyeleri demektir&lt;br /&gt;b-) Türkçedir ve Weber’in dostu kalanlar, Weber’e düşman kalmayanlar demektir&lt;br /&gt;c-) Ermenicedir, Weber Erzincan’lı Ermeni bir dokuma ustasıdır&lt;br /&gt;d-) Genelkurmaycadı r ve herhangi bir anlama gelmemektedir&lt;br /&gt;e-) Rusçadır, yönetişim yapılanmasındaki profesyonellikten farklı demektir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. Montesquieu kimdir, devresi ve rütbesi nedir ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a-) Aydınlanmacı düşünce sisteminin teorisyenidir, 1 Numaradır&lt;br /&gt;b-) Batı Çalışma Grubu’nun üyesidir&lt;br /&gt;c-) İlker Başbuğ’un değerli silah arkadaşıdır&lt;br /&gt;d-) Fransız ordusundan yüzbaşılıktan emekliye ayrılarak Paris üniversitesinin rektörlüğüne geçmiştir&lt;br /&gt;d-) Kıdemli uzman başçavuştur, erlerin köylerine mektuplarını yazmaktadır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Demokrasi aslında, halk egemenliği ve halk iradesinin siyasallaşmasıdır. Buna rağmen siyaset bilimi literatüründe demokrasinin ortak bir tanımı olmadığı da bilinmektedir. Bu konuda tartışmalar sürmektedir. Tanımsal zorluğunun yanı sıra demokrasinin sürekli kendisini zamanın ruhuna ve şartlarına uygun olarak yenileyen ve geliştiren bir sistem olduğu da unutulmamalıdı r.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. Bu paragraftan aşağıdakilerden hangisi çıkartılamaz ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a-) Bazı demokrasi teorisyenlerine göre demokrasiye arada balans ayarı yapmak gerekir&lt;br /&gt;b-) Postmodern darbe darbe sayılamaz, darbeciktir&lt;br /&gt;c-) Demokrasinin ortak tanımı olmadığına göre herkesin demokrasisi kendinedir&lt;br /&gt;d-) En doğru demokrasi tanımına TSK sahiptir&lt;br /&gt;e-) Ordunun görevi demokrasiyi tanımlamaktır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak ( GencSiviller)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-5248315403633391572?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/5248315403633391572/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/basbug-icin-mini-oss.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/5248315403633391572'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/5248315403633391572'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/basbug-icin-mini-oss.html' title='Başbuğ için mini ÖSS'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-5047495856425557053</id><published>2009-06-07T03:05:00.000-07:00</published><updated>2009-06-07T03:34:51.407-07:00</updated><title type='text'>‘’ Evrensel’’ sözcüğü üzerine</title><content type='html'>Bildiği üzere şu günlerde Türkçe Olimpiyatları adı altında şarkı yarışması yapılıyor. Dünya’ nın çeşitli yerlerinden getirilen çocuklara Türkçe şarkılar, şiirler ezberletiyorlar. Dünya’ nın dört bir yanından getirilen bu çocuklara  etkilenmemek elde değil doğrusu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘’ Türkçe’ yi evrensel dil yapacağız ’’ misyonu etrafında toplanan kişiler bu yarışmayı düzenliyor. Düzenliyor, düzenlemesine de ‘’ evrensel ‘’ kelimesinin anlamını bilmedikleri fikrindeyim. Türkçe Olimpiyatları yarışmasındakiler ‘’ evrensel ‘’ kelimesini bilmiyorlar. Evet bilmiyorlar!! Evrensel, herkes demek, ayrım yapmadan herkes. Ama gelin görün ki evrensel sözcüğüne gizlenen bu şahısların seçtiği kişileri inceleyelim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seçilen tüm çocuklar yurt dışındaki Gülen Cemaati’ nin yapmış olduğu okullarda okuyan Müslüman çocuklar. Yani farklı okullardan  değil veya farklı dinlere mensup değil hepsi aynı çatı altında birleşiyor. Bence yarışmanın adını ‘’ Gülen Gövde Gösterisi’’ veya ‘’ Müslüman Çocuklar Türkçe Olimpiyatları ‘’ olarak değiştirilmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçe’ nin ‘’ evrensel ’’ dil olması tabi ki de herkesin hoşuna gider. İngilizce otoritesinden kurtulmak ‘’ evrensel ’’ dil olmak tabi ki de hoşlanacağımız şeyler ama sadece Müslüman kesimlerce değil diğer dinlere de mensup belki de dini olmayanlara bile seslendiğimizde ‘’ evrensel ’’ dil olacağız belki de yarışmadakilerin bir başka değişiyle ‘’ sevgi dili ‘’ . &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu tür şeyleri yapmamız için çeşitli tabuları yıkmamız lazım. Ne yani şimdi Gülen olmasa bu kadar kişi Türkçe öğrenemeyecek miydi. Gülen’ e kızsak mı tebrik mi etsek ne yapacağımızı hakikaten şaşırmış durumdayız. Evet ortada Dünya’ nın dört yanının Türkçe konuşması bir yanda olayın yanlı yapılması. Duruma bir şey yapmadan sessiz mi kalacağız. Hayır…. Kuzu kuzu meee licekmiyiz. Hayır….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyleyse ne yapacağız ilk önce ‘’ evrensel ‘’ sözcüğünü öğreneceğiz. Daha sonra böyle bir yarışma düzenleyeceğiz. İlk adımı atalım gerisi gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;07,06,2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-5047495856425557053?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/5047495856425557053/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/evrensel-sozcugu-uzerine.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/5047495856425557053'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/5047495856425557053'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/evrensel-sozcugu-uzerine.html' title='‘’ Evrensel’’ sözcüğü üzerine'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-8416177757834255803</id><published>2009-06-07T03:04:00.000-07:00</published><updated>2009-06-07T03:05:33.853-07:00</updated><title type='text'>Elektronik mühendisine 'İş-Kur' şoku!</title><content type='html'>Sivas’ta yaşayan Elektronik Mühendisi 29 yaşındaki Hayrettin Bulut, iş bulma umuduyla başvurduğu İş-Kur’dan kedisine ‘Cilt bakımı ve güzellik elemanı kursu’ için davet yapıldı. Üstelik davet mesajı, başvuru süresinin bitiminden bir hafta sonra eline ulaştı.&lt;br /&gt;Erciyes Üniversitesi Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden 2004 yılında mezun olan ve 2 yıl Viyana Teknik Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimi aldıktan sonra Türkiye’de iş aramaya başlayan Hayrettin Bulut, çabalarından sonuç alamayınca geçen yıl İş-Kur Müdürlüğü’ne başvuru yaptı. Uzun bir süre herhangi bir çağrı almayan Hayrettin Bulut’a 5 Haziran’da kurumun internet sitesinden bir mail geldi. Büyük bir heyecanla maili açan Hayrettin Bulut, gördüğü çağrı karşısında şaşırdı. Gelen mesajda elektronik mühendisi genç, istihdam garantili işgücü yetiştirme kurs programı çerçevesinde ‘Cilt bakımı ve güzellik meslek elemanı’ kursuna davet ediliyordu. Bir süre buna anlam veremeyen ve işsizlik ortamında kabul edebileceğini düşünen Bulut, mesajı incelediğinde ikinci şoku yaşadı. 5 Haziran 2009 tarihinde gönderilen mailde Bulut, 28 Mayıs 2009 tarihinde İstanbul İş-Kur Şişli Şube Müdürlüğü’ne görüşmeye davet ediliyordu.&lt;br /&gt;Üst üste iki şoku yaşayan Hayrettin Bulut, işsizlik ortamında cilt bakım kursuna gitmeyi düşündüğünü belirterek, şunları söyledi:&lt;br /&gt;“Elektronik mühendisi birine cilt bakımı ve güzellik kursu önermişler. İlk başta şaşırdım ama işsizlik ortamında bir alternatif olabilir umuduna kapıldım. Ancak görüşme tarihine baktığımda şoke oldum. Görüşme için davet edilen günden 8 gün sonra bana e- mail gönderilmiş. Zamanı geriye döndürme şansım olmadığı için görüşmeye gidemedim. Zamanı 8 gün geri götürebilme yeteneğine sahip olsam niye iş arayayım ki? Bu olayı yaşadıktan sonra iş bulma umudum iyice kırıldı. İnsanların son bir umut olarak güvenip başvurduğu İş-Kur bunu yaparsa, biz nasıl sorunlarımıza çözüm bulacağız.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-8416177757834255803?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/8416177757834255803/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/elektronik-muhendisine-is-kur-soku.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/8416177757834255803'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/8416177757834255803'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/elektronik-muhendisine-is-kur-soku.html' title='Elektronik mühendisine &apos;İş-Kur&apos; şoku!'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-2834219754949771211</id><published>2009-06-06T03:44:00.000-07:00</published><updated>2009-06-06T03:45:33.729-07:00</updated><title type='text'>Names for a much-travelled bird</title><content type='html'>Names for a much-travelled bird&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;About 1530, a new dish began to be put on English tables, a fowl a little larger than the traditional goose, but with a lot more meat and a refreshingly new taste. This bird had been brought to England by merchants trading out of that area of the eastern Mediterranean called the Levant but whom the English called “Turkey merchants” because that whole area was then part of the Turkish empire. The new bird was therefore called a “Turkey bird”, or “Turkey cock”. Within a few years it had become a favourite and familiar domestic fowl, to the extent that, sixty years later, Shakespeare knew his groundlings would understand the reference to the turkey’s aggression display of blowing out its breast and strutting when he described the posturings of Malvolio in Twelfth Night:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SIR TOBY BELCH: Here’s an overwheening rogue!&lt;br /&gt;FABIAN: O, peace! Contemplation makes a rare turkey-cock of him; how he jets under his advanced plumes!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The interesting thing about the mistake over the turkey’s origins is that the English were the only people to believe they came from Turkey; nearly everyone else, including the Turks, thought they originated in India, or at least in the place they then thought was India. Turkeys actually came from Mexico and were first brought back from there about 1520, at a time when that area was called The Spanish Indies or the New Indies, illustrating the confusion in people’s minds about the true location of this new land that Columbus had found. As a result, a lot of European languages, as well as others like Arabic and Hebrew, called it something like the “bird of India” (for example, indianischer Hahn in old German).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;But in a few languages, including Danish, Dutch, Finnish and Norwegian, the bird was named instead as coming from Calicut (Dutch kalkoense hahn, Danish kalkun), which is a seaport on the Malabar coast of India, the same place after which calico is named. As the turkey didn’t reach India for about a hundred years after its European introduction and naming, this looks mysteriously specific. But there may be an explanation. The turkey was introduced into Europe only about twenty years after the Portuguese explorer Vasco da Gama had pioneered the route round the Cape of Good Hope, up the east coast of Africa and across to India, where he landed in 1498 — at Calicut. It could be that people made the connection “bird of India” = “bird of Calicut” because they had heard about the Portuguese explorations and mistakenly thought the bird had been brought back from there, instead of the New Indies.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;To compound the difficulties the English had with this immigrant, at about the same time, the 1530s, Portuguese merchants reintroduced the guinea-fowl from West Africa, which had last been seen in England at the time of the Romans. As it was the same Levant merchants who brought this into the country, the guinea fowl was also known for a time as the Turkey bird, though this confusion didn’t last long. For example, the heraldic arms granted to William Strickland in 1550 featured “a turkey-bird in his pride proper” and the bird shown is quite definitely a proper turkey. The only surviving instance of this confusion between the turkey and the guinea-fowl — but it’s a big one — was caused by Linnaeus; when he invented the new generic name for the turkey and its relatives he called it meleagris, which had been the name in classical Rome for ... the guinea-fowl.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;As an aside to this, and to illustrate the total confusion over its origins by everyone, when the turkey did arrive in India, it was brought there via the Spanish possessions in the East Indies, and one name for it was the “Peru bird”, most probably because that was what the Portuguese, with their strong colonial presence in India, called it; still quite wrong, because there were no turkeys in Peru, but at least they had the right area of the world.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;And the domestic turkey was re-introduced into North America from Britain, taken there circuitously by the colonists of New England and Virginia, who were surprised to find it living there wild. Benjamin Franklin once suggested its wild cousin should become the national bird of the United States. If of any country, it should be Mexico of course, but because of its wide travels and the total confusion over its origins, perhaps instead the turkey ought to be the official bird of the world.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.worldwidewords.org/articles/turkey.htm&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-2834219754949771211?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/2834219754949771211/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/names-for-much-travelled-bird.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/2834219754949771211'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/2834219754949771211'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/names-for-much-travelled-bird.html' title='Names for a much-travelled bird'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-3253392193173731899</id><published>2009-06-05T04:55:00.000-07:00</published><updated>2009-06-05T04:57:37.204-07:00</updated><title type='text'>İngilizcede neden hindiyle eş anlamlı kelime seçilmiş?</title><content type='html'>Başlığın abukluğunu düşünenler haklılar. Dikkat çekmek için yapıldığını düşünmeyin yeter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hindi22yo1Konu defalarca akla gelen bir sorunun benim de aklıma gelmesinden ibaret. Hatta buna kızanlarımız da oluyor. Örneğin Ruhat Mengi linkten ulaşabileceğiniz yazıda, “Republic of Türkiye” diyebileceğimizi söylemiş. İşi abartanlar da ” Hindi olmaktan kurtulalım” başlıklı makaleler yayınlamışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktada Yılmaz Erdoğan‘ın Cebimdeki Kelimeler adlı gösterisini izleyenler bilir.Diyordu ki Y. Erdoğan, ’Hindi’nin aslında sembol olarak kullanılabileceğini ve Türkiye’nin bundan yararlanabileceğini öne sürmüştü. ’Hindi’yi Türkiye’nin maskotu ve reklamı olarak kullanmanın akılcı olacağını savunmuştu. Evet biz hindiyiz ve en güzel hindi de bizde yetişir diyerek en azından noelde  bir milyon hindi  satabiliriz diyerek konuya esprili bir dille yaklaşmıştı.  Hatta Sy. Erdal İNÖNÜ çıksa dese ki biz hindiyiz, kim derdi ki O’na -”sen yalan &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce internette ufak bir araştırmayla ulaşabileceğiniz bir metni ekliyorum ki bu metin gruplar arasında e-posta olarak da gönderiliyor.&lt;br /&gt;Giancarlo Casale, araştırmayı yaptığı sırada Harvard Üniversitesi doktora öğrencisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnternet üzerinde bulunan metni teyit ettirmek için kendisine e-posta yoluyla ulaşma fırsatım oldu.  Yazdığım mektupa daha aydınlatıcı bilgiler istedimse de  cevabında elindeki bilgilerin bu kadar olduğunu yazmış ve eklemiş facebook üzerinde bu konuyla ilgili gruplar var. Açıkcası facebook kullanıcısı olmayan hatta hazzetmeyen biri olarak utandım. Meğer ne güzel işlere de yarıyormuş bu tarz sosyal platformlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Konuşan hindi (Turkey): Memleketi Amerika olan bu kuşun adını Doğudaki bir ülkeden nasıl aldığının hikayesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Hindi adını nereden aldı acaba?  Bu zararsız soru bir sabah aklıma düştü ve noel tatilinin yaklaşmakta olduğunu farkettim. Öncelikle hindiden daha Amerikan hiçbir şey olmadığını düşündüm. Eti bu kıtaya gelen ingiliz göçmenlerini açlıktan kurtarmıştı. Minnettarlığımızı belirtmek için (eğer buna minnettarlık denilebilirse) her şükran gününde ve noelde “turkey” yiyoruz, yıl boyunca da sandviç arasında götürüyoruz. Peki nasıl oldu da, bu yaratık adını orta doğudaki bir ülkeden aldı? Tesadüf müydü? diye kendime sordum ve araştırmaya başladım.&lt;br /&gt;    Bir sonraki gün bunu brezilyalı ev sahibime anlattığımda, bana portekizcede bu hayvana peru dediklerini söyledi. Aynı kuş ama farklı bir ülke..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Merakım artmıştı ve olayın kaynağına inmek istedim. Aynı öğleden sonra bir Türk buldum ve bu hayvanın Türkçedeki adını sordum. Hindi.. Hindistandan geliyor dedi bana. Hindistan? İşler iyice karışmaya başladı.&lt;br /&gt;    Sonraki günlerde bu kuşun adını diğer dillerde aradım ve bulduğum sonuçlar oldukça şaşırtıcıydı. Araplar “etiyopya kuşu”, yunanlılar “fransız kızı”, iranlılar da “bukalemun” diyorlardı hayvancağıza.&lt;br /&gt;    İtalyanlar ise kuşun adının türk mısırından geldiğini söylüyorlar. Gene Türkiyeye döndü muhabbet! Türk arkadaşım da mısır kelimesinin kendi dillerinde aynı zamanda bir ülke olduğunu söylemesin mi. İyice kafam karıştı.&lt;br /&gt;    Olay çığrından çıkmak üzereydi ama ben araştırmaya devam ettim. Fransızcada kuşun adı “dinde”, yani “Hindistandan gelen” anlamına geliyor, Türkçede olduğu gibi. Kelime Almanca ve Rusçada da benzer anlamlar taşıyor. Sonunda sonuca doğru ilerlediğimi düşündüm ve bir arkadaşımın Hindistanlı karısını aradım, acaba Hindistanda bu hayvana ne diyorlardı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Hmm dedi, bizim ülkede hindi (turkey) yoktur. Amerikadan geliyor, herkes bunu bilir?&lt;br /&gt;    dedim evet, ama bi ismi olması lazım dilinizde. televizyonda film oynarken aktörler hindiler hakkında konuşursa, bunu çevirmeniz gerekir dilinize, öyle değil mi?&lt;br /&gt;    o zaman sadece amerika?da kullanılan kelimeyi söyleriz, “turkey” deriz heralde&lt;br /&gt;    dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    İşte o an anladım ki sonuca tek başıma ulaşmam imkansızdı. Profesyonel yardıma ihtiyacım vardı. Harvard Üniversitesinde türkoloji profesörü Şinasi Tekinle konuyu görüşmek için randevu aldım.&lt;br /&gt;    Ofisine doğru gittiğimde pişman olmayacağımı anlamıştım bile. Prof. Tekin ermiş bir yüze ve beyaz bilgili bir sakala sahipti. Odasında bir yığın kitap vardı ve sorumun cevabının burada olduğunu biliyordum. Sorumu sordum ve profesör Tekinin yanıtını dinlemeye başladım.&lt;br /&gt;    Türkiyede köylerde bir kuş vardır, adına çulluk denir. Hindiye benzer ama daha ufaktır ve eti çok daha lezizdir. Amerikanın keşfinden çok zaman önce ingiliz tüccarlar bu leziz çulluğu keşfedip İngiltereye götürmüşlerdi ve gayet ilgi gören bu hayvana “Türk kuşu” ya da “turkey” demişlerdi. Daha sonra İngilizler Amerikaya gidince, oradaki kuşların da çulluk olduğunu düşünüp yanılgıya düşmüşlerdi. Fakat dünyadaki diğer ülkeler bu yanılgıya düşmediler. Onlar bu kuşun Amerikadan geldiğini biliyorlardı, ve kuşa “hint kuşu”, “peru kuşu”, “etiyopya kuşu” adını verdiler. O zamanlar “hindistan, peru ve etiyopya yeni kıta Amerika için verilen isimlerdi, insanların coğrafya bilgisi o zaman gelişmemişti ve Amerika isminin yaygınlaşması uzunca bir süre aldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Amerikalilar kuşlarını tüm dünyaya ihraç ettiler ve hatta Türkler de hindiyi yemeye başladılar. Kendi lezzetli çulluklarını çoktan unutmuşlardı. Bu oldukça üzücü, çünkü çulluğun eti çok daha lezzetlidir.&lt;br /&gt;    Hindi Amerika’nin keşfi ile dünyaya yayılmış olmasına rağmen Türkçe’deki Hindi kelimesinin Columb’un Amerika’yı Batı Hint Adaları sanması ile bir ilgisi yoktur. Çünkü yine hindiye benzeyen ve Afrika kıtasına ait olan bir kuş olan Gine tavuğu Türkler tarafından eskiden beri bilinmekteydi ve çeşitli kaynaklara göre Hint tavuğu olarak da bilinen bu kuşa halk arasında Hint illerinden gelen kuş manasında Hindi kuş da denilmekte idi. Keşiften sonra ise halk gine tavuğuna benzerliği yüzünden hindiyi de aynı isimle çağırmaya başladı.İngilizce’de ise Turkey olarak anılan hindiye bu ismin verilmesi de buna benzer bir şekilde olmuştur. Keşfin yapıldığı yıllarda Akdeniz ticareti leventlerin elinde idi. Dolayısıyla yeni kıtadan gelen hindiler de İngiliz halkına leventler tarafından ulaştırılıyordu. Hatta bu sebepten leventler İngilizce’de “Turkey merchants” (Hindi tüccarları) olarakta anılırdı. Türkler tarafından getirilen bu yeni kuşun adına da halk Turkey bird (Türk kuşu) veya Turkey cock (Türk horozu) ismini vermekte gecikmemiştir. Aslında keşiften önce de yine Osmanlı denizciler tarafından İngiltere’ye getirilen Gine tavuğu da bir süre Turkey bird olarak anıldıysa da daha sonra Linnaeus tarafından başlatılan bu karmaşa çözülmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://blog.virgullu.com/2009/05/24/turkiye-ismi-nereden-geliyor-turkey-ingilizcede-neden-hindiyle-es-anlamli-kelime-secilmis/ ( sitesinden alıntı)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-3253392193173731899?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/3253392193173731899/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/ingilizcede-neden-hindiyle-es-anlaml.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/3253392193173731899'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/3253392193173731899'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/ingilizcede-neden-hindiyle-es-anlaml.html' title='İngilizcede neden hindiyle eş anlamlı kelime seçilmiş?'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-1891082128079989312</id><published>2009-06-05T03:57:00.000-07:00</published><updated>2009-06-05T03:58:16.047-07:00</updated><title type='text'>İfade özgürlüğü için Nedim Gürsel ve İrfan Sancı'ya dayanışma ödülü</title><content type='html'>Türkiye Yayıncılar Birliği'nin 'Düşünce ve İfade Özgürlüğü' ödülü, kitapları hakkında dava açılan yazar Nedim Gürsel ile, yayıncı İrfan Sancı'ya verildi. Yayımlanan raporda, bir yıl içinde 63 kitap hakkında 'işlem' yapıldığı görüldü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İSTANBUL - Her yıl bir daha verilmemesi dileğiyle Türkiye Yayıncılar Birliği tarafından verilen Düşünce ve İfade Özgürlüğü ödülleri önceki gün sahiplerini buldu. Taksim Hill Otel’de düzenlenen törende yazar Nedim Gürsel ve yayıncı İrfan Sancı’ya ödülleri verildi. Her yıl bir kitapçıya verilen ödül ise, Şanlıurfa’da 54 yıldır kitapçılık yapan Naci İpek’e verildi.&lt;br /&gt;Allah’ın Kızları adlı romanı hakkında bazı ifadelerle, “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik ettiği” ve “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağıladığı” iddiasıyla altı yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılmıştı. Kitap hakkındaki mahkeme süreci halen devam ederken şikayetçi olan Ali Emre Bukağılı’nın başvurusu üzerine Diyanet İşleri Yüksek Kurulu da bir rapor hazırlamış, raporunda kitabı üslup açısından “alaycı” bulurken, “eleştiri sınırlarının da aşıldığı” yorumunu yapmıştı. Gürsel aleyhindeki dava yabancı basının ve yazarların da ilgisini çekti. Aralarında Nobel Ödüllü Jean Marie Gustav Le Clezio’nun da bulunduğu 16 yazar, Nedim Gürsel aleyhine başlatılan hukuki işlemlere son verilmesini isteyen bir bildiri yayımladı. Bu yazarlar arasında Bernard Henri-Levy, Edgar Morin, Tahar Ben Jelloun, Tzvetan Todorov gibi isimler yer aldı.&lt;br /&gt;Nedim Gürsel ödülü alırken yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Dünya edebiyatının en yetkin romanlarından Madam Bovary, döneminin ahlak kurallarını çiğnediği gerekçesiyle toplatılmış, hakkında dava açılmıştı. Yargıcın ‘Kocasını aldatan bu ahlaksız kadın da kim?’ sorusna Flaubert’in verdiği yanıt çok anlamlıdır: ‘Benim!’ Oysa fotoğraflarından biliyoruz, Fransız yazarın pos bıyıkları ve iri gövdesiyle kadın kahramanına benzemediği açıktır. Ne var ki romanın arkasında durmayı bilmiştir Flaubert. Romanım Allah’ın Kızları’nın yargılanma süreci halen devam ediyor. Bu bağlamda ‘Düşünce ve İfade Özgürlüğü’ ödülünü almaktan onur duyduğumu belirtmek isterim. Yayıncılar Birliği’nin bu ödülü benim şahsımda yargılanan, mahkum edilen, susturulmak istenen tüm yazarlara verdiğini düşünüyorum. Türkiye düşünce özgürlüğü alanında iki adım ileri bir adım geri atıyor. Mahkemenin hiçbir talebi olmadığı halde Diyanet İşleri’nin durumdan vazife çıkartırcasına bir edebiyat yapıtını suçlamasını da laik bir cumhuriyet olan ülkemizde son derece üzücü buluyorum.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Apollinaire porno mu?’&lt;br /&gt;Sel Yayınları’nın yayımladığı ‘Cinsel’ başlıklı dizinin üç kitabı hakkında dava açılmıştı. Ben Mila’nın ‘Perinin Sarkacı’, Guillaume Apollinaire’in ‘Genç Bir Don Juan’ın Maceraları’, Fransız P.V.’nin yayıma hazırladığı ‘Görgülü ve Bilgili Bir Burjuva Kadınının Mektupları’ hakkında ‘müstehcenlik’ davası açıldı. Aynı diziden ‘Kukular Kitabı’ hakkında da soruşturma açılmıştı. Yasanın ‘sanatsal ve edebi değeri olan eserlerin müstehcenlikten yargılanamayacağını’ belirtmesine rağmen mahkemelik olan yayınevi yöneticisi İrfan Sancı, bilir kişi raporuna karşı çıkmış ve “Birilerinin ‘edebiyat eseri değildir’ demesiyle dünyaca ünlü şair, yazar Guillaume Apollinaire porno yazarı mı olacak?” diye tepkisini dile getirmişti.&lt;br /&gt;Önceki günkü ödül töreninde de İrfan Sancı şunları söyledi: “Beni en çok sevindiren şu: Erotik edebiyata yönelik baskının da düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamı içinde görülüp ödüllendirilmesi. Kitabı mahkum eden, edebi eser değildir diye üniversitelere raporlar verirken bir meslek birliğinin tam tersi şekilde ona ödül vermesi, baskıya karşı yayıncının yanında durması, sevindirici. Bir kitabın edebi eser olup olmadığının tartışma yeri mahkeme olmamalı!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Zihniyetler değişmeli’&lt;br /&gt;Törenin ardından her yıl olduğu gibi Ragıp Zarakolu’nun hazırladığı ‘Yayımlama Özgürlüğü Raporu’, Yayıncılar Birliği Genel Sekreteri Metin Celal tarafından okundu. Raporun sonunda, yer alan ‘yargılanan kitaplar’ listesinden, son bir yıl içinde Türkiye’de 63 kitap hakkında soruşturma, dava açıldığı toplatma kararı alındığı görüldü. Rapor, son dört yılda bu tür kararların arttığını vurgularken, son yıllarda ‘bandrol’ün de kitapların matbaada basım aşamasındayken toplatılmasıyla sonuçlanan yeni bir baskı aracına dönüştüğü savunuldu. Rapora göre Türkiye’de kitaplar terörle mücadele yasası, TCK 301, suçu ve suçluyu övmek, Şapka ve Harf Devrimi Kanunu, dini değerleri aşağılama, kişiliğe hakaret, soruşturmanın gizliliğini ihlal, müstehcen yayın gibi sebeplerle kovuşturmaya uğradı.&lt;br /&gt;Sonuç bölümünde temel hak ve özgürlükler, düşünce ve ifade özgürlüğü alanında gerekli yasal değişiklikler kadar yöneticiler arasında bir zihniyet değişiminin de sağlanması gerektiği özellikle vurgulandı. (Kültür Sanat)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-1891082128079989312?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/1891082128079989312/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/ifade-ozgurlugu-icin-nedim-gursel-ve.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/1891082128079989312'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/1891082128079989312'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/ifade-ozgurlugu-icin-nedim-gursel-ve.html' title='İfade özgürlüğü için Nedim Gürsel ve İrfan Sancı&apos;ya dayanışma ödülü'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-4889731500778921453</id><published>2009-06-05T03:32:00.000-07:00</published><updated>2009-06-05T03:49:05.863-07:00</updated><title type='text'>Obama o olmadan ne yapardı?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_0KxFUrLLqSs/Sij4DToatYI/AAAAAAAAAA0/zpkGn-p96yw/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 103px; height: 120px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_0KxFUrLLqSs/Sij4DToatYI/AAAAAAAAAA0/zpkGn-p96yw/s320/images.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5343793693568185730" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Barack Hüseyin Obama, emperyalizmin başkentinin başkanı seçildiğinden beri gündemlerimizi işgal ediyor. Gerek sempatikliğiyle gerekse konuşmalarıyla tüm dikkatleri üzerine çekiyor. Konuşma demişken Obama, konuşmalarıyla oldukça dikkat çekmeyi iyi biliyor. İstanbul ve TBMM ‘ de yaptığı konuşmalar sanırım hala kulağımızdadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi de ise Obama, beklenen İslam Dünyası’ nı ilgilendiren konuşmasını yaptı. Yine günlerce konuşulacak cinstendi. Lakin Obama’ nın eğitim hayatı bir yana, bu konuşmaları kendisinin yazmadığı ortaya çıktı. Yani çıkıp o okuyor, alkışları o alıyor ama yazıyı yazan başkası. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizce önemli olan konuşmayı yapan mı, yoksa yazan mı?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Peki kim bu gizli melek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Obama’nın Kahire’deki konuşmasını kaleme alan isim 31 yaşındaki Ben Rhodes... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Obama’nın TBMM’deki konuşmasını da yazan Rhodes, metin için İslam’la ilgili birçok kitap okudu, Ortadoğu uzmanlarından hatta Arap iş adamlarından görüş aldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Obama’nın Kahire’de yaptığı ve milyonlarca insanın televizyon başında canlı olarak dinlediği konuşmanın arkasında, 31 yaşındaki Ben Rhodes bulunuyor. Beyaz Saray’da Obama’nın konuşmalarını yazan dev bir ekibin üyesi olan Rhodes, özellikle Ortadoğu konularında uzman. Üniversiteden mezun olduktan sonra New York’ta yerel politikacıların kampanyalarında çalışan Rhodes, 2002 yılında Washington’da bir milletvekilinin danışmanı olarak işe başladı. 2 yıl önce de Obama’nın seçim kampanyasına katıldı. Rhodes, beklenen Müslüman açılımı konuşmasını yazmak için Obama’nın başkan seçildiği günden itibaren onu bir gölge gibi izledi. CIA’in Obama’ya verdiği brifinglere katılarak onun Ortadoğu ile ilgili düşüncelerini en ince detayına kadar öğrendi. Bu süre içinde İslam tarihi, Müslümanlığın yayılmasıyla ilgili birçok kitap okudu. Ayrıca, başta Ortadoğu ve İslam uzmanları olmak üzere, Arap iş adamlarından bile görüş aldı. Kahire gezisine 3 hafta kala da, Rhodes ve Obama, gece geç saatlere kadar Beyaz Saray’da kapalı kapılar arkasında yapılan özel toplantılarla konuşmayı hazırladı. Konuşma metnine son rötuşlar ise, iki gün önce Obama’nın ekibinin Riyad’da kaldığı oteldeki özel süitinde yapıldı. Obama’nın Ankara’da TBMM’ye hitaben yaptığı konuşmayı da hazırlayan Rhodes, tüm metni Başkan’ın tavsiyeleri ve eleştirilerini dikkate alarak yazıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acaba Obama o olmadan gerçekten Obama olabilir miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;05,06,2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-4889731500778921453?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/4889731500778921453/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/obama-o-olmadan-ne-yapard.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/4889731500778921453'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/4889731500778921453'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/obama-o-olmadan-ne-yapard.html' title='Obama o olmadan ne yapardı?'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_0KxFUrLLqSs/Sij4DToatYI/AAAAAAAAAA0/zpkGn-p96yw/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-3134846809412039346</id><published>2009-06-01T08:34:00.001-07:00</published><updated>2009-06-01T08:35:01.134-07:00</updated><title type='text'>ÖSS, sinir hastası yaptı</title><content type='html'>Türkiye KAMU-SEN Konfederasyonu’na bağlı Türk Eğitim-Sen tarafından yapılan araştırma, ÖSS nedeniyle gençlerin büyük bölümünün kaygı, endişe, stres, sinir, alınganlık ve konsantrasyon bozulduğu gibi sorunlarla karşılaştığını da gözler önüne serdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Eğitim-Sen, Ankara, İzmir, Kocaeli, Samsun, Erzurum, Mersin ve Kırşehir illerinde toplam 1100 lise son sınıf öğrencisi üzerinde ÖSS ile ilgili bir anket çalışması gerçekleştirdi. ÖSS’ye sayılı günler kala, anketten çıkan sonuçlar ÖSS’nin öğrenciler üzerinde nasıl bir etki yaptığını gözler önüne serdi.&lt;br /&gt;Ankete göre öğrencilerin büyük çoğunluğu ÖSS’ye dershaneye giderek hazırlanıyor. Üniversite sınavına dershaneye giderek hazırlandığını söyleyenlerin oranı yüzde 68.5, sadece okulda aldığı eğitimle sınava hazırlandığını belirtenlerin oranı yüzde 19.3, hem dershaneye gittiğini hem de özel ders aldığını ifade edenlerin oranı ise yüzde 8.5 oldu. ÖSS’ye girmeyecek öğrencilerin oranı ise yüzde 3.7.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÜNİVERSİTE KAZANAMAYAN YENİDEN DENİYOR&lt;br /&gt;Ankete katılan gençlerin yüzde 55’i ÖSS’nin nitelikli bir eğitim almak ve iyi bir kariyer yapmak için gerekli olduğunu düşünürken; yüzde 32.2’si ÖSS’yi yaşamının dönüm noktası olarak nitelendiriyor. Gençlerin yüzde 5.5’i ÖSS’nin ailesini mutlu etmek için önemli olduğunu ifade ederken, sadece yüzde 1.8’i ÖSS’nin bilgi düzeyi ve performansı ölçtüğüne inanıyor. "ÖSS’nin benim için herhangi bir önemi yok" diyenlerin oranı ise yüzde 5.5. Araştırmaya göre, ÖSS’de bir üniversiteyi kazanamayan gençlerin yüzde 71.5’i yeniden sınava hazırlanıyor. Gençlerin yüzde 16.9’u hem sınava hazırlanıp hem çalışırken, yüzde 11.6’sı ise üniversite sınavına bir daha girmeyi düşünmüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖSS GENÇLERİN PSİKOLOJİSİN BOZUYOR&lt;br /&gt;Araştırma, ÖSS’nin öğrencilerin psikolojini nasıl etkilediğini de gözler önüne serdi. Ankete katılan öğrencilerin yüzde 43.3’ü ÖSS dolayısıyla kaygı ve endişe gibi duygularında artış olduğunu, yüzde 15.6’sı büyük stres ve baskı altında olduğunu, yüzde 12’si sinirli ve alıngan olduğunu, yüzde 9’u dikkat ve konsantrasyonunun bozulduğunu, yüzde 8.6’sı da depresyonda olduğunu açıkladı. ÖSS’nin psikolojisini olumsuz etkilemeyene gençlerin oranı ise sadece yüzde 11.3’te kaldı.&lt;br /&gt;Araştırmaya göre ÖSS, gençlerin psikolojinin yanı sıra fiziksel aktivitelerini de bozuyor. Araştırmada, gençlerin yüzde 33’ü ÖSS’nin kendisini fiziksel olarak etkilemediğini belirtirken; yüzde 26’sı uykusuzluk, yüzde 16.6’sı baş ağrısı, baş dönmesi, yüzde 8.9’u karın ağrısı, midede kasılma, bulantı, yüzde 4.6’sı görme bozukluğu, yüzde 4.2’si nefes daralması, yüzde 3’ü ateş basması, üşüme, terleme, yüzde 2.1’i göğüs ağrısı, yüzde 1.5’i de bayılacak gibi olduğunu açıkladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENÇLER DERSHANE OLMADAN ÖSS’YI KAZANAMAYACAĞINA İNANIYOR&lt;br /&gt;Ankete katılan öğrencilerin yüzde 47.7.’si ailesinin üniversiteyi kazanması için kendisine baskı yaptığını söylerken, yüzde 52.3’ü böyle bir baskının söz konusu olmadığını ifade ediyor. Araştırmaya göre gençlerin yüzde 70’i dershaneye gitmeden üniversiteyi kazabileceğine inanmazken, yüzde 30’u dershaneye gitmeden üniversiteyi kazanabileceğini düşünüyor.&lt;br /&gt;Öğrencilerin yüzde 41.3’ü ilköğretimde 1-3 yıl, yüzde 40.8’i 3-5 yıl, yüzde 13.4’ü 5-8 yıl, yüzde 4.5’i de 8 yıl ve üzerinde dershane eğitim aldığını açıkladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankete göre, ailelerin yüzde 45.1’i dershane için bugüne kadar 1-3 bin TL, yüzde 35.7’si 3-5 bin TL, yüzde 14.4’ü 5-10 bin TL, yüzde 4.8’i de 10-15 bin TL arasında masraf yaptı.&lt;br /&gt;Ankete katılan öğrencilerin yüzde 53.5’i 1-3 saat, yüzde 33.1’i 3-5 saat, yüzde 7.8’i 5-7 saat, yüzde 5.5’i de 7-9 saat okul ve dershane dışında ders çalıştığını kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YENİ SİSTEM KORKUTUYOR&lt;br /&gt;Araştırmada, lise son sınıf öğrencileri üniversite sınavının gelecek yıl iki aşamada yapılacak olmasını nasıl değerlendirdikleri de soruldu. Ankete katılanların yüzde 42.8’i "olumsuz etkileyecektir" derken, yüzde 27.2’si olumlu etkileyeceğini düşünüyor. Bu soruya "fikrim yok" diyenlerin oranı ise yüzde 29.9’u buldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankete göre, öğrencilerin yüzde 69.5’i ÖSS’de katsayı adaletsizliği olduğuna inanırken, yüzde 30.5’i adaletsizlik olduğuna inanmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KONCUK: "GENÇLER ÖSS’Yİ HAYATININ MERKEZİNE KOYUYOR"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, öğrencilerin ÖSS’yi hayatlarının merkezine yerleştirdiğine dikkat çekerken, ÖSS’ye kısa bir süre kala, kendisini büyük baskı altında hisseden öğrencilerin, psikolojik ve fiziksel birtakım sorunlar yaşadığını söyledi. Koncuk, "Üstelik sınava endeksli yaşayan çocuklarımız, dershaneye gitmeden ÖSS’yi kazanabileceklerine inanmamaktadır. Bu durum Türkiye’de okullarda verilen eğitimin yetersizliğine dair yerleşik bir kanaat olduğunu işaret etmektedir. Bu anlayış eğitim öğretimimiz açısından büyük bir tehlikedir. Milli Eğitim Bakanlığı eliyle öğrencilere ÖSS izni veriliyorsa, eğitim için dershaneler adres gösteriliyorsa eğitim sistemini tartışmaya açmak gerekir. Yanlış eğitim sistemi ve ÖSS’de sorulan sorularla müfredat programları arasında ağırlık yönünden uyumun olmaması öğrencileri okullar yerine, dershanelere yönlendirmektedir. İşte böyle bir ortamda gençlerimiz 14 Haziran tarihinde ÖSS’de ter dökecektir. Artık Milli Eğitim Bakanlığı ve YÖK’ün beraberce ayakları yere sağlam basan, ÖSS ile uyumlu, öğrencileri eğitimin içinde tutacak bir sistem ihdas etmesi gereklidir" diye konuştu.(aa)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-3134846809412039346?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/3134846809412039346/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/oss-sinir-hastas-yapt.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/3134846809412039346'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/3134846809412039346'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/oss-sinir-hastas-yapt.html' title='ÖSS, sinir hastası yaptı'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-7456307801981133404</id><published>2009-06-01T08:33:00.000-07:00</published><updated>2009-06-01T08:34:18.544-07:00</updated><title type='text'>Özgürlük kavramı üzerine</title><content type='html'>( … ) ‘’ Kim söyledi size benim bir gazete çıkarmaya mecbur olduğumu, Allahın emri değil ya bu, batırırız gider canına yandığımın gazetesini, gazete çıkartacağım diye mevsimleri pencereden seyredeceğim, bir de beni tehdit edeceksiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gazete benim değil, bu gazete kimsenin değil, bu gazete onu kim alıyorsa onun, beğenmiyor musunuz, sevmiyor musunuz, hoşunuza gitmiyor mu, bırakırsınız batar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gider tehdit edecek başka birini bulursunuz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne fikirlerimi söyleyeyim diye bir derdim, ne gazete çıkartayım diye bir ihtirasım, ne de okuyucular tarafından tehdit edileyim diye bir arzum var. ’’  ( … )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazı 10,05,2009 tarihinde Taraf Gazetesi’ nde Ahmet Altan imzasıyla yazılmıştı. Altan, yazar bir aileden gelmektedir. Babası Çetin Altan, kardeşi Mehmet Altan …. Böyle bir ortamda yaşayan, yetişen bir insan hayliyle özgürlükçü oluyor. Her düşünceye saygılı, her düşünceye özgürce bakabilen barış güvercini misali yuvadan kanatlanıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altan Ailesi’ ne mensup hangi yazarımızı olursa olsun yazılarını okuduğum zaman barış duygusunu bir kez daha yaşıyorum. Lakin Ahmet Altan’ ın köşesindeki bu feryatları canımı sıktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet Altan bilindiği üzere bir seneyi aşkın bir süredir Taraf Gazetesi ‘ ni çıkarmakta. Bu gazete gerek haberleriyle gerek yazarlarının yazdıklarını gündemi belirledi, belirlemeye de devam ediyor. Fakat geçen gün ki feryatlar sonucun da herkesin özgürlük ve barış duygularının farklı olduğunu anladım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıpkı Daniel Defoe’ nin ‘’ Adalet haksız olana zalim gelir. Çünkü, her insan kendi gözünde suçsuzdur. ‘’ sözü gibi. Herkesin kendi dünyalarında çeşitli tabular mevcut ve onları yıkmak hakikaten oldukça zor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önceden Rasim Ozan olayı ile zaten bir takım kesimlerin özgürlük kavramını öğrenmiş bulunduk. Altan olayında da bir başka kesimin özgürlük kavramını öğrettik şimdi de bir başka olay  öğrendik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzmit İnterteks Uluslararası Fuar Alanı'nda gerçekleştirilen 1'inci Kocaeli Kitap Fuarı'nda, ‘Ergenekon Neyin Simgesi’ başlıklı panel düzenlendi. Panele konuşmacı olarak katılan yazar ve şair Roni Margulies, “Bu örgütlenmenin adının Ergenekon olduğunu biliyoruz. İlhan Selçuk, Mustafa Balbay, Türkan Saylan gibi isimler yakalandığında ‘Bunlar mı darbe yapacak?’ diye yaygara koparıldı” diyen Roni Margulies şöyle devam etti: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Tabi ki darbe yapamazlar. 187 fail yakalandı. Bunlar darbe yapmayacaklardı. Bunlar sivil kısımları. Mustafa Balbay'ı Cumhurbaşkanı olarak düşünmüşler. Bu örgütlenme bugüne kadar ortaya çıkandan ibaret değil. Yaygara koparıldıktan sonra arkasından gömülü silahlar çıkıyor. Bu Ergenekon korosu, ‘özür dileriz varmış’ demiyor. Bu silahlar kendi kendilerine mi gömülüyorlar. Birileri bu silahları bir amaçla gömüyor. Darbe olacağı zaman sadece o silahlarla yapılmayacaktı. O silahlar yaşadığımız ortamı daha da karmaşık hale getirmek için oraya gömüldü. Hrant Dink'i vurmak, Cumhuriyet Gazetesi'ne bomba atmak gibi şeyler için konuldu o silahlar. Genelkurmay'ın söylediği açık. Şeriata karşı örgütleniyorlar. Türkiye'de şeriat tehlikesini gösterir hiçbir kanıt yok.” diyerek kendi görüşlerini belirtti. Dinleyicilere arasında bulunan ve İşçi Partili oldukları iddia edilen bir grup gençten tepkiler gelmeye başladı. Margulies'e hakaret eden ve kendilerine engel olmaya çalışan güvenlik görevlisini de tartaklayan gençler, Margulies'in elinde belge olmadan çeşitli iddialara dayanarak suçlamalar yaptığını söyledi. Adı öğrenilemeyen bir kişi ise “Bilimsel bir sosyalist ve kendisini komünist olarak tanımlayan aydın, BOP'u savunan AKP'yi destekleyemez. Siz AKP yalakası bir dalkavuksunuz” dedi. Bu sözler üzerine Margulies, “Dalkavuk dersen beni ayağa kaldırırsın” diye çıkışınca, protestocu grup bulundukları yerden kürsüye doğru yürümeye kalktı. Bu esnada panele katılanların diğer kişilerin de gençlere tepki göstermesi üzerine güvenlik güçleri olaya müdahale etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaklaşık 300 kişinin dinlediği panele katılanlar, protestocuların “27 Mayıs darbesi olmasaydı hepinizin adı Coni ve Maria olurdu” şeklindeki sözlerine tepki göstererek salonu terk ederken, protestocular kendilerini salondan çıkarmaya çalışan güvenlik görevlileriyle de yumruklaştı. Grup daha sonra fuar alanından uzaklaşırken, panelde sona erdirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anladığımız üzere herkesin özgürlük anlayışı kendine…..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;01,06,2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-7456307801981133404?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/7456307801981133404/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/ozgurluk-kavram-uzerine.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/7456307801981133404'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/7456307801981133404'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/06/ozgurluk-kavram-uzerine.html' title='Özgürlük kavramı üzerine'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-2917453920094390422</id><published>2009-05-31T04:06:00.002-07:00</published><updated>2009-05-31T04:07:42.985-07:00</updated><title type='text'>‘’ Van minüt’’ faturası</title><content type='html'>Herkesin bildiği üzere milli Davos Fatiği’ miz pardon başbakan bir an aklım ona açılan pankartlara gitmiş bulundu. 2009 Davos Ekonomik Forumu’ na yumruğunu vurdu pardon pardon yine aklım o karşılamaya gitti, damgasını vurdu diyecektim. Moderatör ve Şimon Perez ile yaşadığı olayları hepimiz biliriz. Şimdi herkesin söylediklerini tekrarlayarak papağanlık yapmanın lüzumu yok. Bu olay ne derece ilgilendirir orası önemli değil ama bu olayın ülkemize bir faturası belirlendi. Siyasi boyutu bir yana ekonomik olarak belirlenen bu miktar hiçte yok sayılacak cinsten değil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan'ın Davos'taki Dünya Ekonomi Forumu'nda Gazze oturumunu terk etmesiyle başlayan Türkiye- İsrail gerginliğinin faturası turizm kenti Antalya'ya kesildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerginliğin hemen ardından İsrail turizm pazarında yaşanan kan kaybı, küresel krizle birleşince, yeni sezonda Antalya'ya gelen İsrailli turist sayısı geçen yıla oranla yüzde 65 düştü. Geçen yılın ilk 4 ayında 77 bin 237 İsrailli turisti konuk eden Antalya, 2009'un aynı döneminde yalnızca 27 bin 534 İsrailli turiste Shalom (selam) diyebildi. Bu sonuçla turizm hanesinden 50 bin 237 turist silinen dünya kenti Antalya, yıllık 350 bin turistin geldiği İsrail pazarını kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kaldı. Yaşanan düşüş nedeniyle endişelerini dile getiren turizm temsilcileri ise kan kaybını durdurmak adına yeni projeler üretmeye başladı. Olumsuz havanın turizm hedeflerini etkileyeceğini savunan turizmciler, "Önlem alınmazsa İsrail pazarı küçülmeye devam eder" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrail pazarındaki ciddi küçülmenin Türkiye'ye ders olması gerektiğini belirten Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Antalya Bölgesel Yürütme Kurulu Başkanı Kerim Çavuşoğlu, turizm hassasiyetlerinin dikkate alınmaması halinde yaşanan olumsuz havanın devam edeceğini vurguladı. Turizmle ilgili konularda sektör temsilcileri kadar ülke yönetimindeki kişilerin de sorumluluk sahibi olduğunu dile getiren Çavuşoğlu, "Davos olayı turizmin ne kadar hassas olduğunu bir kez daha göstermiştir. Eğer bazı şeylere dikkat edilmezse işte ortaya böyle bir sonuç çıkar" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;`One minute' olayının ekonomik krizle birleşmesiyle İsrail pazarında ciddi küçülme yaşandığını vurgulayan Çavuşoğlu, "Tabii ki bu küçülmenin tek sorumlusu politik çekişmeler değil. Fakat herkes söylediklerine dikkat etmeli. Bu ister politikacı olsun, isterse bu memleketteki en basit işi yapan vatandaş. Eğer `turizm bizim gözbebeğimiz diyorsak' ona göre davranmalıyız. Aksi takdirde bu olaylarla daha çok karşılaşırız" diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrail- Türkiye arasındaki taşımacılığın yüzde 40'lık bölümünü karşılayan Flying Carpet adlı seyahat acentasının Antalya Temsilcisi Serdar Ünsalan da, "One minute'nin etkisi bizi vurdu. Bu etkinin 2011 yılına kadar devam edeceğini tahmin ediyoruz. İsrail pazarında bu yıl yaşanan küçülmenin Türkiye'ye zararı yaklaşık olarak 100 milyon dolar. Bu gerçekten çok büyük bir rakam. Umarım bu kan kaybı en kısa zamanda durdurulur" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazardaki küçülmenin önüne geçmek için yeni bir proje hazırladıklarını belirten Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (AKTOB) Başkanı Sururi Çorabatır ise küçülmeye tek bir pencereden bakmanın doğru olmayacağını belirterek şöyle konuştu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Pazardaki düşüş sadece politikaya bağlanmamalı. Madem ortada yüzde 65'lere varan bir daralma var. O zaman biz ne yapacağımızı, bu daralmanın önüne nasıl geçeceğimizi konuşmalıyız. Turizm sektörü temsilcileri ile birlikte İsrail'de düzenlenecek özel bir program hazırlığı yapıyoruz. Ekside giden ibreyi yeniden artıya çevirmeyi amaçladığımız bu program için hazırlıklar sürüyor. Eğer kaynak konusundaki süreci tamamlayabilirsek, İsrail'e giderek burada özel bir program yapacağız. Bu programa İsrail'de çok sevilen bir sanatçıyı da götürmeyi planlıyoruz. Bu sayede İsrail'le olan ilişkilerimizi yeniden güçlendireceğiz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;31,05,2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-2917453920094390422?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/2917453920094390422/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/van-minut-faturas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/2917453920094390422'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/2917453920094390422'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/van-minut-faturas.html' title='‘’ Van minüt’’ faturası'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-5968165016866872665</id><published>2009-05-31T04:06:00.001-07:00</published><updated>2009-05-31T04:06:48.231-07:00</updated><title type='text'>İçki onlara yasak bize değil</title><content type='html'>Muhafazakar kesimlerce içki satılan yerlere karşı aşırı derece bir antipati oluştu. Bunun temeline baktığımız da İran, S.Arabistan gibi İslam ülkelerinde içkinin satışının yasak olması, satanların  da büyük bir çoğunluğu ise ölüm gibi cezalarla cezalandırıyorlar. Lakin böyle davranışlar ülkemizde de artmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk İlke ve İnkılapları’ nın 1938 yılında anayasaya girmişti. Herkesin bildiği gibi bu ilkelerden biri de ‘’ Laiklik ’’ ilkesidir. Hani bazılarımız bilmiyor olabilir ama bu ilkenin anlamı ‘’ din ile devletin birbirine karıştırılmaması ’’ olarak literatürlerde yer alır.  Ama özellikle Akp iktidarı bu ilkeyi hiçe sayıyor. Moda’ da içkinin yasaklanması, ayrıca Keçiören olaylarında olduğu gibi içki tıpkı İran, S.Arabistan ülkelerindeki gibi yasaklanmaya çalışıyor.&lt;br /&gt;Bizim bu ülkelerden tek farkımız ‘’ laiklik ’’ anlayışını benimsemiş olmamızdı ama artık onunda kalktığı görüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kesimlerce,  Başbakanın ‘’ Reina düşmanlığı ‘’ Bülent Uygun’ un ‘’ Laila düşmanlığı ’’ gibi bu konuşmalar devam eder. Medyanın sürekli üzerinde durduğu bu diyalogları almanın sebebi yine medya da yer alan bir haberden dolayı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kesimin bugün Reina’nın müşteri kitlesinde önemli bir yeri olduğunu vurgulayan Koçarslan, Türkiye’nin ambalajı Reina’ya Türkiye’yi yönetenlerin sahip çıkması gerektiğini belirterek, “Reina’nın müşterilerinin yarısı yabancı, normalde buraya gelmeyen pek çok işadamı da yabancı bir misafiri olduğu zaman mutlaka buraya getiriyor. Muhafazakar işadamlarımız bile iş görüşmeleri için buraya geliyor. Çünkü Reina ortaklıkların yapıldığı, Türkiye’nin pazarlandığı, satıldığı yerdir, Türkiye’nin ambalajıdır. İşadamlarının önünü açan bir referanstır. Ama muhafazakar işadamları buraya girmeyen Başbakan’a Reina’nın ortaklık yaptıkları yer olduğunu söyleyemiyorlar, çekiniyorlar. Bu onların Reina’ya borcudur” diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap ülkerinde içkinin yasak olduğu söylemiştim, bizim ülkemizde de yasaklaştırmaya çalışıyor ama iş o kesimlere gelince yasak olmuyor. Reina’ ya gidebiliyorlar ama başkası gidince ‘’ dinsiz ’’ oluyor. Bu hususta da ülkemizde en fazla içkinin muhafazakar kesimlerin büyük bir çoğunluğunun bulunduğu Konya’ nın oluşu oldukça dikkat çekicidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Körfez ve Arap ülkelerinden müşterilerinin sayısının arttığını da anlatan Koçarslan, bu durumun “Reina’da alkolsüz bira satışlarını artırıp artırmadığına ilişkin soruya, ”Bugüne kadar alkolsüz birayı sadece Formula1 pilotu Michael Schumacher istedi. Reina’da yoktu, aldırdık, ikram ettik. Başka kimseye vermedik“ cevabını verdi. Ekonomik krizin eğlence sektörünü olumsuz etkilediğini ve işlerinin bu kış geçen kışa göre yüzde 45 düştüğünü dile getiren Koçarslan, yerel seçimlerden sonra canlanmanın başladığını belirtti. Koçarslan, “Bizde kışın işler azalır ama bu yıl ekstradan yüzde 45 düştü. Kriz döneminde adam bir yandan işçi çıkarırken bir yandan da Reina’da görünmek istemiyor. Başka bir yerde görünse sorun yok ama Reina’ya görülürse laf edilir, o yüzden de işler düştü“ dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceki yıl genel seçimlerde Reina’ya gelenlerin yüzde 90’nın AKP’ye oy verdiğini söyleyen Koçarslan, yerel seçimlerde bu oranın düştüğünü vurguladı. Koçarslan, ”Yerel seçimlerde benim müşterilerimin de AKP’ye verdiği oylar düştü. ’Özel hayatıma müdahale etmeyin, gece hayatıma dokunmayın’ dediler. Benim müşterilerden aldığım mesaj bu“ değerlendirmesini yaptı. Koçarslan, Reina’nın da olduğu sahil şeridini bir türlü turizm bölgesi ilan etmeyen AKP iktidarının en iyi işlerinden birinin eğlence sektöründe mafya ve rüşveti bitirmesi olduğunu söyledi. Koçarslan, ”Şimdi mafya diye bir şey kalmadı, bu iktidar hepsini bitirdi, haraç kesen, yol kesen yok oldu. Rüşvet bitti“ diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;31,05,2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-5968165016866872665?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/5968165016866872665/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/icki-onlara-yasak-bize-degil.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/5968165016866872665'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/5968165016866872665'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/icki-onlara-yasak-bize-degil.html' title='İçki onlara yasak bize değil'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-4833184559953546106</id><published>2009-05-30T02:36:00.000-07:00</published><updated>2009-05-30T02:38:16.419-07:00</updated><title type='text'>Panel: Şiddetin Normalleştirilme Süreci</title><content type='html'>6 Haziran 2009 Cumartesi 14:00-20:00&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rengahenk Sanat Evi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Rengahenk Sanat Evi, Uppsala Üniversitesi’nden (İsveç) Eva Lundgren’in “Şiddetin Normalleştirilme Süreci” isimli kitabının Türkçe’de yayınlanması dolayısıyla yazarı da konuk edeceği bir panel düzenliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İsveç’ten Ulusal Kadın Sığınakları Organizasyonu ROKS, Türkiye’den Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, Uppsala Üniversitesi’nden Asa Elden ve Boğaziçi Üniversitesi’nden Nükhet Sirman’ın katılımlarıyla gerçekleşecek bu panelde, kadına yönelik şiddeti açıklamaya yönelik çerçeveler, sığınak deneyimleri ve kadınları kontrol etmeye yönelik diğer mekanizmalar tartışmaya açılıyor. Kitabın çevirisini, EHESS-Paris Üniversitesi’nde kadına yönelik şiddet ve Türkiye’deki kadın sığınakları üzerine doktora tezi hazırlamakta olan Berna Ekal üstlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm dünyada 1970’lerden itibaren feministlerin gösterdiği çabalar sayesinde kadına yönelik şiddetin hemen her coğrafyada ve her kesimdeki yaygınlığı artık kabul gören bir gerçek. Ancak şiddete dair bakış açılarında henüz köklü bir değişiklikten bahsetmek mümkün değil. Çoğu zaman şiddetin alkol kullanımı ya da psikolojik rahatsızlık gibi “anormal” sorunlardan kaynaklandığı fikri, haberlerin kurgulanmasından gündelik konuşmalara kadar pek çok yerde kendini gösteriyor. İşte sosyolog Eva Lundgren’in “Şiddetin Normalleştirilme Süreci” isimli kitabı İsveç örneğinden yola çıkarak, genel anlayış kalıplarının ve yaklaşımlardaki eksikliğin, kadına yönelik erkek şiddetinin anormal bir olgu değil, bilakis toplumda normal olarak kabul edilen kadınlık ve erkeklik kalıpları olduğunu gözler önüne seriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Eva Lundgren’in, İsveç’te kadına yönelik şiddetle ilgili yasal düzenlemelerin yapılması amacıyla yürütülen bir proje kapsamında, kadına yönelik şiddetin yaygınlığı üzerine yaptığı “Tutsak Kraliçe” isimli araştırmasının bulguları kadın-erkek eşitliğinin beşiği olarak görülen İsveç’te büyük bir tepkiyle karşılanmış. Panelde açılış konuşmasını yapacak olan Lundgren, kitapta önerdiği fikirlerini açacak ve bir akademisyen olarak araştırmasına yönelik tepkiler karşısında yaşadıklarını bizlerle paylaşacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Kitabın İsveç’teki basımını üstlenen ROKS, ülkede kadına yönelik şiddet konusunda çalışan 90 kadın örgütünün bir araya gelerek kurdukları feminist bir oluşum. Türkiye’nin ilk feminist kadın sığınaklarından birini açan Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı ile ROKS’un katılacağı ikinci oturumda, her iki ülkedeki feminist sığınak deneyimleri paylaşılacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Üçüncü oturumda, ülkemizde İsveç’te namus cinayetleri üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Uppsala Üniversitesi’nden Asa Elden ile özellikle aile, akrabalık, milliyetçilik ve namus üzerine çalışmalarıyla tanınan Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Nükhet Sirman konuşmacı olarak yer alıyorlar. Kadınların kontrol edilme biçimlerinin tartışılacağı bu oturumu, Nükhet Sirman ve Ayşe Gökkan’ın Diyarbakır’da kadın ölümleri üzerine yürüttükleri bir araştırmadan yola çıkarak hazırlanan “Ya Umutta Biterse” isimli belgeselin gösterimi ve feminist tiyatro topluluğu Tiyatro Boyalı Kuş’un forum tiyatrosu tekniğini kullanarak hazırladığı “Şiddet” isimli oyunu izliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İsveç Konsolosluğu’nun desteği ile basılan “Şiddetin Normalleştirilmesi Süreci” okuyuculara ücretsiz olarak dağıtılacak. Bunun için kurumların Rengahenk Sanat Evi ile görüşmeleri gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Program&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14:00 – 14:30 Açılış Konuşması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Şiddeti bir süreç olarak ele almak: Başarı ve direniş” -&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eva Lundgren (Uppsala Üniversitesi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 14:30 – 15:40 İsveç ve Türkiye’deki feminist sığınak deneyimleri – Sığınak, şiddetin normalleştirilmesine nasıl bir cevap verir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Moderatör: Berna Ekal&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katılımcılar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Pratikte Şiddetin Normalleştirilme Süreci” - Ann-Sofie Sterio (ROKS)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Konuşma başlığı daha sonra belirlenecektir.) – Fatma Mefkûre Budak (Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı Gönüllüsü)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 15:40 – 16:00 Ara&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 16:00 – 17:10 Kontrolün veçheleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Moderatör: Jale Karabekir (Tiyatro Boyalı Kuş)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katılımcılar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İsveç’te Namus Adına Şiddet: ‘Ötekinin Sapkınlığı’nın Normalleştirilmesi - Asa Elden (Uppsala Üniversitesi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Namusun yeni yüzleri” - Nükhet Sirman (Boğaziçi Üniversitesi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17:10 – 17:30 Ara&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 17:30 – 18:20 Belgesel Gösterimi ve Tartışma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ya Umutta Biterse”&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;  18:20 – 18:30 Ara&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 18:30 – 19:00 Forum Tiyatrosu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Şiddet” – Augusto Boal anısına&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tiyatro Boyalı Kuş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 19:00 Kapanış Kokteyli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Rengahenk Sanat Evi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tel: 0212 292 32 47-8 (Katılım sınırlıdır. Lütfen rezervasyon yaptırınız.)&lt;br /&gt;Adres: İstiklal Cad., Olivio Han Geçidi, Olivio Han, No: 5, Kat 2 Galatasaray&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;rengahenksanatevi@gmail.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.rengahenk.org/&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-4833184559953546106?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/4833184559953546106/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/panel-siddetin-normallestirilme-sureci.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/4833184559953546106'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/4833184559953546106'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/panel-siddetin-normallestirilme-sureci.html' title='Panel: Şiddetin Normalleştirilme Süreci'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-8659145592197905325</id><published>2009-05-29T12:51:00.000-07:00</published><updated>2009-05-29T12:56:36.761-07:00</updated><title type='text'>ATİLLA YAYLA DOSYASI</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_0KxFUrLLqSs/SiA92qQgacI/AAAAAAAAAAM/7Z17gu2Kvsg/s1600-h/129.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 125px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_0KxFUrLLqSs/SiA92qQgacI/AAAAAAAAAAM/7Z17gu2Kvsg/s320/129.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5341337167327160770" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Toplumbilimcinin görevi, toplumsal dünyayı doğal olmaktan ve kader olmaktan çıkarmak, yani iktidarın kullanılmasını örten ve tahakkümü sürdüren mitleri yıkmaktır.&lt;br /&gt;Pierre Bourdieu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİR PROFESÖRÜN LİNÇ HİKAYESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Atilla Yayla, Zaman gazetesi yazarı Ali Bulaç ve AKP milletvekili Zekeriye Akçam ile birlikte 18 Kasım 2006 tarihinde, AKP İzmir İl Gençlik Kolları tarafından düzenlenen ve konusu “AB sürecinin toplumsal yansımaları” olan panele katıldı. Yayla, panelde yaptığı konuşmada Türkiye’nin 1923 sonrası yaşadıklarını temel olarak iki bölüme (1923-45 yılları ile  1950 ve sonrası) ayırarak ilk dönemin bu değer ve kurumlar açısından başarılı bir dönem sayılamayacağını, bu sebeple Kemalizmin medenileştirici bir süreç olarak değerlendirilemeyeceğini, bu anlamda bir gerileme niteliği taşıdığını belirtti. &lt;br /&gt;Panelin ertesinde Yeni Asır Gazetesi’nde “Hain” başlığıyla Yayla’nın Atatürk’e hakaretlerde bulunduğuna dair bir haber yayımlandı. Haberin dayanakları, Yayla’nın Atatürk’e “Bu adam” diye hitap etmesi  (ki bu ifadenin Yayla tarafından kullanılmadığı panelin kaset çözümlemesi yapıldıktan sonra ortaya çıktı)  ve “Kemalizmin gericiliğe tekabül ettiğini” belirtmesi idi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haberlerin arkasından hemen tavır alan Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kadri Yamaç, Yayla'nın üniversiteden uzaklaştırıldığını açıkladı.  YÖK Başkanı Teziç de Yayla’nın sözlerinin bilimsel görüş açıklaması olarak değerlendirilemeyeceğini belirtti. Gazi Üniversitesi tarafından yürütülen soruşturma sonucunda Yayla görevine iade edildi, ama bu sözlerinden dolayı da "kınama cezası" aldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar devam ederken, Yayla’ya “Atatürk'ün manevi şahsı ve hatırasına hakaret ettiği” iddiasıyla 4,5 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. İzmir Cumhuriyet Savcısı Ahmet Güven'in hazırladığı iddianamede, Prof. Dr. Yayla'nın, panelde, Atatürk'ten "bu adam'' şeklinde söz ederek Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret suçunu işlediği belirtildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzmir 8’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen dava sonucunda Yayla, 28 Ocak 2008’de sadece söylediği sözlerden ötürü 15 ay hapis cezasına çarptırıldı! Yayla, benzer cümleleri yine kurması halinde bu ceza infaz edilecek. Temyiz edilen dava dosyası halen Yargıtay’da. &lt;br /&gt;Yayla’nın Suçlanan İfadeleri:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"... Ama Türkiye bunları tartışacak. Türkiye bunları tartışma durumuna gelmiştir. AB süreci her türlü problemlere rağmen ilerlerse önümüzdeki yıllarda bunları rahatlıkla tartışırız. Bize soracaklar. 'Neden her yerde Atatürk heykeli var?' diye soracaklar. 'Neden her dairede aynı adamın fotoğrafları asılı?' diye soracaklar. 'Kemalizm Türkiye'nin problemidir' falan diye.. Bizimkiler şiddetle tepki gösterirler buna; ama eninde sonunda tartışacağız. Üstünden atamazsınız, eninde sonunda tartışacaksın. Ya bu kulübe üye olacaksın. Süreçte Hollanda'da ne oluyorsa siyasi alanda o olacak ona benzer bir şey olacak ya da 'Ben bu kulübün ülkesi değilim, Ortadoğu'nun ülkesiyim.' diyeceksiniz. Bizim rejimimiz Ürdün'le beraber, Suriye'yle beraber diyeceksin. Benim arzum şu ki, bu şeyler toplumda tartışılsın; ama sonunda büyük bir kavgaya yol açmasın. Sürtüşmeye yol açmasın. Makul bir şekilde tartışılsın. Hiçbir kimseyi rencide etmeden, hiç kimseyi aşağılamadan çözümlenmesi gereken problemler çözülsün. Ben üniversite hocasıyım, bu şeylere kafa yormak zorundayım. Bunları insanlara aktarmak zorundayım. Karşı tezlerin çıkmasını isterim. Umarım karşı tezler de çıkar, ben de bu konudaki fikirlerimi değiştiririm. Kemalizm o değilmiş..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha geniş bilgi için: &lt;br /&gt;Av. Ali Koç : 0232-484 94 96&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DÜŞÜNCE SUÇU(!?)NA KARŞI GİRİŞİM&lt;br /&gt;Tel.: +90 216 532 75 45, +90 216 492 0504&lt;br /&gt;antenna@antenna-tr.org&lt;br /&gt;www.antenna-tr.org&lt;br /&gt;Aşağıdaki yazı, Atilla Yayla gibi akademisyen olan Baskın Oran’ın 30 Mart 2008 tarihinde Radikal 2’de yayımlanan makalesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KEMALİZMİ KORUMA KANUNU&lt;br /&gt;Ortalık yine fena toz-duman. Herkes panikte. Böyle durumlarda can simidi, bağımsız yargıdır. Kuralı koyar, tozu-dumanı aralar, kafamıza uymasa da biz ona uyarız, rahatlarız. Ne yapıp yapmayacağımızı biliriz hiç olmazsa.  &lt;br /&gt;Malum, Prof. Dr. Atilla Yayla İzmir 8. Asliye Ceza Mahkemesi’nce 15 aya çarptırılmış, 2 yıl da “denetime tabi tutulmaya” mahkum edilmişti.&lt;br /&gt;Bizim bildiğimiz, suçu “Bu adam” diyerek “Atatürk’e hakaret” idiydi. Gerçi, birilerinin çıkıp “Yahu, Atatürk adam değil mi?” deme tehlikesi her zaman mevcut. Ama, hiç olmazsa Atatürk’e böyle demenin yasak olduğunu bilir, demez ve rahatlardık. Mesela Gazi Üniversitesi şu anda çok rahat. Pratikte zaten rahattı çünkü gazetecisinden asistanına ve öğrencisine kadar belli bir çizgi dışında olanlar hemen dövülüyordu. Geçenlerde teorik olarak da rahatladı. Bir araştırma merkezinin açılışında rektörün verdiği kokteyl, alkol de ikram edildiği gerekçesiyle yirmi kadar “genç” tarafından basıldı. Gerekçeleri son derece net: “Burası Müslüman evlatların vatanı. Burada salyangoz satılmaz” (Radikal, 20.03.08). Oh, rahat. Satmazsın, olur biter. &lt;br /&gt;Oysa, gerekçeli karar yayınlanınca gördük ki rahat bize haram. Çünkü Prof. Yayla “Bu adam”dan değil, düpedüz Kemalizm’i eleştirmekten mahkum olmuş. Bir gazetecinin sorusuna cevap olarak söylediği şundan: “Kemalizm ilerlemeden çok gerilemeye tekabül etmektedir. Medenileşmeyi çözücü bir süreçtir”. Yargıç şöyle yazmış:&lt;br /&gt;“Tek başına ‘bu adam’ sözcüğü herhangi bir hakaret içermese de sanığın sorusu üzerine verdiği cevabın tamamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde bilimsel bir tartışma sırasında aslında kendi düşüncesi olan sözleri Avrupa Birliği yetkililerinin soracağı sorular gibi göstererek Atatürk’ü aşağılar biçimde ‘neden her yerde bu adamın heykelleri ve fotoğrafları var diyecekler’ şeklinde söylediği sözlerle Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret ettiği, söylediği bu sözlerin bilimsel açıklama boyutunu aştığı…” (E.Önderoğlu, Bianet, 12 Mart 2008 ve gerekçeli karar no.2008/25). &lt;br /&gt;Şimdi niye her şey yine toz-duman oluverdi, onu anlatayım: &lt;br /&gt;                            Suç ve kanun &lt;br /&gt;Yasanın halk arasındaki adı:  “Atatürk’ü Koruma Kanunu”. Resmî adı: Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun. Sayısı: 5816. Çok kısa: 5 maddelik. Kabul tarihi: 25.07.1951. Önemli olan, birinci maddesi: &lt;br /&gt;“Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse 1 yıldan 3 yıla kadar hapisle cezalandırılır. Atatürk’ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk’ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye 1 yıldan 5 yıla kadar ağır hapis verilir.” &lt;br /&gt;(Gençler bilmeyebilir ama, büst kırmayı ve 1951’i duyar duymaz bizim kuşak kulakları hemen dikmiştir: Bu yasa Demokrat Parti tarafından Ticaniler’e karşı çıkartıldıydı. Şeyhleri Kemal Pilavoğlu (1906-1977) olan bu “ikonoklast” tarikatın hobisi çekiçle Atatürk büstü kırmaktı da ondan). &lt;br /&gt;Prof. Yayla büst kırmadığına ve kabir tahrip etmediğine göre suçu 1. fıkraya giriyor. İyi de, mahkemenin gerekçesi buna girmiyor. Sanık sövdüyse ancak Kemalizm’e sövmüş sayılabilir, Atatürk’e sövme durumu yok. Var deniyorsa, o zaman mantıken tek bir sonuç mümkün: “Atatürk ile Kemalizm aynı şeydir”. Toz-duman da buradan çıkıyor. Çünkü Atatürkçülük ile Kemalizm belki aynı şey kabul edilebilir ama, diğer ikisi?&lt;br /&gt;Bir defa, Atatürk ünlü bir insan. Bütün önemli yılları, yani 38 yaşından ölümüne kadar, her şeyiyle ve büyük titizlikle kayda alınmış. Net. Ama Kemalizm insan değil. 1920-30’larda formüle edilen, bugün de taraftarları olan, çok tartışmalı bir fikir sistemi. Zamanında ne olduğu üzerine yorum birliği olsa bile, 80 yılın sonunda ne olduğu tamamen yoruma tabi. Baksanıza, simgesi Altı Ok’u şimdi ne yapacağını bizzat CHP bilemez durumda.  &lt;br /&gt;İkincisi, “Kemalizm 80 yıldır aynen devam etmektedir” diyorsak, o zaman vaziyet daha da toz-duman çünkü ortada Kemalizm’e gerçekten bir sövme olduğunu söylemek lazım. Zira Kemalizm’in en temel ilkesi, laiklik. Oysa dünyada sadece din, Kitab-ı Mukaddes, Tanrı kelamı gibi şeylerin değişmezliği iddia edilebilir. Atatürk’e tanrı, Kemalizm’e din demeye hazır mısınız? Bundan büyük sövme olur mu yahu?&lt;br /&gt;İki çağdaşlaştırma dalgası&lt;br /&gt;Artık işimizin gerçekten zor oluşu; yok AKP’yi kapatma davası açılmış, açılabilir miymiş, bunlardan değil. Türkiye ne davalar gördü! Yassıada, Deniz Gezmişler, 17 yaşında asılan Erdal Eren, son olarak Anayasa Mahkemesi’nin 367 davası. Bunların yanında Erdoğan ile Baykal’ın kayıkçı kavgasının esamisi okunmaz.&lt;br /&gt;Peki, neyin tozu-dumanı bu? Hangi kavganın? Türk-Kürt? İlerici-gerici? Sünni-Alevi? Sağcı-solcu? Laik-dinci?&lt;br /&gt;Geçiniz efendim. Hiçbiri değil. “Muasır Medeniyet” anlayışlarının kavgası bu. Kemalizm 1920-30’larda formüle edildiğinde o günkü B.Avrupa’yı Muasır Medeniyet olarak aynen almıştı. Şimdi reformcular aynı şeyi yapmak ve bugünkü B.Avrupa’yı Muasır Medeniyet olarak almak istiyor. Bu alışa, 1920-30’cular karşı çıkıyor. &lt;br /&gt;Bunların dedeleri B.Avrupa emperyalizmiyle savaştan yeni çıktıkları halde B.Avrupa’yı idealleri ilan etmişler ve aynen almışlardı. Şimdi torunları, B.Avrupa’yı düşman ilan ediyor. Çünkü tek bildikleri, bugünkü B.Avrupa’nın antitezi olan 1920-30’ların reçetesi. İslam, Kürt, Ermeni sorunları, hiç fark etmez, önlerine ne gelirse bu reçeteyi uyguluyorlar, hastanın ateşi daha da fırlıyor, dişleri zangır zangır vuruyor, o zaman bunlar sinirden ve çaresizlikten ne yapacaklarını bilemiyorlar. &lt;br /&gt;Benim toz-duman yatışsın diye asgari önerim, bir de “Kemalizm’i Koruma Kanunu” yapılması. Kafalarımız netleşsin. Neyi yapıp ne yapamayacağımızı, neyi düşünüp neyi düşünemeyeceğimizi, neyi eleştirip neyi eleştiremeyeceğimizi söylesinler ki, kalan aklımızı tozdan-dumandan koruyabilelim. &lt;br /&gt;Baskın Oran&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dosya http://www.antenna-tr.org/dunya/guncel.asp?feox=129&amp;lgg=tr adresinden alınmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-8659145592197905325?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/8659145592197905325/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/atilla-yayla-dosyasi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/8659145592197905325'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/8659145592197905325'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/atilla-yayla-dosyasi.html' title='ATİLLA YAYLA DOSYASI'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_0KxFUrLLqSs/SiA92qQgacI/AAAAAAAAAAM/7Z17gu2Kvsg/s72-c/129.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-9022206728215803206</id><published>2009-05-29T12:49:00.000-07:00</published><updated>2009-05-29T12:50:02.283-07:00</updated><title type='text'>Türkiye ve Karadeniz ülkelerindeki ifade özgürlüğü tartışıldı</title><content type='html'>Düşünce Suçuna Karşı Girişim tarafından iki yılda bir organize edilen ve bu yıl 23-24 Mayıs tarihlerinde 6’ncısı düzenlenen Düşünce Özgürlüğü İçin İstanbul Buluşması, düşünceleri nedeniyle Türkiye'de baskılarla karşılaşanları, Avrupalı ve Karadeniz bölge ülkelerindeki hak savunucularını bir araya getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Turgut Tarhanlı, açılış konuşmasında, 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra özellikle güvenlik meseleleri etrafında ifade özgürlüğünü sınırlarının tartışmaya açıldığını, son olarak da evrensel insan hakları standartlarının dini değerlerin korumaya alınması yönünde girişimlere sahne olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarhanlı: AİHM kararlarını da tartışabilmeliyiz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) içtihatlar itibariyle, kültürel ve sanatsal konularda, politik düşünce açıklamalarına göre daha az özgürlükçü kararlar alabildiğini ifade eden Tarhanlı, AİHM kararlarının da insan hakları savunucularınca tartışılmasının yararı olabileceğini açıkladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplantının ilk gününde "Türkiye'den tanıklıklar" bölümünde Mahmut Alınak, Temel Demirer, Abdurrahman Dilipak, İbrahim Özdabak, Doğan Özkan, Serkis Seropyan, Mehmet Tursun, Alp Selek, Bora Bengisu, Mehmet Baransu maruz kaldıkları yargılama süreçlerini ve yaşadıkları baskıları aktardı. Tanıkların ve yargılandıkları maddelerin geniş bir yelpazede seçilmesi Türkiye’deki ‘düşünce ve ifade özgürlüğü’nün ne halde olduğunu gözler önüne serdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk günün öğleden sonraki bölümünde ise Uluslararası Af Örgütü’nden Andrew Gardner,&lt;br /&gt;İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden Emma Sinclair Webb, Uluslararası PEN’den Eugene Schoulgin, Uluslararası Yayıncılar Birliği’nden Alexis Krikorian, MAZLUMDER’den Ömer Faruk Gergerlioğlu kurumları adına tebliğlerini sundular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Turgut Tarhanlı’nın moderatörlüğünde ve Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, Doç. Dr.Yaman Akdeniz, Yrd. Doç. Dr. Asuman A. İnceoğlu’nun katılımıyla “Ayırımcı ifadeler, bilişim yoluyla ayırımcılık tehdidi ve ifade özgürlüğü” başlıklı panel ile ilk gün sona erdi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buluşmanın ikinci günü ise Emekli Büyükelçi, K.E.T. eski Gen. Sek. 1. Yrd. Murat Sungar’ın açılış konuşması ile başladı. Karadeniz Ekonomik İşbirliği üyesi ülkelerden gelen sivil toplum kuruluşu temsilcileri ülkelerindeki düşünce ve ifade özgürlüğü alanında karşılaştıkları sorunları ve mücadeleleri ve yaptıkları çalışmaları aktardı. Prof. Yaman Akdeniz’in moderatörlüğünde ve konukların katılımıyla düzenlenen panellerde “Karadeniz ülkelerinde medyada ayırımcı söylemler ve ifade özgürlüğü” tartışıldı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-9022206728215803206?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/9022206728215803206/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/turkiye-ve-karadeniz-ulkelerindeki.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/9022206728215803206'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/9022206728215803206'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/turkiye-ve-karadeniz-ulkelerindeki.html' title='Türkiye ve Karadeniz ülkelerindeki ifade özgürlüğü tartışıldı'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-3918277740299157523</id><published>2009-05-29T12:48:00.001-07:00</published><updated>2009-05-29T12:49:00.318-07:00</updated><title type='text'>Uluslararası Af Örgütü'nden Türkiye'ye ifade özgürlüğü eleştirileri</title><content type='html'>Uluslararası Af Örgütünün (Amnesty International) 2009 yılı raporunda, Türkiye'de geçen bir yıl boyunca Anayasa Mahkemesini de içine alan hukuki mücadelelerin yaşandığı belirtildi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;405 sayfalık raporun "Avrupa ve Orta Asya" başlığı altında 3,5 sayfa ayrılan Türkiye bölümünde, iktidardaki AK Parti aleyhine ‘laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu’gerekçesiyle Anayasa Mahkemesinde açılan ve kapatılmama yönünde sonuçlanan davaya yer verildi ve DTP için de ‘ülkenin birlik ve bütünlüğüne karşı eylemlerde bulunduğu’ gerekçesiyle benzeri bir davanın açıldığı hatırlatıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uluslararası Af Örgütü, Anayasa Mahkemesinin üniversitelerde başörtüsünün serbest bırakılmasını öngören Anayasa değişikliğini iptal etmesini eleştirdi. Raporda, üniversitelerde başörtüsü yasağını kaldırılması amacıyla TBMM’de kabul edilen Anayasa değişikliğinin "devletin laiklik ilkesini ihlal ettiği gerekçesiyle" mahkemece iptal edildiği hatırlatılarak, "Fakat bu karar, başkalarının insan haklarına dayanan din ve inanç özgürlüğünün sınırlanma ihtiyacını yeterince açıklayamamıştır" denildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Aşırı ulusalcı Ergenekon yapılanmasının" yargılanmasına da değinilen raporda, "çığır açan soruşturma kapsamında hazırlanan iddianamede üst düzey emekli subaylar dahil devlet kurumlarıyla bağlantılı örgütün seçimle gelmiş hükümeti siyasi cinayetler ve şiddeti teşvik gibi yöntemlerle devirme planı yapmakla suçlandığı" aktarıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Raporda, terörle mücadele kapsamında gelişen bazı olaylarda "taciz, fiili saldırı ve mülke saldırı dahil olmak üzere belirsiz kişiler ve grupların Kürt kökenli Türk vatandaşlarını hedef alan" saldırılarda artış görüldüğü belirtilerek, Balıkesir’in Ayvalık ilçesine bağlı Altınova beldesinde birkaç gün süren olaylar buna örnek gösterildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“TCK 301. Madde’de yapılan değişiklik yeterli değil”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İfade özgürlüğüyle ilgili Türk Ceza Kanunu’nun 301’inci maddesinde yapılan değişikliğin yeterli olmadığı savunulan raporda, diğer bazı maddelerin de ifade özgürlüğünü kısıtladığı iddia edildi. Raporda, mahkemelerin sık sık internet sitelerini kapatması da "orantısız" bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Raporda, Adana Valiliğinin izinsiz gösterilere katılan çocukların ailelerinin yeşil kartlarını iptal edileceği ve Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfının yardımlarının kesileceğine yönelik duyurusunun "toplu cezalandırma" anlamına geldiği ve herkesin sağlık hizmeti alma ve yeterli yaşam standardı hakkını ihlal ettiği görüşü dile getirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gösterilerin yeterli gerekçe gösterilmeden yasaklanması ve izinsiz gösterilerde orantısız güç kullanılması eleştirilen raporda, geçen yıl işkence ve kötü muamele vakalarının arttığı ve kolluk kuvvetlerinden şikayetçi olanların genellikle karşı suçlamalara hedef olduğu öne sürüldü.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-3918277740299157523?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/3918277740299157523/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/uluslararas-af-orgutunden-turkiyeye.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/3918277740299157523'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/3918277740299157523'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/uluslararas-af-orgutunden-turkiyeye.html' title='Uluslararası Af Örgütü&apos;nden Türkiye&apos;ye ifade özgürlüğü eleştirileri'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-4917821558965196273</id><published>2009-05-27T10:56:00.000-07:00</published><updated>2009-05-27T10:58:28.566-07:00</updated><title type='text'>Naim Tirali üzerine</title><content type='html'>Naim Tirali üzerine;&lt;br /&gt;BURGAZ ADA'DA ANMA TOPLANTISI&lt;br /&gt;SAİT FAİK'i anmak için Burgazada'dayız. Gecikenleri beklemek üzere, bir süre Rıhtım Kahvesinde oturuyoruz. Gelenlerle birlikte, İskele Parkı'ndaki Sait Faik büstü önünde saygı duruşunda bulunuyoruz. Sonra da kimimiz yürüyerek, kimimiz motorlar ya da faytonlarla, Kalpazankaya'daki açık hava lokantasının yolunu tutuyoruz.&lt;br /&gt;Salah Birsel, Kemal Bekir, Feyyaz Kayacan, Behzat Ay bir aradayız. Behzat Ay, sabah sabah içkili. Feyyaz Kayacan ile ilgilenerek, içki konusunda uzman sayılabileceğini gösteriyor. Bir daha Behzat Ay'ı görmüyoruz.&lt;br /&gt;Dönüşte yüreğim sıkıştırıyor bir ara. Çevremdekilere belli etmeden, dil altımda eriyecek bir trinitrin hapı atıyorum ağzıma. Vapurla Bostancı'ya geçiyoruz. Tarık Dursun Volkswagen'iyle, Necati Cumalı ve eşiyle, beni de Etiler ve Bebek'e bırakıyor.&lt;br /&gt;Bebek, 18 Mayıs 1986 , Naim Tirali&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TDD, gençlerin pek okumadığı edebiyata sevdalı olanların ise elinden bırakamadıkları bir dergidir. Matbu olarak bulduğumda matbusunu bulamadığım zamanlar ise sanal ortam aracılığıyla okuyorum dergiyi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şubat 2002, sayı olarak ise 88’ i gösteriyor. Okumaya başlıyorum. Sanal pencereler akıp gidiyor önümden. Yukarıda sizin ile paylaştığım günlük karşıma çıkıyor. Seviniyorum. 19 mayıs günü Feyza hocanın ( Hepçilingirler ) öğrencileri olarak biz de Burgazada’ daydık. Sanırım bu bir gelenek her yazarın ve öğrencilerin ortak buluştukları bir mekan. Sait Faik’ in evinine gidiyoruz ama kocaman tadilat dolası ile kapalıyız yazısını görüyoruz. Üzülüyoruz hayliyle. Kalpazankaya’ ya çıkıyoruz  - gelenek bozulmuyor – Neşemiz yerine geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Caddebostan Kültür Merkezin’ de tanıştığım tonton bir isim vardı – hatta imzalı kitabını da aldığım -  Ahmet Miskioğlu. Kitabı halen de kütüphanemdedir. ‘’Ana temleriyle Sait Faik ve Yeni Türk Edebiyatı ‘’ 21,12,2008 de imzalanmış. Bu tonton biraz da duymayan – sadece beni de olabilir – insanın yazdığı bir yazıyı okudum Naim Tirali ile ilgili. Belki bilmeyenler olabilir niçin bu kadar Naim Tirali üzerinde durduğum konusuyla ilgili. Gazeteci, yazar Naim Tirali 25 mayısta bir süredir tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. Tirali için bugün Caddebostan Kültür Merkezi’ nde bir tören düzenlendi. Tirali 28 mayısta Giresun’ da toprağa verilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet Bey’ in kaleminden Naim Tireli’ yi iletmek isterim: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Naim Tirali, bana göre, aramıza bir serüvenden dönmüş gibiydi. Odysseus gibi serüvenden serüvene geçmişti, büyük acılar çekmişti, ölümcül savaşımlardan kurtulmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;«Gece mi gündüz mü? Kaç saattir baygınım? Ameliyat olup bitmiş. Demek ki kurtulmuşum. Şükürler olsun Ulu Tanrı'ya. Aylardır salt benim değil, uzak yakın tüm tanıdıklarımın kafasında yer eden sorun, sonunda tatlıya bağlandı demek. Göğsümü boydan boya yarıp yürek üstünde dört beş saat çalışarak tıkalı koronerlerin görevini, bacaklarımdan aldıkları damarlara yüklemeyi başarmışlardı sonunda. Ama niye konuşamıyordum? Niye ayaklarımı kıpırdatamıyordum? Neyse ki el parmaklarım oynayabiliyordu. » diyor Piraziz Nere; Berlin Nere adlı yapıtında. «Beyaz önlüklü hastabakıcılar, beyaz önlüklü yardımcılar, beyaz önlüklü doktorlar... Herkes beyaz içinde. O beyazlıklar, beni ak bulutlar arasına sürüklüyor. Az uz zorlamayla yüreğim sıkışmayacak demek eskisi gibi. Her coşkulu davranışımda, göğsüme saplanacak bir sızıyı beklemeyeceğim artık.  Sonsuz bir iyimserlik içinde, akbulutlar üstünde kâh uçuyorum, kâh yüzüyorum...» diyor, sonra ekliyor: «Ameliyata sabahın saat onunda almışlardı. Kaç saat sürdüğünü, yoğun bakımda kaç saattir baygın yatmış olabileceğimi düşünüyorum. Kafam öyle dağınık ki, içinden çıkamıyorum bir türlü. Sağ elimin üstünden, boynumdan, serum ve kan şişelerine bağlı olduğumu; karnımda, belimde direnler bulunduğunu; idrarımın da ince bir hortumla dışarı verildiğini zaman geçtikçe ayırdediyordum.»&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey apaçık görülüyor: Ölümden dönmüştü Naim Tirali. Şimdi ise, yazar arkadaşlarının arasındaydı. Yeni bir döneme başlıyordu artık o...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk döneminde Yenilik dergisini ve Yenilik yayınlarını kurmuştu, yıllarca yürütmüştü. Vatan gazetesini çıkarmıştı. Yıllarca savaşım vermişti. Siyasal savaşıma da atılmış, hapse girmiş çıkmış, milletvekili olmuştu....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Naim Tirali'nin yazın dünyasına girişi henüz 17-18 yaşında bir lise öğrencisi iken 1943'te yazdığı öykülerle olmuştu diyebilirim. Bu öyküleri sonradan "Park" adlı öykü kitabıyla 1947'de toplu olarak sunar. O, artık babasının yaşındaki Sait Faik'le arkadaştır. Oktay Akbal, Behçet Necatigil, Orhan Veli, Salâh Birsel, Fethi Naci, Sabih Şendil gibi adlarla bir aradadır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Park", herkesin dikkatini çekti. Nihat Sami Banarlı, Yedigün'de "Park Hakkında Düşünceler" başlıklı uzun bir yazı yazdı. Bir bölümcede şöyle diyor: «Park'ın genç sanatkârındaki en büyük meziyet, bir hikâyenin ne demek olduğunu yakından kavramış bulunmasıdır. Duyan ve acıyan insan gönüllerinde mutlaka merak ve alâka uyandıracak bir takım beylik vak'alarla gönül avlamak, Park sanatkârının pek haklı olarak başvurmaya tenezzül etmediği bir hikâyecilik tarzıdır. O, bu çeşit gösterişli hikâyeciliğe tam bir olgunlukla arkasını dönerek; oluşlardaki zevk ve mânayı her insanın kolayca fark edemeyeceği incecik hadiselerdeki derin pisikolojiyi dile getirmek sırrına eren; sayısı pek az sanatkârdan biri olmak değerindedir.»&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine Yedigün'de Sait Faik Abasıyanık'ın yazısı çıkar. Değişik yayın organlarında S.N. Özerdim, Hüsamettin Bozok, Naci Bozkır (Fethi Naci), Kemal Dayan, Sabih Şendil, Fahir Önger, Nahit Ulvi Akgün, Adnan Bulak, Fikret İplikçioğlu... Park üstüne yazılar yazarlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Naim Tirali üzerine;      &lt;br /&gt;25 Aralık 1925 yılında Giresun'da doğan Tirali, Galatasaray Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra Tasvir gazetesinde 1946'da gazeteciliğe başladı.&lt;br /&gt;1947'de Giresun'da Karadeniz Postası gazetesini, 1951'de Yenilik Dergisini çıkaran Tirali, 1956 yılında Vatan gazetesinde çalışmaya başladı. 1961'de Giresun'dan milletvekili seçilen Tirali, 1962 yılında devraldığı Vatan gazetesini 1975 yılına kadar Ankara ve İstanbul'da çıkarttı.&lt;br /&gt;Tirali, Türkiye Gazete Sahipleri Sendikası 2. Başkanlığı ile milletvekilliği sırasında Dünya Parlamenterler Birliği Başkanlığı ve CHP Meclis Grubu Onur Kurulu üyeliği yaptı.&lt;br /&gt;Tirali'nin ''Park'', ''Yirmibeş Kuruşa Amerika'', ''Piraziz Nere Berlin Nere'', ''Aşk Dediğin'', ''Çılgınca Şeyler'' adlı öykü kitapları bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fark ettiniz mi bilmiyorum ama Ahmet Bey ile Caddebostan Kültür Merkezi’ nde tanışmıştım Ahmet Bey, edebiyat anlayışı, arkadaşlarıyla kısacası. Ne yazık ki yine Ahmet Bey aracılığı ile tanıştığım Naim Tirali’ yi de Caddebostan Kültür Merkezi ’nde uğurladık.  Nasıl bir yerdir bu Caddebostan Kültür Merkezi ….. &lt;br /&gt;27,05,2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-4917821558965196273?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/4917821558965196273/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/naim-tirali-uzerine.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/4917821558965196273'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/4917821558965196273'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/naim-tirali-uzerine.html' title='Naim Tirali üzerine'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-7624305246277774864</id><published>2009-05-27T06:55:00.000-07:00</published><updated>2009-05-27T07:02:40.383-07:00</updated><title type='text'>mehmet ortaç' tan destek</title><content type='html'>Mehmet Ortaç, 10.03.1985  İzmir doğumlu. İlk ve ortaöğretimimi yine İzmir’de tamamladıktan sonra Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema bölümünde Lisans eğitimine başladı. Okul yaşantısının başlarında babasının firması olan Ortaç Bebek Ayakkabıcılık’ta satış temsilcisi olarak çalıştı. Firmanın kapanması üzerine İzmir’de faaliyet gösteren bir firma olan Dominant İletişim &amp; Tasarım Hizmetleri firmasında Metin Yazarı olarak çalıştı. Üniversite öğrenciliğinin ilk yılından bu yana ( 4 yıldır) Toplum Gönüllüleri Vakfı içerisinde gönüllü olarak çalışmakta ve iletişim faaliyetlerinde gönüllü olarak yer almakta. Temmuz 2008- Aralık 2008 arasında Duco İletişim’de Müşteri Grup Asistanı olarak görev aldı. 2 Şubat 2009- 27 Şubat 2009 arasında eski adı ile GCI İstanbul yeni adı ile Cohn &amp; Wolfe PR'da staj yaptı. Aynı zamanda Türkiye Kızılay Derneği Konak Şubesi Gençlik Kollar Yönetim Kurulu Genel Sekreterliği Görevini yürütmekte. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca http://mehmetortac.blogspot.com/ adresi çatısı altında bir blog yazmakta. 24 mayıs tarihinde blogunda sitemiz hakkında yazmış olduğu yazıdan dolayı sitemiz adına teşekkür ederiz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-7624305246277774864?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/7624305246277774864/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/mehmet-ortac-tan-destek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/7624305246277774864'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/7624305246277774864'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/mehmet-ortac-tan-destek.html' title='mehmet ortaç&apos; tan destek'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-1002551462045094389</id><published>2009-05-26T12:21:00.000-07:00</published><updated>2009-05-26T12:22:20.155-07:00</updated><title type='text'>Şener’ in ilk adımı</title><content type='html'>Akp ilk iktidara geldiğinde kuvvetli isimlerle gelmişti. RTE, Abdullah Gül, Abdüllatif Şener, Cemil Çiçek … Muhafazakar kesimlerce tutulan bu isimlerin ezici bir çoğunluk oluşturmaları sayesinde halen başımızdalar. Halkın bir değişiklik umarak güvendikleri bu parti ilk başta iktidara geldiklerinde tabir yerindeyse ‘’ Obama gibi geldi, Bush gibi oldu ‘’ demokrat görünerek oluşturduğu kesimler sayesinde diktatörlüklerini kurdular. &lt;br /&gt;Halkın Akp’ yi seçme nedenlerinin arasında bir neden yatıyordu. Yeni bir parti. Chp’ nin ve Mhp’ nin başındaki isimler yıllardır o koltuklarda olduklarından halkta bu ‘’ koltuk sevdalıları’’ ndan sıkılmış olacak ki yeni bir arayışa yöneldiler. Lakin bakıldığında ki amaç yeni bir partiydi. &lt;br /&gt;Şimdi dönelim bugünkü olaya Akp ‘ nin kuruluşunda, tüzüğünde büyük paya sahip olan Abdüllatif Şener geçtiğimiz yıllarda burada yapılan haksızlıklara daha fazla göz yumamam diyerek görevini bıraktı. Duruma bir baktığımızda RTE başbakan – gözü Çankaya’ da – Abdullah Gül dışişleri bakanı oldu, birkaç günlüğüne başbakan ve şimdi Çankaya’ da  diğer isimlerse keyifleri yerinde. Şener kısmından bakılırsa partideyken bir takım mevkilerde bulundu keyfi yerindeydi kanımca lakin bir süre sonra ayrıldı. 25 Mayıs 2009 tarihinde ise yeni bir parti kurdu. Partinin ismi yerel seçimler öncesi kulislerde dolaşır iken neden şimdi açıklanması dikkat çekti. Farkındaysanız Akp de aynı senaryo ile iktidara gelmişti. Yeni bir parti edasıyla. Şener ‘ in bu partiyi belediye seçimlerine sokmamasının sebebi bu olabilir fakat önümüzdeki seçimlerde bir Şener fırtınası izleyeceğiz gibi gözüküyor veya yine bir Uzan dalgası göreceğiz ama herhalde eski arkadaşlarını da birileri yapmaz bunu…    &lt;br /&gt;Abdüllatif Şener düzenlediği basın toplantısında "Türkiye" partisini anlattı. İşte konuşmasından satırbaşları:&lt;br /&gt;- ‘Başbakan Şener’ sloganları arasında basın toplantısına başladı&lt;br /&gt;- Bir mesai gününde örgütlenmemiş, henüz kuruluşunu yapmamış hiçbir siyasi oluşum şu salondaki ve bu salonun dışındaki coşkuyu ortaya çıkaramaz&lt;br /&gt;- Bu parti Türkiye partisidir, bu ülkenin partisidir&lt;br /&gt;- Uzaktan yakından gelerek birlikte tanıtımını yaptığımız bu parti geleceğin partisidir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yeni bir siyaset inşa edeceğiz, gençlerin önünü açacağız, genç bir nüfusa sahip, genç bir parti olarak kurulmuştur&lt;br /&gt;- Kadınlarımızın siyasete katılımını arttıracağız. Kadınlarımızı siyasete davet ediyoruz    &lt;br /&gt;- Edirne’den Hakkari’ye kadar tüm kadınları siyasi karar süreçlerine ortak olmaya davet ediyorum&lt;br /&gt;- Siyasetin kenarında, köşesinde bırakılan gençlerimizi siyasete davet ediyorum.&lt;br /&gt;- Bunu gerçekleştirecek olan halkımızın kendi iradesidir&lt;br /&gt;- Bugün 25 Mayıs 2009. Dün için 25 Mayıs önemli bir gündür. Bugün daha önemli hale gelmiştir. Çünkü Türkiye Partisi kurulmuştur.&lt;br /&gt;- Bütün insanlarımızı kucaklamak, kimseyi ötekileştirmemek için kurulmuştur&lt;br /&gt;- Tarihe bir kez daha 25 Mayıs’ı nakşediyoruz&lt;br /&gt;- Uzunca bir süredir partileşme sürecini birlikte yaşıyoruz&lt;br /&gt;- Ne zaman dediniz? Bugün mü yarın mı? 25 Mayıs’ı Türkiye Partisi’nin kuruluş günüm olarak seçtik. Çünkü geçmişte 25 Mayıs bizim bundan sonra atacağımız adımların köşe başlarına işaret etmektedir&lt;br /&gt;Neden 25 mayısı seçtiğini de şöyle açıkladı.&lt;br /&gt;- Bir Türk 1995’te dünyanın en yüksek tepesi olan Everest tepesine çıktı. &lt;br /&gt;- 1944’te bu ülkede milli sanayi vardı, Türkiye’de Nuri Demirağ tarafından uçak fabrikası kuruldu. Bu fabrika uçağını üretti, milli sanayimizin yolcu uçağı ile ilk yolculuk İstanbul’dan Ankara’ya 25 Mayıs 1944’te gerçekleştirildi&lt;br /&gt;- Son yüzyılını Osmanlı devleti yarı sömürge olarak geçirdi. TC kurulmuş ama Osmanlı’nın borçlarını devralmıştır. 1955 yılının 25 Mayısında TC Osmanlı’nın borçlarının son taksidini ödemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ekonomimizi bağlılılıklar, bağımlılıklar ve dış dalgalara teslim olmuş bir yapıdan kurtarıp birlikte yapılandıracağız&lt;br /&gt;- Bugün Türkiye yeni bir parti ile kucaklaşıyor&lt;br /&gt;- Türkiye, Türkiye Partisi ile kucaklaşıyor&lt;br /&gt;- Niyetimiz ve kararlılığımız hizmettir, dürüst siyasettir&lt;br /&gt;- Allah hayırlı ve doğru faydalı işler yapmamızı bizden hep iyilikler sadr olmasını nasip etsin inşallah&lt;br /&gt;- Bu parti yeni bir partidir, bu kadro yepyeni bir kadrodur&lt;br /&gt;- Türk siyasetinde çok sayıda siyasi parti var 50’nin üzerinde&lt;br /&gt;- Bunca siyasi partiden sonra neden yeni bir parti, neden yeni bir kadro, neden yeni bir siyaset tarzı?&lt;br /&gt;- Çünkü Türkiye’nin yeni bir siyaset tarzına ihtiyacı var. Milletimizin yeni bir irade ortaya koymasına ihtiyacı var. Biz buna cevap veriyoruz&lt;br /&gt;- Dünyada olup bitenler Türkiye’yi sarsıyor. Türkiye’de varolduğunuz sandığınız sorumlular Türkiye’yi küresel dalgalara teslim ediyor&lt;br /&gt;- Türkiye dışarıdan ve içerden istikrarsızlığa doğru itiliyor&lt;br /&gt;- Türkiye’nin ve halkımızın ihtiyaçlarına bu yapıda cevap yoktur. Onun için yaşadığımız koşulları iyi bilmeden Türkiye Partisi’ne neden ihtiyaç olduğunu kavrayabilmek zordur&lt;br /&gt;- Türk ekonomisi politikasızlığa teslim olmuştur&lt;br /&gt;- İşsizlik Türkiye’yi kasıp kavuruyor, feryatları işiten sorumlular yok ortada. Ekonomi sorumluları Türkiye’nin dertlerine yabancılaşmış vaziyette. İşsizin derdini bilmiyor, duymuyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Türkiye’de tarım dışı işsizlik yüzde 30’a çıkmıştır&lt;br /&gt;- Evine bir lokma götürmek için iş arayan mağdur vatandaşların feryadına kulak vermeden bu ülke yönetilemez&lt;br /&gt;- Dünyada en fazla küçülen ekonomilerden biri Türk ekonomisidir&lt;br /&gt;- Tüm sektörler şu kriz ortamında teker teker çökmektedir&lt;br /&gt;- Bu ülkede tüm sektörler tasfiye sürecine girmişken sorumluların gece gündüz mesai yapması lazım&lt;br /&gt;- Bu heyecanı hisseden varsa bu ülkede tek bir kişi varsa gelsin desin ki ‘Ben gördüm, çalışıyorlar, arıyorlar’ desin ama yok&lt;br /&gt;- Kamuoyuna arada bir paketler açıklıyorlar. Açıklanan paketlerde ne ekonomiyi bugün için ayağa kaldıracak ne de gelecek için hiçbir güçlü tedbir yok. Sadece kamuoyunu aldatma var. Sadece stoklara ve ithalata dayanan bir önlem paketi açıklıyorlar. Titanik gemisi batarken üst katta mobilyaların yerini değiştirmek demektir bu. &lt;br /&gt;- Bilmiyorlarsa gelsinler birlikte çalışalım. Bilgi birikimimizi birlikte paylaşalım.&lt;br /&gt;- Ülkede yatırım yok. Yatırım kredisi kullanabilen yok&lt;br /&gt;- Bütçe açıklarındaki patlamayı kapatabilmek için Hükümet, bankadaki tasarrufları çekmeye yönelmiştir. Böylesine bir gidiş kriz sonrası içinde sağlıksız bir gidiştir&lt;br /&gt;- Emekliler unutuldu, perişan oldu ama hatırlayan tek bir sorumlu ortada yoktur&lt;br /&gt;- Bölgemizde sınırlar değişiyor, Ortadaoğui Kafkaslar, Balkanlar yeniden şekilleniyor. Biz terörle mücadele ediyoruz. Yoğun bir diplomasi trafiği yaşıyoruz. Başbakan çiftçi ile görüşüyor mu? Gece gündüz kiminle görüşüyor. Diplomasi trafiğinde dışarıdan gelen temsilcilerle görüşüyor. Bunun anlamı bölgemiz Ortdaoğu yeniden yapılandırılırken Türkiye sorunların hiçbirini kendi stratejisi ile çözme kararlılığını göstermiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu ülkenin bir de iç siyasette görüntüsüne bir bakalım. İçerde siyasi kavgalar var. İçerde kavga çıkaracaksınız, kurumlar arasında sorun çıkaracaksınız ki dış devletlerin yapılanmalarına uygun bir durum ortaya çıksın&lt;br /&gt;- Geleneksel siyaset tarzını bir kenara bırakıyoruz, yepyeni bir siyaset tarzını hep birlikte ortaya çıkaracağız&lt;br /&gt;- Hepsinin yaptığı aynı şeydir. Mevcut partilere bir bakın. Yaptıkları siyaset tarzına bir bakın. Her birinin bu ülkenin insanlarını farklı bir köşeye çekmeye çalıştıklarını görürsünüz&lt;br /&gt;- Bu yapının değişmesi için yeni bir siyaset tarzına ihtiyaç var dedik ve Türkiye Partisi’ni bu amaçla kurduk&lt;br /&gt;- Biz ayrıştıran, kutuplara çeken bir siyasi parti değiliz. Biz demokratik bir merkez partisiyiz, Türkiye partisiyiz&lt;br /&gt;- Siyaset, yargı, üniversiteler, aydınlar, en temel milli meselemizde bile karşılıklı güven sorunu yaşarken bu ülkenin sorunları nasıl çözülecek&lt;br /&gt;- Eski siyaset tarzında kavga ve kutuplaşma vardır&lt;br /&gt;- Eski siyaset tarzı halksız demokrasi derken biz Türkiye Partisi halksız demokrasiye hayır diyerek ortaya çıkıyoruz&lt;br /&gt;- Biz kavgaya, kin ve nefrete taraf değiliz çünkü merkezdeyiz&lt;br /&gt;- Siyaseti gençlerimizle yenileyeceğiz&lt;br /&gt;- Kimseyi ötekileştirmeyeceğiz&lt;br /&gt;- Tüm farklılıklarımızla tek bir vücut olarak biz olacağız&lt;br /&gt;- Ülkemizin gerçeklerini biliyoruz&lt;br /&gt;- Hiçbir gerçeklikten kaçmayacağız&lt;br /&gt;- Kurumlar arsı güveni kuracağız&lt;br /&gt;- Sistemin çözüm üretme yeteneğini arttıracağız. &lt;br /&gt;- Bizim dönemimizde şeffaf siyaset olacak. Kamu kaynaklarının nasıl dağıtıldığını isteyen her yurttaşımız açık seçik görecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Her vatandaşımız imar tadillerinin ne zaman, kimler için yapıldığını görecektir&lt;br /&gt;- Liyakat ve başarının ödüllendirildiği bir toplumsal ve kurumsal kültür inşa edeceğiz&lt;br /&gt;- Halkın temsilcilerini, vekillerini kendisinin belirlemesine imkan sağlayacağız&lt;br /&gt;- Bu yolda bende varım diyen herkes kadromuzdur. Sağladığınız her katkı programımızdır, heyecanımızdır&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-1002551462045094389?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/1002551462045094389/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/sener-in-ilk-adm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/1002551462045094389'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/1002551462045094389'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/sener-in-ilk-adm.html' title='Şener’ in ilk adımı'/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-4323821403086790075</id><published>2009-05-23T08:45:00.003-07:00</published><updated>2009-05-23T08:45:40.933-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Yorgunum, Bir bira içip gideceğim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemal Sunal için ‘’ ağlamayı unutturan adam ’’ derlerdi. Hakikaten de öyle değil miydi? &lt;br /&gt;Öyle bir insandı ki hüzünlenmek bir yana tebessümler bir aksesuar olurdu yurdum insanlarına. Lakin göçüp gitmesiyle bu dünyadan sanki tebessümleri de kahkahaları da yanında götürdü. Gülmez olduk, gülmeyi unuttuk adeta. Onu arar olduk, anlamını arayan imgeler gibi. Hüzünler sardı etrafımızı, uçsuz bucaksız bir sis misali. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çağımız şair ve yazarları da bu hüzünlerden esinlenmiş olacak ki son çıkan eserlere bakıldığında adeta gülmeyi unutturan cinsten. Ağır melankolik bir havanın esiri olmuş bu eserler, okuyucunun da ruh haline yansıyor. Şayet okuyucunun da bu durumdan şikayetçi olduğu söylenemez.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde elime geçen bir esere değineceğim. Şakir Doğan’ ın ‘’ Yorgunum, Bir Bira İçip Gideceğim’’ adlı eseri. Cinius Yayınları’ ndan çıkmasından dolayı fazla özen göstermeden deyim yerindeyse üstün körü bir şekilde okudum. Öncelikle bir çok yerler de yazıları çıkmış olan yazarın böyle bir yayınevini seçmesine çok şaşırmıştım. Kendi tercihidir diyerek üzerinde durmadım. Öykülerini okudukça hayatta sürekli başımıza gelen fakat bir süre sonra unuttuğumuz acılarımızı, tekrardan hatırlatan unutmamamızı sağlayarak adeta gülmeyi unutturuyor bize. Ayrıca bazı insanların çok zor atlattıkları hadiselerini tekrardan yaşatarak melankolik bir yaşama sürüklüyor okuyucuları. Çoğu okuyucunun tam isteyeceği cinsten. Gençlere de arada mesaj vermeyi unutmayan öykülerinde epeyce kullandığı betimlemeler sayesinde hafif bir Mario Levi esintisi yaşatıyor insana. Betimlemelerin verdiği ayrıntıyla melankolik havanın derinlerine inerek kendine okur kitlesi yaratmaya çalıştığı aşikardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinius Yayınları’ ndan  alabileceğiniz en düzgün kitaplar arasına giren eser, melankolik ruh hali içine girmek isteyen ve okumayı fazla sevmeyenler için ideal gibi gözüküyor. Oldukça rahat okuna bilen ve akıcı anlatımıyla günümüz okur kitlelerinin gözünden kaçmayacağını sanıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-4323821403086790075?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/4323821403086790075/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/yorgunum-bir-bira-icip-gidecegim-kemal.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/4323821403086790075'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/4323821403086790075'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/yorgunum-bir-bira-icip-gidecegim-kemal.html' title=''/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-4442631455004002021</id><published>2009-05-23T08:45:00.001-07:00</published><updated>2009-05-23T08:45:24.821-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Yeni nesil sömürgecilik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1914 ile 1918 yılları arası dünya tarihinin en hazin olaylarından birine sahne olmuştur. 1. Dünya Savaşı, tüm dünya devletlerinin ilk defa bu kadar kitlesel olarak harekete geçtiği bir savaş olarak geçmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaşın başlangıç tarihi 1914 olmasına rağmen zemin hazırlıkları daha önceden başlamıştır. 1914 olarak alınması ise herkesin bildiği gibi o meşhur suikast olayıdır. Bu olay resmi başlangıcıdır. Ya resmi olmayanı….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaşın çıkış nedenlerini incelediğimiz zaman göreceğimiz manzara devler arası ekonomik gelişmeler olduğunu göreceğiz. Sanayi devrimi ile başlayan belirgin ekonomik yarış, ülkelerin sınırları yetmeyerek kendilerine yeni topraklar aramasına sebep oldu. Bu durum ise sömürgeciliği başlattı. Ekonomik güç sayesinde teknolojiyi elinde bulunduran devletler, teknolojileri sayesinde elde ettikleri silah sanayisinin vermiş olduğu güç ile geri kalmış diye tabir edilen 3. Dünya ülkelerine saldırdılar. Çeşitli bahaneler vesilesi ile de bu topraklarda hak sahibi olduklarını iddia ederek sömürge elde ettiler.  İşte 1. Dünya Savaşı’ nın görünmeyen en belirgin özelliği budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaşın bitiminde kurulan çeşitli kurum ve kuruluşlarda verilen sahte sözlere göre sömürgecilik bitecek ve tüm dünyada barış sağlanacaktı. Bir nebze sözler tutuldu.. Sömürgecilik kaldırıldı ama bu seferde aynı misyonu  benimseyen mandacılık başladı. Sadece isimleri değişik olan bu hakimiyet şekilleri ülkeler arasındaki ekonomik sorunlara neden oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mandacılığın yaygınlaşmasıyla ülkeler arası ekonomik savaş gözle görülür hale geldiğinde bu sefer de 2. Dünya Savaşı patlak verdi. 1. Dünya Savaş’ ile aynı sahneler oynanan bu savaşın yine finali de aynı oldu. Verilen sahte sözler. Her savaş sonrasında verilen bu sözlere göre her devlet kendi toprak bütünlüğünü kendisi sahip olacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaşların bilançoları sonucunda ülkeler arasında kısa da olsa bir ara meydan geldi. Gerek insan gücü gerek maddi güç olarak büyük kayıplar veren devletler arasındaki bitmek tükenmek bilmeyen savaşı başka şekillere sokma yollarını aradılar. Ve buldukları da söylenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüze bakıldığında bu tür olaylara nadir olarak yaşansa da sömürgeciliğin ya da mandacılığın  yeni modellerini görmemek elde değildir. Çeşitli ülkeler yine eski zamanlardaki gibi topla tüfekle sömürgeleştirmeye çalışsa da, çoğu ülkeyi daha değişik yollarla sömürgeleştiriyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin; bu işler konusunda uzman olan A.B.D’ yi inceleyim. 1. Dünya Savaşı’nda yeni sahneye çıkan bu devlet kazananlar kulübünde yer alıyor. 2. Dünya Savaşı’ nda ise bu kulübün başına geçiyor ve tahtı bıraktığını da söylemek mümkün değil. Peki bunu nasıl başardı? – Başarmak kelimesi bu cümlede ne kadar doğru bir kullanım değil ise de – A.B.D izlediği politikalarda hem eski olan top ve tüfeğini kullanıyor Irak, Afganistan ve nice devletlere yaptığı gibi bir de yeni nesil olan modayı kullanıyor. Masalarda dönen oyunlara göre hangi devletin genç nüfuzu güçlü ise o devlet güçlüdür anlayışı vardır. Lakin A.B.D bu anlayışı kullanarak kendi lehine çevirdi. Gençleri moda aracılıyla kullandı ve kendisine özenmelerini sağladı. Gerek kurduğu film stüdyoları gerek müzik şirketleri yani gençlerin ilgi alanları…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de tüm dünya devletlerini kullandığı bir husus var. Bu husus ise dil konusu. İngilizceyi evrensel bir olarak gösterdi ve kabul ettirdi. Günümüz zihinlerine reformlaşma adıyla benimsettiği bu anlayış ne yazık ki ülkemiz de zorunlu hale geldi. Artık anasınıflarına giden çocuklarımızın kendi dilleriyle birlikte bir başka yabancı dilde öğretiliyor. Tıpkı Afrika’ daki sömürge ülkeler gibi. İlköğretime gelindiğinde ise zorunlu hale gelen bu anlayış bir müddet sonra gençlerimizin tamamen soylarından kopmasına , Türkçelerinden uzaklaşmasına sebep oldu. Örneğin, Anadolu lisesi kavramını, halkımızın zihinlerini kurcalarsak İngilizce eğitim ağırlıklı eğitim kurumları olarak oluştuğunu göreceğiz. Eğitimi incelediğimizde ise ders sayısı bakımından İngilizce, edebiyat dersleriyle eşit ya da daha fazla olduğunu göreceğiz. Evrensel kentlerde ise durum daha da vahim. Gençlerin dünyaya bakış açılarını ve hayallerini irdelemeyi korkuyorum çünkü maalesef orada A.B.D’ nin başarılı olduğunu göreceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29,04,2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-4442631455004002021?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/4442631455004002021/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/yeni-nesil-somurgecilik-1914-ile-1918.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/4442631455004002021'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/4442631455004002021'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/yeni-nesil-somurgecilik-1914-ile-1918.html' title=''/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-6084609537706640529</id><published>2009-05-23T08:44:00.001-07:00</published><updated>2009-05-23T08:44:41.868-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Uzan dım gören yok mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen günler içersinde her zaman yaptığım gibi markete girdim; yeni dergiler bakmak ve gazete almak için. Bir an olsun gözüm girişteki kitaplara takıldı. Öyle bir yer de duruyorlardı ki sebzelerin arasında laf olsun diye konmuştu sanki, büyük ihtimalle de öyleydi. Kitapları incelemeye başladım; kitapların çoğunun hoş ama boş diye tabir edilen türlerdi ama aralarında güzel olanları da yok değildi. Fiyatlarının uygun olmasından dolayı kendimi alamadım birkaç tane aldım. Sanki karpuz seçiyordum dışardan o kadar komik duruyordum ki her halde sebzelerin arasında geçenlerin gözlerinden kaçmasa olması gerek. Etraftakilerin bakışları arasında karpuzlarımı pardon kitaplarımı almıştım. İçimden kitaplara yapılan bu saygısızlığa söylenirken gözüm bir kitaba takıldı. Arada bir yerde uzanmıştı sanki. En arkada kimse görmesin diye sanki gizlenmişti. Elimi aldım ve üzerindeki tozları temizlerken gördüğüm manzara şaşırtıcıydı. Şimdi anlamıştım neden arkada gizlenmiş olduğunu. Eser Mustafa Yılmaz’ ın Kendi Kaleminden Bir İmparatorluğun Çöküşü adlı kitaptı. Üzerinde ise gözümüze sokmak istercesine Kemal Uzan yazıyordu. Çoğu bu konuyla ilgili kitap gibi bunu da boş olanlardan zannettim fakat yanılmış. Başlarda bunu da gündemi karıştırmak için yazılan kitaplardan zannettim fakat yanılmaya devam ediyordum . Gündem de darbe günlükleri modayken Uzan’ ın günlükleri de öyledir zannettim ama en büyük şoku burada gördüm. Değil di hiç biri  Kemal Uzan’ ın kendi elleriyle yazdığı günlerdi bu. İnanamadım Kemal Uzan ortada yok iken bu kitap nasıl vardı nasıl yazılmış kafam karışmıştı ama lakin bu eser artık benimdi. Eve gittiğimde bir solukta bitirdiğim kitap ise gerçeği gösteriyordu. Onca dolandırıcılık olayları ortaya çıkmıştı ama Kemal Uzan hiçbir alakası yoktu bunlardan. Onca şeyin temelini atan, kuran Kemal Uzan’ ın hiçbir alakası yoktu çok şaşırdım. Olaylar karşısında nasıl durduğu ise merak konusu. Kendi kurduğu imparatorluk oğulları ve eşi tarafın yok edilmişti sanki onca siyasi olay öncesinde üstelik. Hiçbir siyasi olay olmamıştı veya biz öle sanıyorduk fakat kitaba göre siyasi olaylar öncesi başlamıştı gerileme döneminin ayak izleri duraklamaya giderken. Şimdi ne durumdalar orası merak konusu iken Kemal Uzan’ ın duruşu o içindeki feryat daha da merak konusu doğrusu. Şimdi anlamıştım kitabın niye uzanıyormuşçasına arkada durduğunu. Artık yorulmuştu, artık bıkmıştı. Kaptanlar misaliydi hali, batışı seyrediyordu. Dibe doğru….     &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;08,08&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-6084609537706640529?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/6084609537706640529/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/uzan-dm-goren-yok-mu-gecen-gunler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/6084609537706640529'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/6084609537706640529'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/uzan-dm-goren-yok-mu-gecen-gunler.html' title=''/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-1060691712733092872</id><published>2009-05-23T08:40:00.005-07:00</published><updated>2009-05-23T08:40:44.902-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Şıklar arasına sıkışan hayatlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni yıllar başlıyor. Yeni hayatlar, yeni haftalar, yeni günler….&lt;br /&gt;Zaman akıyor, kum saatinin kumları gibi…&lt;br /&gt;Hayat devam ediyor kısacası. Yeni işler, aşklar, olaylar….&lt;br /&gt;Her zaman olan olaylar, sabah sekiz akşam beş…&lt;br /&gt;Yalnız bir de onlar var. Sabahın kim bilir kaçında kalkan o uykusuz gözler…Sabahın o ayazında sırtında kim bilir kaç kilo ağırlığındaki çantalarıyla yürümeye çalışan o yorgun gözler… &lt;br /&gt;Onlar içinde zaman akıyor ama ne için? Hayatlarındaki sadece o üç saat on beş dakika için. Fakat bir hayat, bir gelecek nasıl olurda bu kısacık dakikalara sığdırılır! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1998 de seyrettiğim sistemi eleştiren bir film Dövüş Klubü(Fight Club)..&lt;br /&gt;Film çok eski olmasına rağmen sistemi o kadar güzel eleştiriyor ki filmi anlamak için aradan uzun zamanlar geçmesi gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de Sınav var. Ülkemizde sinema da ilklerin yaşandığı bir film. Ülkemizde olan sınav sistemini eleştirmesi yaşattığı ilklerden biri. Filmi seyredip de beğenmeyen çok az kişi vardır. Fakat filmin içindeki konuyu anlayan kişilerin sayısını merak ediyorum.&lt;br /&gt;Peki o konuyu anlayanlar neredeler. Sınavın öğrenciye yaşattıklarını seyredip, Yiğit Güralp’ ın yazdığı senaryoyu alkışlayanlar neredeler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım filmleri sadece seyretmek için seyrediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana baba eğitilmiş olsalar, Eğitilmiş çocuk doğurmak mümkün olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Goethe&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suçu eğitim sisteminde mi aramalı yoksa onlarla mücadele etmeyenlerde mi veya edemeyenlerde mi. Öğrencinin sistemle mücadele etmesini ne kadar bekleyebiliriz ama mücadele edebilen varsa helal olsun. Ne kadar doğru söylemiş ulu önderimiz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğitimdir ki bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı yüce bir sosyal toplum haline yaşatır&lt;br /&gt;Veya bir milleti esaret ve sefalete ter eder.&lt;br /&gt;M. K. Atatürk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AB’ ye girmeye çalıştığımız şu günler de eğitim sistemimizin gülünç vaziyette olması ne utanç verici. Hayatlarında ilk atımlarını atmaya başladığı günlerde gençlerimimizin önüne deneyimler sunacağımıza şıklar sunuyoruz hayatı öğrensinler diye. Ne kadar yanlış, ne kadar da utanç verici.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat bir soru kitapçığından çok daha fazlasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence her soru kitapçığının başına yazılması gereken bir cümle. Zaman yakınken gençlerimizin hayatlarını mahvetmekten vazgeçelim. Hatanın neresinden dönersek kardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ocak,2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-1060691712733092872?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/1060691712733092872/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/sklar-arasna-sksan-hayatlar-yeni-yllar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/1060691712733092872'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/1060691712733092872'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/sklar-arasna-sksan-hayatlar-yeni-yllar.html' title=''/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-867462573045489551</id><published>2009-05-23T08:40:00.003-07:00</published><updated>2009-05-23T08:40:27.731-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Sahaf&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat devam ediyor.  Akrep ile yelkovan birbirini kovalarken sıkışıyor hayatlarımız bu kovalamanın arasına sebepsizce. İki kapılı bir han misali bir yerden giriş, bir yerden çıkış…&lt;br /&gt;Lakin dönüp arkamıza baktığımızda kalan nelerdir acaba? Evlatlar, evlatların evlatları böyle gider soy ağacı fakat ağacın sonu? Diyeceğim o ki bu fani dünyada kalmıyor insan oğlu. Yaptığı eserler deseniz bir depreme bakar. Ertesi gün yerle bir. Fakat öyle bir şey var ki şu dünyada hadislere konu olmuş, deyim yerindeyse dünyanın çivileri. Ne mi onlar? Tabi ki de ağaçlar… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğanın, belki de bize lütfü sayılacak armağanı. Yaşama kaynağımız, her gün nefes alıp vererek şu fani dünyada bir dakika bile daha fazla yaşamamızı sağlayan ağaçlar.. Bedenlerimizin besin kaynağı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bedenlerimizin besin kaynağı olmakla kalmıyor yarattıklarıyla da ruhumuzun besin kaynağı oluyorlar. Kitapların o büyülü dünyasına ulaşmamızı sağlayan ağaçlar. Bu sayede hem ruhumuzun hem de bedenimizin besin kaynağına kavuşuyor. Belki de o kitaplarda anlatılanlar ağaçların iç dünyalarıdır, belki de ağaçların gördükleri geçirdikleri, izlenimleridir kim bilir.&lt;br /&gt;Kitaplarla ilgilenmek öyle kolay değildir. Hem çok zararlı hem de çok yararlı olabiliyorlar sadece kullanmasını bilmeli. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen gün, adeta kitapların kullanma kılavuzu çıkarabilecek insanlardaydım. Sahaflarla….&lt;br /&gt; O  bilge insanlarla ya da hazineyi korumaya çalışan muhafız edasıyla bekleyen insanlarla. Bilge insanlar dememin sebeplerinden birisi ise hemen hemen hepsinin yaşlarının epeyce ileri olmasından. Ama bir o kadar da çocuksular, bir o kadar maceracı, bir o kadar hayalperest….&lt;br /&gt;Hazineleri sayesinde tabi ki de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gençlerin özellikle şu son günlerde, Issız Adam filminden beri sahaflara olan ilgisinin artmasıyla gençleşmeye başlamış ortamlar. Lakin nereye kadar elbette gençlerin bu heveslerinde geçecek. Keşke geçmese. Bir kerecik olsun geçmese. Artık göreceğiz ne olup, ne olup olmayacağını. Değinmeden edemeyeceğim uğrayan herkese sıcak bir gülümsemelerini esirgemeyen bu insanlara bir uğrayın kitap okuma oranımız yerlerde de sürünse bile insanlık değerlerimizde sürünmüyor ya…. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15,04,2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-867462573045489551?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/867462573045489551/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/sahaf-hayat-devam-ediyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/867462573045489551'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/867462573045489551'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/sahaf-hayat-devam-ediyor.html' title=''/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-9009630397341457634</id><published>2009-05-23T08:40:00.001-07:00</published><updated>2009-05-23T08:40:08.840-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Eğitim sistemi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ramazan ayı hatırıma geldi. Ne alaka diyorsunuzdur içinizden. Açıklayayım. Aslen hatırıma gelen Ramazan ayına mahsus olan davulcular. Davulcularda Şeyh Şirazlı Sadi’nin şu sözünden çağrışım yaptı: ‘’Cahil insan davul gibidir. Sesi çok çıkar ama içi boştur.’’ İşin betimlemesi bir yana ne kadar da doğru değil mi bu söz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cahil insanlarımız o kadar da çoğaldı ki. Özellikle şu yüz senedir. Osmanlı’nın son zamanlarından başlayan kötü eğitim sistemi günümüzde de etkilerini gösteriyor. Osmanlı’nın son zamanlarından başlıyor dememin sebebi şudur: 1890 yılında henüz on yaşında olan bir çocuğu anlatacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yer Selanik. Küçük Mustafa sekiz yaşında okuldan ayrılmak zorunda kalmıştı. On yaşında içindeki okuma ateşi dinmeyince ailesi onu tekrar okula yazdırdı ve burada yüzü kanlar içinde kalacak şekilde, yeni okulundaki öğretmeninden dayak yedi. Ailesi onu yeniden okuldan aldı. Sinirden ve korkudan üç gün evinden çıkamadı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorarım size bu hangi eğitim sistemine girer, hangi pedagoji kitabına girer?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihlerimiz 1930 yıllarını gösteriyor. Gencecik Türkiye Cumhuriyeti artık devrimlerini yavaş yavaş sonlandırmaya başlamış. Ve ilginçtir o zamanlarda görülen eğitim sistemi şimdikinden daha iyi. Okuma oranları hızla artıyor. Türkiye Cumhuriyeti artık eğitim düzeyi ile de istatistikleri yanıltıyor. Ta ki 1950 – 60 lara kadar. Artık atamız yoktu başımızda. Bazı kişilerin tekelindeydi yönetim ve halkta sesini çıkaramıyordu. Malum çıkaranların sonucu ortadaydı. İşte şimdiki bu iğrenç eğitim sistemimizin temeli bu zamanlarda atılmaya başladı. Sistem öyle bir hal aldı ki atamız ile bilgiler bile ezbere ve cehalete dayandı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niçin cehalete diyorum. Çünkü: Misal, herkes Atatürk’ ün 1881 de doğduğunu  biliyor veya öğle öğretiliyor. Halbuki yanlış Atatürk 1881 de değil 1880 de doğmuştur. Atatürk’ ün annesi Zübeyde Hanım’ ın Şapolya’ ya söylediğine göre Atatürk, erbainde, yani kışın ilk kırk gününde( 23 Aralık – 31 Ocak) doğmuştur. Hatta klasik tarih kitaplarımızda gördüğümüz Ali Rıza Efendi fotoğrafın da yalanmış. Bunu da Atatürk, Falih Rıfkı Atay’ ın eserinde alaycı bir dille : ‘’Bu bizim peder değildir.’’ dediği yazılıdır. Görüyorsunuz daha ulu önderimiz ile bilgileri bile doğru düzgün öğretemeyen eğitim sistemimiz var. Eğitim sistemimizin temelinde sorun olduğuna göre üst katlara çıkmaya gerek duymuyorum. Yalnız Bernard  Shaw’ın şu sözüne de değinmeden geçemeyeceğim: ‘’ Hareket halindeki cehaletten daha korkunç bir güç yoktur.’’ Avrupa’ nın en kalabalık ülkelerinden bir olmamız ne kötü değil mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-9009630397341457634?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/9009630397341457634/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/egitim-sistemi-ramazan-ay-hatrma-geldi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/9009630397341457634'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/9009630397341457634'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/egitim-sistemi-ramazan-ay-hatrma-geldi.html' title=''/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-4267654814758333019</id><published>2009-05-23T08:39:00.003-07:00</published><updated>2009-05-23T08:39:50.448-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Şu son zamanlardaki olaylar yüzünden ilk  ve orta okul tarih kitaplarımı tozlu raflardan indirmenin vakti geldiğini anladım. Sandalyenin üzerine çıktım biraz arka taraflarda bulunan kitaplarımı buldum. Hemen sayfalarını karıştırmaya başladım. Ta ki aradığım şeyi buluna kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lidyalılar&lt;br /&gt;Güzel Egemin şimdiki İzmir’ in Ödemiş ilçesine yerleştikleri yazıyordu. Basit bir kavimmiş gibi gözüken Lidyalılar daha sonra Lidya Devleti’ ni kuruyorlar. Ama benim asıl aradığım bilgiler bunlar değildi. Lidyalıların günümüze taşıdıkları miras yani ‘’ Para ‘’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lidyalılar ve Para&lt;br /&gt;Lidya’ nın insanlık tarihine en büyük katkısı parayı icat etmiş olmalarıdır. Başkent Sardes’ in içinden geçen Pak tos Irmağı’ nın alüvyonlarında doğal olarak bulunan altın – gümüş karışımı’’ elektra’’ madeninden basılan ilk sikkelerin üzerinde Lidya Krallığının arması olan aslan başı bulunuyordu. İlk Lidya sikkeleri muhtemelen Alyattes döneminde basılmıştır. Sikke basımının daha iyi bir duruma gelmesi ve elektron yerine altın ve gümüşten ayrı olarak sikke basımı Kral Kreises zamanında ortaya çıkmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bilgileri tekrar okurken çeşitli soru öbekleri aklımdan geçmeye başladı. Acaba Lidyalılar parayı icat ederken durumun şimdiki gibi olabileceğini düşünmüşler mi? Acaba aynı zamanda krizlerinde temelini atmış olmuyorlar mı? Acaba, acaba diye sorular devam etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle bir durum aldık ki tabir yerindeyse’’ Dinimiz, imanımız para’’ oldu. Bunu Lidyalıları mı borçluyuz yoksa parayı doğru kullanamamaktan mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazete de okuduğum bir haber karşısında adete yıkıldım. Bir öğretmen, öğrencisinin 2 TL olna temizlik parasını ödeyemeyince koluna temizlik parasının kısaltılmışı olan ‘’ Tem Par’’ yazıyor. Bu öğrencinin babasının basına söylediklerine göre’’ Bu mu insanlık? Öğretmenler hiç yoktan anlamıyorlar mı? Cebimde 2 TL olsa vermez miyim? ‘’ dedi. Ne durumdayız farkında mısınız? Babalarımız daha 2 TL olan temizlik parasını ödeyemezken çolununu çocuğunu nasıl doyursun ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Krizin temelini Lidyalıların attığını sanarken, yanıldığımı fark ettim. NTV Tarih dergisinin son sayısında krizin temelini Lidyalıların değil Türklerin attığını iddia ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanuni’ nin Hollanda kralına yolladığı lale soğanlarıyla başlayan süreç büyük bir ekonomik değer yaratmış; bugünkü krizde büyük vebali olan vadeli kağıtlar ilk defa o devirde kullanılmış; henüz toprağın altındaki lale soğanları üzerine sözleşmeler düzenlenmişti. Lale çılgınlığı, finansal krizler tarihine özgü bir vaka olarak her zaman hatırlanmayı hak eder. Kitaplar tulip( lale) kelimesinin fiziksel benzerlik nedeniyle, Türkçe ’’ türban’’ dan türediğine kayıt düşüyor. Zaten felaketin tohumları 1562’ de Kanuni Sultan Süleyman’ dan Hollanda kralına armağan olarak bir sandık lale soğanını Antwerp limanına indirilmesiyle atılır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakanın ‘’ Hamdolsun! Kriz bizi teğet geçti.’’ Sözüne kimileri hak verdi. Kimileri ’’ Başbakan, geometri derslerinde uyuyormuş.’’ diyerek alay ettiler. Türkiye’ nin kendi içinde önceki yıllara göre ilerleme kat etmiş olabilir fakat dışarıya göre durumu nasıl işte orası muamma. Posta Gazetesi’ nin 23 Şubat 2001 tarihli sayısında çıkan Türkiye durumunu sizlere bırakıyorum ve tabiî ki de yorumu da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Dünya Savaşı’ n dan bugüne Türkiye’ nin dalgalı ekonomisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13 Ocak 1942&lt;br /&gt;‘’Ekmek Karnesi’’ uygulaması başladı. 7 yaşa kadar çocuklar günde 187,5 gramlık çeyrek ekmek, büyükler ise 375 gramlık yarım ekmek dağıtıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7 Eylül 1946&lt;br /&gt;İlk devalüasyon Dolar 1,83 den 2,83 TL ye yükseldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1958&lt;br /&gt;Ağustostaki devalüasyonla Dolar 2,83 den 9 TL ye çıktı. Enflasyonun artışıyla ücretlerle düştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1959&lt;br /&gt;Bütçe açığı 266,7 milyon dolara yükseldi. Türkiye hayat pahalığında Brezilya’ dan sonra dünya ikincisiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 Ocak 1961&lt;br /&gt;IMF ile ilk stand by anlaşması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 Ağustos 1970&lt;br /&gt;Dolar 9 dan 15 TL ye yükseldi. IMF ile stand by yapıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1973&lt;br /&gt;Petrol krizi, Amborga ve fiyat artışı 1974 de daha da şiddetlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1977&lt;br /&gt;İktisadi durum daha da kötüleşti. Dönemin başbakanı Süleyman Demirel ‘’ 70 sente muhtacız’’ dedi. Tüp kuyrukları uzadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1978&lt;br /&gt;Yağ sıkıntısı had safhaya ulaştı Margarin ve başta Samsun olmak üzere filtreli sigaralara karaborsaya düştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1979&lt;br /&gt;Mazot sıkıntısı baş gösterdi. Anadolu da pazara gönderilmeyen ürünler çürüdü. Benzin karne karşılığında dağıtılmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1980&lt;br /&gt;Zamlara karşı tepki olarak İstanbul’ da halk bilet almadan vapura bindi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1982&lt;br /&gt;Banker Kastelli  olarak tanınan Cevher Özden, topladığı paraların faizini ödeyemeyince kasalarına el konuldu. Kendisi yurt dışına kaçtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1994&lt;br /&gt;Memurlar zam oranlarını protesto için bir günlük iş bırakma eylemi yaptı. Aynı yıl üç banka tasfiye edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21 Şubat 2001&lt;br /&gt;‘’ Kara Çarşamba’’ olarak adlandırıldı. ‘’Dalgalı Kur’’ politikasına geçildi. Ahmet Çakmak adlı esnaf Ecevit’ e yazar kasa fırlattı. Yılın son çeyreğinde, işsizlik oranı 10,6 ya ulaştı.&lt;br /&gt;İşsizlik sayısı 2,3 milyonu buldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;09,03,2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-4267654814758333019?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/4267654814758333019/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/su-son-zamanlardaki-olaylar-yuzunden.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/4267654814758333019'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/4267654814758333019'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/su-son-zamanlardaki-olaylar-yuzunden.html' title=''/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-480833682331432234</id><published>2009-05-23T08:38:00.004-07:00</published><updated>2009-05-23T08:39:10.757-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Ne nefesmiş ama!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim teyzeyi bilir misiniz? Hani üfürükçü olanı.  Lügatları karıştıralım bakalım kimmiş, kimin nesiymiş bu teyze. Üfürükçü teyze uydurma tespit yapanların hasta tedavisinde kullandıkları yöntem. Suya üfürerek tedavi etme yöntemiymiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl olayımıza dönelim. Siz bir zamanlar padişahın üfürükçü başı olduğunu biliyor muydunuz? Sayyadizade Efendi diye bir şahıs varmış. İstanbul’ a Halep’ ten geldiği varsayılır ve Rufai Tarikatının şeyhlerindeydi. 2. Abdülhamit’ in gördüğü bir rüya üzerine saraya çağrılarak sultanın üfürükçü başı ve muskasıcı olarak görev yapmaya başladı. Kısa zamanda sarayda büyük bir nüfuz elde eden Şeyh Ebülhüda Efendi verdiği asılsız jurnallerine, torpillerine, usulsüzlüklerine, kurnazlığına rağmen Abdülhamit’ in vazgeçemediği adamlarından biri oldu. Bunun en önemli nedenlerinden biri, onun rüya tabirlerindeki hünerinin dışında, Arap dünyasındaki etkili ismidir. Abdülhamit onun aracılığıyla Türkmenistan, Hindistan gibi yerlere dervişler göndererek halifeliğe olan bağlılıklarını sağlamaya, güçlendirmeye çalışmış. İngilizlerle bir takım gizli görüşmeler yaptırarak, onu bir istihbarat elemanı olarak da kullanmıştır. Elbülhüda, kazaskerliğe kadar yükseldi, ancak onun en büyük arzusu Şeyhülislamlık makamı oldu. Bu emeline ulaşmak için çeşitli entrikalar çevirmesine rağmen yine de başarılı olamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1908 de 2. Meşrutiyet’ in ilanından sonra zor günler geçirdi. Halkın ve Jön Türklerin tehdidi ile konağından kovuldu. Yurt dışına kaçmaya çalışsa da bu bir türlü gerçekleşmedi. Mayıs 1909 da Büyükada’ da öldü. Tarihe en önemli üfürükçülerden olarak yer aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebülhüda Efendi, dönemin mizah dergilerine sıkça konu olmuştur. 14 temmuz 1908’ de meşrutiyet yeniden ilan edilince, istibdat döneminde uygulanan ağır sansür kaldırılmış ve bu hürriyet ortamında ardı ardına gazete ve dergilerde çıkmaya başladı.Bunların ilk örneklerinden biri de 22 ağustos 1908 de Sermet Muhtar, Sait Hikmet ve Osman Kemal’ in çıkardığı El Üfürük dergisi oldu. Risaleye El Üfürük adı 2. Abdülhamit’ in üfürükçü başından esinlenerek bu isim verilmişti. El Üfürük adlı dergi ‘’ Yüz yılda bir çıkar’’ alt yazısıyla yayımlanır ve büyük ilgiyle karşılanır. Hatta korsan baskıları yapılır. – Bu arada korsan baskıların bu coğrafya da ki temelini de bulduk.- Tam yüz yıl sonra, 2008 temmuzunda Kenan Sarıalioğlu, Hakan Sümer, Bülent Sümer ve Veysel Usta Trabzon’ da El Üfürük’ ün ikinci sayısını çıkardı. Ne nefesmiş be! El Üfürük’ ün özgün baskısı ile günümüz koşullarına ilişkin yorumlar bir arada eğlenceli bir yapıt olmuş. Risalede karikatürler önemli yer almaz, yazılı mizah ağır basar. Bu sayıyı kaçırmayın çünkü gelecek sayı 2108 ‘de çıkacak. Ne olur ne olmaz nefes bu. Ayriyeten on iki yıllık aboneliğe zaman makinesi hediye ediyorlarmış. Nefesi bol ola….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asırda bir defa eşref saatte yayımlanan&lt;br /&gt;şeytan ve cinlerin avalini dile getiren gazete&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Garib ü enteresan bir Türkçedir&lt;br /&gt;El Üfürük&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;01,04,2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-480833682331432234?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/480833682331432234/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/ne-nefesmis-ama-bizim-teyzeyi-bilir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/480833682331432234'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/480833682331432234'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/ne-nefesmis-ama-bizim-teyzeyi-bilir.html' title=''/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-617688357857646854</id><published>2009-05-23T08:38:00.003-07:00</published><updated>2009-05-23T08:38:48.334-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Muhafazakar medya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap okuma oranı yerle de olan ülkemizde, en azından gazete okunması bir nebze rahatlatıyor insanı. Lakin öyle bir hal aldı ki hangi gazeteyi okuyor isek gazetenin yüklenmiş olduğu vizyon ve misyonu okuyucuyu da yüklüyoruz. Yani okuyucunun okuduğu gazeteden siyasi görüşünü çıkarmaya çalışıyoruz.  Acaba ne derece doğru? Eskiden de bu böylemiymiş acaba?  Matbaayı gavur icadı diyerek kabul etmeyerek doğru mu ettik sizce? Anladığım o ki bazılarımız, bazı durumları bağnazlık boyutuna getirmiş. Matbaa olayında ve hayliyle teknolojiyi gavur icadı diyerek kesin yargılara vardığımızda sonucumuzu gördük. Diyeceğim okuyucunun, okuduğu gazeteden siyasi görüşünü de çıkarmaya çalışmak bağnazlık boyutuna getirmez mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sultan 2. Beyazıt'ın 1492 yılında topraklarına kabul ettiği engizisyondan kaçan Yahudiler, matbaacılık tekniğini beraberlerinde getirmişlerdi. Osmanlı'ya gelişlerinden hemen bir yıl sonra, David ve Samuel ibn Nahmias kardeşler 1493 yılında İstanbul'da ilk basımevini (matbaayı) kurdular. Kendilerine Tevrat ve dini kitaplar basma izni verilmişti. Bu tarihten sonra çeşitli kereler matbaa açma girişiminde bulunan Osmanlı'nın İslam tebaasından kişilere hep karşı çıkılmış, Kuran'ın daha önce olduğu gibi mutlaka elle yazılması gereğini belirten bu kişiler zamanın önemli kişileri olan hattatlar tarafından kışkırtılmış ve himaye görmüşlerdir. Osmanlı topraklarında çalışan ilk matbaadan 234 yıl sonra Osmanlı'nın İslam tebaasından olan İbrahim Müteferrika, Lale Devri olarak bilinen dönemde, 1727 yılında matbaasını kurmuştur. Anlaşılan o ki gavur icadı yavaş yavaş etkisini göstermeye başlamış. 1860'tan sonra matbaacılıkta hızlı bir gelişme görüldü, Encümen-i Dâniş (Bilim Akademisi), Cemiyet-i İslamiye-i Osmaniye, Cemiyet-i Tedrisiye-i İslamiye gibi yayın çalışması da olan kurumların, yeni okulların açılmasıyla ders kitabı gereksiniminin artmasının ve Tercüman-ı Ahval, Tasvir-i Efkâr, Mecmua-i Fünun gibi kendi özel basımevlerini kuran gazete ve dergilerin bu gelişmede belirgin etkisi oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve medya başladı diyebiliriz. Belli bir tekelcilik olsa da. Zaten günümüzde de öyle değil mi? Durup geriye baktığımızda belirli bir tekelcilik  anlayışı hakim olmuş medyada. Fakat şu son zamanlara baktığımızda belirli bir zamana kadar tekelcilik varmış ama artık bu anlayışın bir adım geride olduğunu görüyoruz veya tekelcilik   devam ediyor da biz göremiyoruz. Misal medya patronlarımızı sahnelerde görürken tirajlara baktığımızda başka kuruluşları görüyoruz. Özellikle 28 Şubat sürecinden sonra gördüğüm bu tablo beni şaşırtıyor doğrusu. Lakin bir o kadar da sevindiriyor çünkü medyamız tekelcilik zihniyetinden kurtulmaya başladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yükselişlerden birisini de muhafazakar medya kuruluşları yaptı. Çoğu zaman geri adımda görülenler, artık kendilerini göstermeye başladı. Bazı işlerde başarılı olduğunu  da değinmeden geçemeyeceğim. Gerek dünya çapında aldıkları ödüller, gerekse ülke içinde verdikleri eğitimler yadsınamaz boyutta. Kimsenin uygulamadığı politikaları kullanarak sanki biz buradayız diyorlar. Zaman’ ın abonelik usulü ile satılması – büyük çoğunluğunun – sürekli tirajlarda en önde olmasını sağlıyor. Aldığı tasarım ödülünü de bir kenara koymayarak, gençleri yetiştirmeye başladı. Hatırlarsınız 5N1K+T günlerini. Hatta Zaman ve muhafazakar kesim dışında Taraf’ ın da bu konuyla ilgili haber çıkarması Taraf’ ın da tirajlarının artmasını sağlamıştı. Diyeceğim o ki gözükmese de medyamız  muhafazakar kesimin çabalarıyla canlanma gördü. Siyasi amaç olabilir de olmaya bilir de . Bir zamanlar matbaayı engelleyenler damgasını yiyenler medyayı canlandırmaya çalışıyor. Gerek BSF’ nin Gazetecilik Okulu, gerek Genç Dergi’ nin Genç Akademisi, gerekse Zaman’ ın 5N1K+T günleri. Siyasi oyunlar ne derece etkili o bizi ilgilendirmez gazetecilik olarak bakıldığında çalışan kesim ve oturduğu yerde sayanlar olduğu gözüküyor. Matbaayı gavur icadı diyenler bu kesim olsaydı sizce neden bu kadar çalışsınlar? Gavur icadı diyerek o zihniyeti devam ettirenler devam ediyor. Diyeceğim elma ile armudu karıştırmayalım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24,04,2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-617688357857646854?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/617688357857646854/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/muhafazakar-medya-kitap-okuma-oran.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/617688357857646854'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/617688357857646854'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/muhafazakar-medya-kitap-okuma-oran.html' title=''/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-529351764323963673</id><published>2009-05-23T08:38:00.001-07:00</published><updated>2009-05-23T08:38:23.988-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Latin harflerinin Türklerin ‘’aşk’’ larıyla tanışması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihlerimiz aylardan nisanı günlerden dördünü gösteriyordu. Hava çok güzeldi. Bahar geliyordu. Kuşlar ötüşüyordu, doğa uyanıyordu. Anlayacağınız tam dışarı çıkıp gezmelik hava ama maalesef evimde oturuyorum. Niçin mi? Hastayım çünkü. Sabahtan beri akan burnumdan bıkmış bir vaziyette evimde oturuyorum. Ama bir yandan da boş durmamaya çalışıyorum. Bir elimde sıcak bir fincan – daha doğrusu kupa, hani şu kocaman olanlardan- diğerinde ise dergim var. Sayfalarını karıştırıyorum. Gözümün sulanmadığı zamanlarda adeta yazıların içine giriyorum ama genelliklere yazılara üstün körü bakıp geçiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken bir yazı dikkatimi çekiyor. Başlığı aynen aktarıyorum: ‘’ Yeni Türk alfabesinden önce Latin harfleriyle yazılan Türkçe aşk mektubu.’’ Başlığın cezp ediciliğine kapılarak okumaya başlıyorum. O kadar enteresan ki. Herkes Latin harflerine geçiş tarihimiz olan 1 kasım 1928 tarihini bilir. Lakin bu mektuplar harf devriminde tam 124 yıl önce yazılmıştı. Hakikaten enteresan. Latin harflerinin bize ne derece yarar sağladığına girmeyeceğim. Zaten herkes bilir. Herkesin söylediği şeyi söylerek papağanlık yapmayalım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mektuplara dönecek olur isek Türkiye’ de, örnekleri nadir de olsa, Latin harfleriyle Türkçe pusula ya da mektuplar yazılmıştır. Bu konuda bilinen en eski örnek, Sultan üçüncü Selim Han’ın kız kardeşi Hatice Sultan’ın yazılarıdır. 1804 yılında bir sahilsaray yaptıran Hatice Sultan’ ın Fransız mimar Holling’ den meramını ifade edecek kadar Latin harfleri; Holling de Türkçe öğrenmişti. Bu yolla, Hatice Sultan, Holling’ e Latin harfleriyle Türkçe pusulalar yazıp isteklerini bildiriyor. Holling’ ten de Latin harfleriyle Türkçe yazılmış cevaplar geliyordu. Böylelikle yeni alfabenin kabul edilmesinden 124 yıl önce ilk defa Türkçe de Latin harfleri kullanılmış oldu. Daha sonraki yıllarda Avrupa’ ya giden aydınların da hükümete yaptıkları müracaatlarını telgrafla ve mecburen Latin harfleriyle Türkçe olarak ulaştırdıklarını görüyoruz. Yine İstanbul’ daki dış temsilciliklerin, ender de olsa resmi makamlara Latin harfleriyle Türkçe olarak  telgraf çektikleri görülmüştür. Alfabenin ıslahı, ikinci Meşrutiyet’ te de ele alınmıştır. Arap harfleriyle Türkçeyi daha kolay ve basit şekilde okuyup yazmak için ‘’ hurûf- ı muhataa’’ , yani harflerin birbirine bitişik değil ayrı olarak yazılmasını ve ünlülerin tam ve doğru olarak ifadesine yarayacak harflerin ilavesine esas tutan yeni bir alfabenin uygulanmasına çalışılmıştı, ancak birinci Dünya Savaşı bu çabayı yarım bırakmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;04,04,2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-529351764323963673?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/529351764323963673/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/latin-harflerinin-turklerin-ask-laryla.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/529351764323963673'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/529351764323963673'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/latin-harflerinin-turklerin-ask-laryla.html' title=''/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-4231264847599452022</id><published>2009-05-23T08:37:00.001-07:00</published><updated>2009-05-23T08:37:45.812-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Converse Çılgınlığı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çok genç – bunlara bende dahil – ayakkabı olarak converse tercih ediyor. Gerek popülarite gerek rahatlığından dolayı en fazla tercih edilen ayakkabı converse dir.  Giydiğim kıyafetlerin bile nerede yapıldığı gibi çoğu kişinin gereksiz görüp aman ne işim olacak dediği  şeyleri incelemekten hoşlandığımdan dolayı bu sefer de converse i araştırmak istedim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1908 yılında Marques M. Converse tarafından Amerikan spor markası olarak kurulan Converse yüzüncü yılını kutlamaktadır. Bir basketbolcu olan Chuck Taylor ayaklarını ağrıttı diye firmaya dava açınca (1921) karşılığında şirket ona iş verdi. Bir çeşit büyükelçilik dediği işi ayakkabıların Amerika da ki tanıtımını yapmaktır. Bugün All-Star markasındaki imzasını ise görevini yaptığı yıllarda attı(1923). Ve aynı sene bir basketbol takımını giydirmeye başlar. 2. Dünya Savaşı sırasında ülkesinin propagandasını yapan, bir simgeye dönüşen Converse öncesinden de orduyu desteklemiştir (1942). O dönemde tüm Amerikan hava birlikleri Converse giymiştir. Sonrasında çıkardığı modellerle birçok spor dalında aktif olarak çalışan, başarılara imza atan Converse günümüzde birçok NBA oyuncu tarafından giyilmektedir. Bu basketbolcular Dwyane Wade, Jason Williams, Chris Quinn, Udonis Haslem, Maurice Evans, Orien Greene, Andre Miller, Kyle Korver, Jameer Nelson, Mike Sweetney, Kirk Hinrich, Steve Nash, Amare Stoudamire, Sam Cassell, Onur Metin, Sercan Kıyak, Cem Turan ve Vladimir Radmanovic’dir ve belki siz bu yazıyı okurken de yeni sporcularla sözleşme yapmaktadır. &lt;br /&gt;1917 : Dünyanın ilk basketbol kesi Converse All Star doğuyor Bu ayakkabı basketbol oyununa ses getirdi  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1923 : Chuck Taylor converse keslerin basketbol performans ayakkabısı olarak geliştirilmesini sağlayan bir basketbol oyuncusu,elçisidir Chuck Taylor sayesinde converse canvas ayakkabı bir basketbol idolü haline gelir Bunun üzerine converse Chuck Taylor'un imzasını Converse yuvarlak logoya ekleyerek onu onurlandırır  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1923 : Converse ayakkabıları tüm oyuncuları Afrikan-Amerikan (zenci) oyunculardan oluşan ilk takım olan "New York Renaissance" basketbol takımını giydirmeye başlar Takım yapılan atışlardan 2588 basket ve 539 kayıp ile bir rekor kırarak tüm zamanların en başarılı takımlarından biri olmuş ve Converse'in başarısına yeni biri eklenmiştir  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1935 : Dünyanın en ünlü badminton şampiyonu Jack Purcell converse için yepyeni ve dayanıklı bir kort ayakkabısı dizayn etmiştir Belirgin özelliği gülücük şeklindeki burnu ile Converse Jackl Purcell kortlarda ve Hollywood'da kısa zamanda vazgeçilmez olmuş  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1939 : İlk kolejler arası basketbol turnuvası  Yapılan bu turnuva ile NCAA geleneği başladı Turnuvada her iki takım oyuncuları da Converse giyer Oregon Deaks'ın ilk NNCA şampiyonluğu ile Converse bir kez daha tarihe geçti  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1942 : O zamana kadar bir spor markası olan Converse bir değişiklik yaparak Amerikan ordusunu desteklemek amacıyla askeriye için A6 uçuş botlarını yapmaya başladı Savaş döneminde tüm Amerikan hava birlikleri Converse bot giydi  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1957 : 7 yaşındayken annesini bir çift Chuck Taylor almaya ikna eden Julius Erving,ilk Chuck Taylor ayakkabısını $3,95 alır Dr J  diye tanınan ve giydiği Converse'ler ile günümüz modern basketbolunda etkileyen yeni bir oyun sistemi geliştiren oyuncu basketbol tarihini yeniden yazmıştır  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1962 : 100 sayı rekoru  Chuck Taylor All Star giyen biri NBA'de bir oyunda en çok sayı atma rekorunu kırdı Bu rekor hala kırılamamıştır  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1966 : Converse All Starın Oxford diye anılan bileksiz modelini üretti Çok kısa süre içinde bu ayakkabılar profesyonel oyuncuların seçimi olmaya başladı Ardından bu yeni model rahatına düşkün insanların hayat tarzını yansıtan bir ayakkabı olarak batıdan doğuya doğru halk arasında yayıldı Ardından takımların üniformalarıyla kombin olabilmesi amacıyla 7 yeni renkte Chuck Taylor üretildi  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1974 : Converse basketbol için "One Star" isimli kısa kesimli performans ayakkabısını sahneye çıkardı Sonradan bu model alternatif görünüşü ile sörfçüler ve kaykaycılar tarafından da kullanılmaya başlandı  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1976 : Julius Erving ,Converse'in Proleather modeline damgasını koyarak bu modeli onaylamıştır  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1986 : Converse "Kendi silahını sen seç!" reklam kampanyası ile kısa süre içinde Converse Weapon Basketball performans modelinin satışı yükselir  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1996 : 1970'den beri ilk kez 1996'da Chuck Taylor All Star yuvarlak logo deri basketbol performans ayakkabısında kullanılmaya başlandı Orjinal All Star'dan esinlenerek geliştirilen bu deri modelin satışları kısa sürede 1 000 000 çifti aştı  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2002 : Converse yeni jenerasyon basketbol efsaneleri ile anlaşarak 2002'de 750milyon satışa ulaşan bir marka oldu  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2003 : 83 yaşındaki basketbol efsanesi John Isaacs'ın işbirliğiyle Converse eski performans ayakkabılarını yeniden dizayn ederek Re-Issue kategorisini oluşturdu  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelecekte Converse performans ayakkabısı Converse Icon'u üretirken geçmişten gelen tecrübesini ve bilgi mirasını kullandı Atletik performansın daha iyi olması için bütünleşmiş bu sistem ile ayağın altını çevresini yanları içine alan 3 elementin kombinasyonu Converse Icon'u eşsiz yapar  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Converse, spor malzemesi olması yanında bir simge olarak da kullanılmaya başlandı. Ülkemizde Genç Siviller çatısı altında kullanılan bu simgeyi onların ağzından dinleyelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Biz kendimizi “bu ülkenin hastanelerinde doğmuş, okullarında okumuş olan, kimseden ne çok ne de az herkes kadar bu ülkenin sahibi olan, herkes gibi Cem Yılmaz esprilerine gülen, Babam ve Oğlum filminde ağlayan, kimsenin üniformasını giymeyen, şiddetle uzaktan yakından bir alakası olmayan, uzun ve sağlıklı bir ömür sürmek isteyen, Türkiye Cumhuriyeti'nin sıradan vatandaşları” olarak tanımlıyoruz. Spor ayakkabı kimsenin üniformasını giymeyen, yani kabaca kimsenin adamı olmayan, güçlü bağlarla bir kimliğe ya da ideolojiye bağlı olmadan zihni, bedeni esnek ve özgür olabilen olarak tanımladığımız sivilliği temsil ediyor. Üniformasızlık bize vicdanımızın peşinden gitme özgürlüğü veriyor aslında. Herkesin sadece kendi sorunları hakkında duyarlı ve herkesin sadece kendine demokrat olduğu Türkiye’de ancak vicdanlarımızı özgürleştirebilirsek hakkaniyetli bir siyaset yapabiliriz diye pek çok farklı siyasi gelenek içinde edindiğimiz ortak bir duygumuz var. Ancak bu anlamda sivil olabilirsek bize benzemeyen, ötekilerimiz içinde gerektiğinde sesimizi çıkarma erdemini gösterebiliriz. Bu yırtık spor ayakkabısının anlam bagajında bunlar var. Ayrıca Genç Siviller Hareketi'nin öncülerinden Turgay Uğur  converse ayakkabılarıyla siyasetin köşküne yani Çankaya Köşkü’ ne bile girdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11.05.2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-4231264847599452022?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/4231264847599452022/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/converse-clgnlg-bir-cok-genc-bunlara.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/4231264847599452022'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/4231264847599452022'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/converse-clgnlg-bir-cok-genc-bunlara.html' title=''/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-6350768426486455430</id><published>2009-05-23T08:36:00.000-07:00</published><updated>2009-05-23T08:37:04.967-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Atatürk ile bilinmeyenler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Can Dündar’ın ‘’Mustafa’’ filmiyle başlayan tartışmalar hala devam ediyor. Özellikle filmde bahsedilmeyen bazı noktalar ortaya çıkınca tartışmalar iyicene alevlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ntv Tarih Dergi’ sinin ilk sayısında bu konuyla  Atatürk ile bilinmeyen bir çok noktayı içeriyor.Dergide Atatürk’ ün doğum tarihinin 1881 değil 1880 olduğu iddia ediliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazıda o kadar trajedi komik bir noktaya değinmiş ki. Aynen şöyle ’’ Başvurabileceğimiz en iyi biyografilerinin İngilizce yazıldığını unutmayalım. Ama bu başarısızlığımızın bir nedeni de Atatürk’ ün hayatının bazı resmi çevrelerin tekelinde kalmış ve bir hayli tabulaşmış olması.’’ (Ntv Tarih sf. 10) Ne kadar komik değil mi? Atamızı, ulu önderimizi başkaları bizden daha iyi biliyor. Biz de bilenler ise kendilerine saklamış. Daha kendi ulu önderimize sahip çıkamıyorsak…..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama sahip çıkanlarımızda yok değil. Özellikle Mümin Sekman’ ın Her Şey Seninle Başlar kitabında geçen bir öyküyü geçemeden edemeyeceğim ve yorum sizin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatı ‘’çaresizlikler’’ dolu bir adamın öyküsüdür!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7 yaşındayken babasını kaybetti ve yetim kaldı. Yalnız ve içe kapanık biri olarak yaşamaya, oradan oraya sürüklenmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8 yaşında okuldan alındı ve köyde yaşadı. Zamanını tarlalarda kargaları kovalamakla geçirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 yaşında yüzü kanlar içinde kalacak şekilde yeni okulundaki öğretmenlerinden dayak yedi. Ailesi onu okuldan aldı. Sinirden ve korkudan üç gün evden çıkamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17 yaşında hayalindeki okulun istediği bölümü için not ortalamasını tutturamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24 yaşında tutuklandı, günlerce sorguya çekildi ve 2 ay tek başına bir hücrede hapis yattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25 yaşında sürgüne gönderildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27 yaşında kendisinden bir yaş büyük meslektaşı kendisinde üye olduğu derneğin çalışmaları ile kahraman ilan edilirken, kendisi hiç önemsenmiyordu. Doğduğu şehrin merkezinde rakibi törenlerle karşılanırken, o kalabalık arasında yalnız başına olanları izliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30 yaşında amiri, onu kendisinden uzaklaştırmak için başka göreve atanmasını sağladı. Yeni görevinde fiilen işsiz bırakıldı. Aylarca boş kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;37 yaşında böbrek hastalığından Viyana’ da 2 ay hasta ve yalnız halde yattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;37 yaşında komutan olarak yeni atandığı ordu dağıtıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;38 yaşında Savunma Bakanı tarafından görevinden atıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;38 yaşında bir toplantıda giyebileceği bir redingot ödünç aldı. Ayrıca cebinde sadece seksen lirası vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;38 yaşında kendisi için tutuklama kararı çıkartıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;38 yaşında en yakın beş arkadaşından üçü, onun Kongre Temsil Heyeti’ ne üye olmaması için oy kullandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;39 yaşında idam cezasına çarptırıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra ne mi oldu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;42 yaşında Türkiye Cumhuriyeti’ nin ilk Cumhurbaşkanı oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23.02.2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-6350768426486455430?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/6350768426486455430/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/ataturk-ile-bilinmeyenler-can-dundarn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/6350768426486455430'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/6350768426486455430'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/ataturk-ile-bilinmeyenler-can-dundarn.html' title=''/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-7021775967556087577</id><published>2009-05-20T07:58:00.001-07:00</published><updated>2009-05-20T07:58:52.445-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Eski tas eski hamam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İktidarın kabine revizyonuna gideceğiz sözlerini hatırlar gibiyim. Devamında da gittiler. Bakanların bazıları değişti. En dikkat çekenlerden biri ise MEB oldu. Uzun bir süredir bakanlık Cemil Çicek’ e aitti. Yaptıklarıyla oldukça dikkat çekmişti ve sonunda yerini Nimet Çubukçu’ ya bıraktı. Yeni bakanın ilk yaptıklarıyla dikkatleri üzerine topladı. Bazı kesimlerce devrim diye tabir ettikleri değişiklikler yaptı. Belki yaptıkları doğruydu ama daha büyük hataları düzeltmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiçek döneminde yapılan hatalar hala ediyor. Bu ise zihniyet meselesi. Çoğu sorularda iktidar sahipleri çaktırmadan kendi misyonlarını genç bireylere aşılamaya çalışıyor. Çiçek döneminde olan bu olaylar Çubukçu döneminde de olmaya devam ediyor. Eski tas eski hamam misali.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğitim- İş Genel Başkanı Yüksek Adıbelli, 16 mayısta yapılan Açık Öğretim Lisesi Sınavı’ ndan Atatürk’ e yönelik ağır hakaret bulunan bir sou olduğunu öne sürdü. Adıbelli, söz konusu soruyu skandal olarak nitelendirdi. Adıbelli, 16 mayıs 2009 cumartesi günü Türkiye genelinde yapılan Açık Öğretim Lisesi Sınavı’ nın bir skandala neden olduğunu söyledi. Sınavın T.C Devrim Tarihi ve Atatürkçülük – 1 dersine ait 11. sınıf sorusunda Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ e ‘’ apaçık’’ hakaret edildiğini söyleyen Adibelli, şunları söyledi :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘’ Kitapçıkta, ‘ Aşağıdakilerden hangisi Atatürk’ ün kişisel özelliklerinden biridir? ‘ a) Hayalperest oluşu b) Maceracı oluşu c) Mantıklı oluşu d) Mandacı oluşu şeklinde yer almıştır. Bu sıfatların Türk ulusunun makus talihinin yenmenin ötesinde bütün mazlum ulusların idolünü haline gelmiş bir kahraman adıyla birlikte anılmasını, cehaletin doruğu olarak değerlendiriyoruz. Aksi halde bu sıfatların Atatürk’ ün adıyla birlikte bir soruda seçenek olarak dahi verilmesi onun aziz hatırasına ihanet, Türk ulusuna hakarettir. Bu pervazsızlığın resmi bir sınavda yapılacağı olasılığını düşünmek daha istemiyoruz. Böyle bir soruyu hazırlayan, denetleyen ve bu ulusun gençlerinin önüne koyma aymazlığını gösterenleri kınıyor, Cumhuriyetin savcılarını bu konuda sorumluluğu olanlarla ilgili olarak göreve çağırıyoruz. ’’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz konusu sorunun sınav kitapçığında yer almasına ‘’ sebep olanlara’’ yönelik konuşan Adıbelli, ‘’ Mustafa Kemal Atatürk, Türk ulusunun kurutuluşunu emperyalist güçlerle işbirliğine endeksleyen hayalperest zihniyete kafa tuttuğu, Çanakkale Cephesinin maceraperest Alman komutanlara emanet edecek kadar maceracı paşalara karşı çıktığı, kendi saltanatını korumak için mandacı bir ruh hayliyle, bir devletin boyunduruğunu çözüm gibi gösteren padişaha boyun eğmediği için, bu sıfatlarla asla ama asla bir arada anılamaz’’ dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MEB, 16 mayısta yapılan Açık Öğretim Lisesi Sınavı ‘nda Atatürk’ e yönelik bir soruda, ‘’ hayalperest, maceracı ’’ sözlerinin bulunmasına yönelik inceleme başlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A kişisi gider, B kişisi gelir oda gider başkası gelir ama keşke değişen şey kişiler değil de zihniyet olsa…..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20,05,2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-7021775967556087577?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/7021775967556087577/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/eski-tas-eski-hamam-iktidarn-kabine.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/7021775967556087577'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/7021775967556087577'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/eski-tas-eski-hamam-iktidarn-kabine.html' title=''/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-3914631108026900363</id><published>2009-05-20T07:57:00.000-07:00</published><updated>2009-05-20T07:58:21.060-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Türkan Saylan öldürüldü mü?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslüman kesimlerce konuşulan bazı diyaloglara kulak kabartırım. Şu an aklıma gelen ise:   ‘’ Ölünün arkasından konuşma. Günahtır. ‘’ Ne kadar doğru, ne kadar yanlış diyalogu tartışacağıma dikkatimi şu olaya  çekeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz gün Türkan hocamızı kaybettik. Hocamızı anlatacak kadar  anlamlı kelimler bulamadığımdan o işi başka kişilere bırakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Vakit Gazetesi, internet sitesi olan habervaktim.com ‘ da ‘’ Saylan’ a otopsi yapılacak mı? Başlığıyla verdiği haberde dudak uçuklatan bir senaryoyla saldırılarını sürdürdü. Gazetenin diğer saldırılarını hatırlar gibiyim. Bu arada ölünün arkasında da gayet güzel konuşuluyormuş, kişi onlardan olmayınca. Mahkeme yasağına rağmen – Halen de müdahale olmadı – Ergenekon Terör Örgütü ( ETO ) tanımlamasının kullanıldığı haberde Saylan’ a otopsi yapılması istendi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün sabah saatlerinde vefat eden ÇYDD Genel Başkanı Türkan Saylan’ ın cenazesi otopsi yapılıp yapılmayacağı merak ediliyor. Ergenekon soruşturması kapsamında evi arandıktan sonra mazı medya organlarınca uzun süre ekranlarda tutulan Türkan Saylan’ ın, birçok faili meçhul cinayet işlediği iddia edilen Ergenekon tarafından propaganda amaçlı olarak öldürülmüş olabileceği kuşkusu bulunuyor. Hatırlanacağı üzere Saylan’ ın evi arandıktan sonra, bazı medya organlarında Türkan Saylan’ ın kanser hastalığı üzerinden propaganda amaçlı günlerce haber ve yorum yapılmıştı. Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet gazetesine atılan bombaların Ergenekon tarafından gerçekleştirildiğinin ortay çıkması, kamuoyunda ‘’ Acaba Saylan da propaganda amaçlı öldürülmüş olabilir mi? ‘’ sorusunu akıllara getiriyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ergenekon tarafından gerçekleştirildiği iddia edilen cinayet ve bombaların hafızalarda bıraktığı yer nedeniyle, kamuoyu Saylan’ ın ölümü üzerindeki şüphelerin giderilmesi için otopsi yapılmasını bekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saylan’ a sürekli saldırılarda bulunan medya kuruluşunun böyle bir olaya dikkat çekmesi ilginçtir. Bu ülkeye faydaları saymakla bitmeyen böyle bir insan bir amaç uğruna öldürülmesi bizleri daha da üzer. Umarım öyle değildir. Lakin olayın bir ilginç tarafı daha, o medya kuruluşunun deyim yerindeyse imana gelmesi. Türkan hocanın vefatına onlarında üzüldüğü ap açık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20,05,2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5965629518143169147-3914631108026900363?l=gencmanifesto.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/feeds/3914631108026900363/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/turkan-saylan-olduruldu-mu-musluman.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/3914631108026900363'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5965629518143169147/posts/default/3914631108026900363'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://gencmanifesto.blogspot.com/2009/05/turkan-saylan-olduruldu-mu-musluman.html' title=''/><author><name>genckalem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01919450626836374443</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5965629518143169147.post-3346636303622019461</id><published>2009-05-20T01:41:00.001-07:00</published><updated>2009-05-20T01:41:32.476-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Nereye gidiyor bu gençlik 2&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşımın genç olmasından dolayı hayatım gençlerin arasında geçiyor. Hayliyle gençlerin nabzını kolaylıkla yokluyor
