Anayasa Madde 28- Basın hürdür. Devlet basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır
Niye böyle bir başlangıç yaptım, birazdan yazının devamı okuduğunuz da anlayacaksınız. Geçen gün bana bir elektronik mektup geldi. Murat Özdemir tarafından. Başta sadece bir teori olduğuna kanaat getirdim fakat araştırdığım da bu olay teori olmaktan çıktı. Yalnız kesin emin olamadığımızdan hala bir teori ama en azından sağlam temelleri olan bir teori. Mektubu sizlerle paylaşıyorum. İtalik olanlar anlayacağınız üzere mektuptan alıntılar.
Bugün, Kanada’dan bir arkadaşım aradı. Hayretler içindeydi. Anlattıklarını dinleyince, inanın benim de tüylerim ürperdi. Doğru mu diye sordum, “ben duyduklarımı sana anlatıyorum, sonrası senin bileceğin şey” dedi.
Yazı böyle başlıyor. Daha sonrasında ise iddiasını ortaya sürmeye başlıyor.
Arkadaşım işi gereği Kanada’dan Amerika’ya gidiyor. Türkiye’den gelen bir iş adamı arkadaşı ile buluşuyorlar. Türkiye’den gelen arkadaşı; “ Ben Hoca efendiyi ziyaret edeceğim, istersen beraber gidelim” diyor ve ısrarcı oluyor. Beraberce Hoca efendi’nin çiftliğine gidiyorlar. Orada Hoca efendinin, mükemmel İngilizce bilen adamlarından birinden duyduklarını da bana anlatıyor. Bana anlatanları kendi üslubumla size takdim ediyorum;
Burasının kurgusal olduğuna inansam da çünkü; o arkadaş kim, o arkadaşın iş adamı arkadaşı kim nerede buluşuyor gibi ayrıntılarında olması lazım. Birazdan okuyunca sizde anlayacaksınız ortaya inanılmaz bir iddia atılıyor bu iddianın da doğruluğunu kanıtlamak için kesin, kendinden emin kanıtlara ihtiyacı var.
Yer: Başbakanlık
Tarih: 24.Aralık.2009
Toplantıya Katılanlar; Sn. Başbakan, Sn. M. Ali Yalçındağ, Sn. Arzuhan Yalçındağ, Sn. Vuslat Doğan Sabancı ve bir danışman (Hoca efendiye durumu anlatan olabilir)
Toplantı süresi; 2 Saat 15 Dakika
Alınan Kararlar;
*Milliyet Gazetesi+ Vatan Gazetesi+ Star Televizyonu, belirlenen tutar ile, Ethem Sancak ve Akın İpek’e satılacak.
*Ertuğrul Özkök derhal görevi bırakacak, şimdilik havadan sudan yazacak, 6 ay sonra tamamen ayrılacak.
*Aydın Doğan, Holding yönetiminden ayrılacak.
* 6 ay sonra, yönetim profesyonellere devredilecek, (isimler beraberce belirlenecek), aile’den hiç kimse yönetimde kalmayacak.
*Doğan Holding’in yapacağı “ HALKA AÇILMAYA” Şubat ayında izin verilecek. Elde edilen paradan, Doğan Grubunun Ferit Şahenk’e olan 600 Milyon Dolar borcu ödenecek.
*Petrol Ofisindeki hisseleri, Avusturyalılara satılacak. Vergi Cezası, Petrol Ofisi’nin satış tutarına indirilecek ve satıştan alınan para doğrudan Maliye’ye verilecek.
Bana anlatılanlar böyle. Doğruluk derecesini bilmiyorum. Fakat bildiğim doğrular var;
24 Aralık 2009’da Başbakanlıkta bu toplantı yapıldı ve basına yansıdı.
İşte iddia. İnanması başta güç bunun farkındayım ama şöyle bir şey var. Hakikaten bu toplantı oldu ve basına yansıdı.
http://www.haber1.com/24-Aralik-2009-Basbakanlikta-gizli-gorusme_131457.html
adresinde görebilirsiniz.
Ertuğrul Özkök’ ün görevi bırakması gündeme deyim yerindeyse damga vurmuştu. Herkes bunun arkasındaki gelişmeyi aramıştı ama bulamamıştı. Eğer bu iddia doğru ise Özkök’ ün görevi bırakmasındaki olay açığa çıkmış olacak ve asıl Aydın Doğan’ ın da yönetimi bırakması.
http://www.aksam.com.tr/2009/12/31/haber/ekonomi/4720/ve_aydin_dogan_emekli_oldu.html
http://www.aksam.com.tr/2009/12/30/haber/yasam/2918/_that_was_a_good_life__*.html
Akşam Gazetesi’ nin yukarıda verdiğim adreslerinde Aydın Doğan ve Ertuğrul Özkök olaylarını inceleye bilirsiniz.
Şimdi gelelim bu toplantının Devlet Gelenekleri yönüne ve Hukuksal boyutuna;
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın, Başbakanlıkta ve Başbakanlık Konutundaki tüm ziyaretleri kayıt altındadır. Sayın Başbakan, Maliye Bakanlığının milyarlarca lira ceza kestiği bir mükellefle neden beraber olmuştur ve ne konuşmuştur? Eğer 2 saat, 15 dakika kahve falı bakılmadı ise ne konuşuldu? Bunu kimse geçiştiremez. Başbakanlıkta konuşulan ve milletin parasını ilgilendiren her konu (Devlet Sırrı değilse) Millete anlatılmalıdır.
Yazarın dediğine bu konuda katılmamak elde değil. Çünkü bu görüşme sadece belirli bir çerçevede yansıdı. Bu konunun içeriyi hakkında bir açıklama yapılmadı.
T.C Başbakanı, Devletle parasal işi olan kişi ve gruplarla konuşuyor ve açıklama yapılmıyorsa bu YÜCE DİVANLIK bir suçtur. Hatırlayalım; Sn. Mesut Yılmaz, Başbakanlığı sırasında, İşadamları ile görüşüp, Türkbank İhalesine fesat karıştırdığı iddiasıyla, Sn Başbakan’ın emri ve AKP’ nin oylarıyla YÜCE DİVANA sevk edilmişti. Üstelik bankanın ihale işleminin iptal emri de bizzat Sn.Yılmaz tarafından verilmişti. Yani gerçekleşmeyen bir ihale yüzünden, sadece bazı iş adamlarıyla konuştuğu için, Sn Yılmaz, Sn Erdoğan tarafından suçlu sayılmıştı. Şu dakika itibarıyla Sn. Başbakan için Yüce Divanlık suç oluşmuştur.
Bu toplantıda konuşulanlardan diğerleri önümüzdeki günlerde gerçekleşirse, suçun katmerlisi oluşacaktır. Düşünebiliyor musunuz, ? Sn Başbakan hem Sn.Ferit Şahenk’in tahsilâtçısı konumuna düşecek, hem de “ Bana Türk demeyin, ben Arap’ım, Türk denirse utanırım” diyen kişi ile dünün matbaacısı, F.Gülen’in evladı gibi sevdiği, İpek çocuğunu bir kez daha gazete ve televizyon sahibi yapacak. .
Hatırlarsınız Doğan Grubu’ na ağır bir vergi cezası gelmişti. Bu ceza gerek Türk basınında gerekse yabancı basında oldukça ses getirdi. Sayın R.Tayyip Erdoğan ve Aydın Doğan arasında inanılmaz bir fırtına çıkmıştı deyim yerindeyse ama eğer bu iddia doğru ise Aydın Doğan, Ak Parti’ ye yenik düştü. Doğan, vergi olayını halletmiş oldu ama iktidara da yenik düştü. Bu ülkenin entrikalar döndürülmeden yönetildiğini ne zaman göreceğiz?
11,01,2010
11 Ocak 2010 Pazartesi
10 Ocak 2010 Pazar
Kayasu, 1Dünya'da
Sitemiz baş yazarı Tolga Kayasu, çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor. Kısa süre de yazıları bir çok internet sitelerinde yayınlanırken, Kayasu son olarak 1DünyaHaber adlı internet sitesinde yazar oldu.
Bu sitedeki ilk yazısı
http://www.1dunyahaber.com/yazar/518-hsyk-anayasa-ya-karsi-suc-isliyor.html
Saygılarımızla
gencmanifesto bünyesi
Bu sitedeki ilk yazısı
http://www.1dunyahaber.com/yazar/518-hsyk-anayasa-ya-karsi-suc-isliyor.html
Saygılarımızla
gencmanifesto bünyesi
6 Ocak 2010 Çarşamba
İnternette en çok o okunuyor!
Sitemizin baş yazarı olan Tolga Kayasu, başta sanal ortamda daha
sonrasın da ise matbu ortamda yazılarını yayınlatarak büyük işlere
imza atmıştır. İnternet üzerinden 31 ülkeye ve on binlerce okuyucuya
ulaşan yazarımızın yazılarının yayınlandığı siteleri şahsınıza
sunuyoruz. Ayrıca matbu olarak sincanistasyonu dergi' sinin ve Bugün
Gazetesi' nin sayılarında bulabilirsiniz.
Saygılarımızla
gencmanifesto bünyesi
Kayasu' nun yazılarını bu adreslerden bulabilirsiniz.
gencmanifesto.blogspot.com
gencmanifesto.virgullu.com
http://www.kalemingolgesi.com/yazarlardan.aspx?yazar=tolgakayasu
http://www.izedebiyat.com/yazar.asp?id=17056
http://www.kalkanhaber.com/editor/32-tolga-kayasu.html
http://www.kktcmedya.com/editor/13-tolga-kayasu.html
http://www.sonbaski.com/tr/?cat=90
http://www.yazarport.com/yazar.aspx?yazar=847
http://www.genckalem.org/index.php?option=com_content&view=archive&ye...
http://www.gencgelecek.com/
Ayrıca Kayasu, bu girişimleriyle sanal ortamda en çok okunan
yazarlarından biri olmuştur.
Kayasu hakkında yapılan bir haberi de sizlerle paylaşıyoruz.
http://www.gundemgazetesi.net/news_detail.php?id=4125
http://groups.google.com.tr/group/haberx/browse_thread/thread/78cfa2a5fcd4d855 ' dan alıntı
sonrasın da ise matbu ortamda yazılarını yayınlatarak büyük işlere
imza atmıştır. İnternet üzerinden 31 ülkeye ve on binlerce okuyucuya
ulaşan yazarımızın yazılarının yayınlandığı siteleri şahsınıza
sunuyoruz. Ayrıca matbu olarak sincanistasyonu dergi' sinin ve Bugün
Gazetesi' nin sayılarında bulabilirsiniz.
Saygılarımızla
gencmanifesto bünyesi
Kayasu' nun yazılarını bu adreslerden bulabilirsiniz.
gencmanifesto.blogspot.com
gencmanifesto.virgullu.com
http://www.kalemingolgesi.com/yazarlardan.aspx?yazar=tolgakayasu
http://www.izedebiyat.com/yazar.asp?id=17056
http://www.kalkanhaber.com/editor/32-tolga-kayasu.html
http://www.kktcmedya.com/editor/13-tolga-kayasu.html
http://www.sonbaski.com/tr/?cat=90
http://www.yazarport.com/yazar.aspx?yazar=847
http://www.genckalem.org/index.php?option=com_content&view=archive&ye...
http://www.gencgelecek.com/
Ayrıca Kayasu, bu girişimleriyle sanal ortamda en çok okunan
yazarlarından biri olmuştur.
Kayasu hakkında yapılan bir haberi de sizlerle paylaşıyoruz.
http://www.gundemgazetesi.net/news_detail.php?id=4125
http://groups.google.com.tr/group/haberx/browse_thread/thread/78cfa2a5fcd4d855 ' dan alıntı
2 Ocak 2010 Cumartesi
Katsayı mı sistem mi hangisi adaletsizlik?
2009’ un son aylarına girerken gündeme YÖK ve Danıştay’ ın Kat sayı krizi damga vurdu. YÖK ve Danıştay, ÖSS’ de ki katsayı farkı yüzünden deyim yerindeyse birbirine girdi. YÖK Başkanı Özcan, katsayı farkının adaletsizlik olduğunu söyledi ve kaldırılmasını istedi. Ama Özcan, ortadaki asıl adaletsizliği göremedi. Bu adaletsizliği de Eğitim – Sen ortaya çıkardı.
Bir öğrenci ilköğretimden yükseköğretim sonuna kadar 16 yıllık eğitim hayatı boyunca yaklaşık 750 zorunlu sınava giriyor. Bu sınavlar içinde en önemlileri ise ortaöğretime geçiş için girilen Seviye Belirleme Sınavları ve gençlere üniversite kapısını açan ÖSS. SBS ve ÖSS’ye hazırlanmanın maliyeti ise bir hayli ağır. Orta gelirli bir veli çocuğunu SBS’ye hazırlamak için 12 bin 700, üniversiteye giriş sınavlarına hazırlamak içinse 18 bin 500 TL harcama yapıyor.
İşte Özcan’ ın göremediği adaletsizlik! Kat sayılarda bir iki puan adaletsizlik oluyor ama parası olanın eğitim görmesi adaletsizlik olmuyor öyle mi? Ülkemiz de özelliklede Doğu Anadolu başta olmak üzere Anadolu halkımızın Büyükşehirlerdeki gibi imkanları ve maddi durumlarının olmadığı açıktır. Ve sistemde görüldüğü üzere parasal durumu iyi olan başarılı oluyor. O zaman maddi durumu iyi olmayan vatandaşlarımız ne yapsın? Onlarında eğitim görmeye hakkı yok mu? Özcan bunun üzerinde niye durmuyor acaba?
Eski Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, eğitim hayatındaki sınavların velilerin bütçesine etkisini konu alan bir çalışma hazırladı. Çalışmada, anadolu yakasındaki alt ve orta gelir düzeyindeki velilerin çocuklarını gönderdikleri 30 devlet okulu ve 12 dershanenin verileri kullanıldı. Sınıfları altı ve sekiz öğrencili olan butik dershanelerin ücretleri 6 bin- 11 bin TL arasında. 16-24 mevcutlu sınıfları olan dershanelerin fiyatları ise yıllık 800- 4 bin TL arasında.
Dershanelere devam eden öğrencilerin yüzde 12’si KPSS, yüzde 20’si SBS, yüzde 60’ı üniversiteye yerleşmek için girilen Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ve Lisans Yerleştirme Sınavı’na (LYS)hazırlanıyor. Orta direk bir aile çocuğunu SBS’ye hazırlamak için ortalama olarak 4. sınıfta 1300, 5. sınıfta 1500, 6. sınıfta 2 bin 800, 7. sınıfta 3 bin 300, 8. sınıfta 3 bin 800 harcıyor. SBS’ye hazırlanmanın maliyeti 12 bin 700 TL’i buluyor.
ÖSS’ye hazırlanmanın bedeli ise 9. sınıfta 4 bin, 10. sınıfta 4 bin, 11. sınıfta 4 bin 500, 12. sınıfta 6 bin toplamda 18 bin 500 TL.
Üniversiteye girmekle de sorunlar bitmiyor. Üniversite sonrasında da kamuda çalışmak için Kamu Personeli Seçme Sınavı’nı(KPSS) geçmesi gerekiyor. KPSS’ye hazırlanmanın bedeli ise yıllık ortalama 3 bin TL. Bütün bu sınavlar göz önüne alındığında 10 yılda sınavlara hazırlık için harcanan miktar 34 bin TL’yi buluyor. Alaaddin Dinçer, gençlerin 20’li yaşlara geldiğinde yaşamlarının 10 yılını sınavlara hazırlanarak geçirdiklerini belirterek şöyle konuştu:
“Sınavlı sistem bir yandan çocuk ve gençlerimizin kimyasını bozarken, diğer yandan velilerimizin bütçesine büyük yükler getirmektedir. Sınavların varlığı, sayısının sürekli artması okul dışı kurumlara yönelimi artırmaktadır. Eğitimde eşitsizlik derinleşmekte, eğitimin herkes için ulaşılabilir bir hak olması zorlaşmaktadır.”
Kat sayı olayında ortalığı deyim yerindeyse kaldıran Özcan, bu manzara karşısında niçin sessiz kalıyor? Bu adaletsizlik değil midir? Yoksul halk ile maddi durumu iyi olanlar arasındaki bu uçurum ne zamandan beri adalet oldu? Bu sistem başlı başına adaletsizlikler üzerine inşa edilmiştir. Öğrencilerin eğitimleri değil birilerin cebini düşünülerek kurulan bu sistem kaldırılmazsa ileri de daha büyük patlaklara yol açarak durumu daha da vahim boyutlara ulaşacaktır.
02,01,2010
Bir öğrenci ilköğretimden yükseköğretim sonuna kadar 16 yıllık eğitim hayatı boyunca yaklaşık 750 zorunlu sınava giriyor. Bu sınavlar içinde en önemlileri ise ortaöğretime geçiş için girilen Seviye Belirleme Sınavları ve gençlere üniversite kapısını açan ÖSS. SBS ve ÖSS’ye hazırlanmanın maliyeti ise bir hayli ağır. Orta gelirli bir veli çocuğunu SBS’ye hazırlamak için 12 bin 700, üniversiteye giriş sınavlarına hazırlamak içinse 18 bin 500 TL harcama yapıyor.
İşte Özcan’ ın göremediği adaletsizlik! Kat sayılarda bir iki puan adaletsizlik oluyor ama parası olanın eğitim görmesi adaletsizlik olmuyor öyle mi? Ülkemiz de özelliklede Doğu Anadolu başta olmak üzere Anadolu halkımızın Büyükşehirlerdeki gibi imkanları ve maddi durumlarının olmadığı açıktır. Ve sistemde görüldüğü üzere parasal durumu iyi olan başarılı oluyor. O zaman maddi durumu iyi olmayan vatandaşlarımız ne yapsın? Onlarında eğitim görmeye hakkı yok mu? Özcan bunun üzerinde niye durmuyor acaba?
Eski Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, eğitim hayatındaki sınavların velilerin bütçesine etkisini konu alan bir çalışma hazırladı. Çalışmada, anadolu yakasındaki alt ve orta gelir düzeyindeki velilerin çocuklarını gönderdikleri 30 devlet okulu ve 12 dershanenin verileri kullanıldı. Sınıfları altı ve sekiz öğrencili olan butik dershanelerin ücretleri 6 bin- 11 bin TL arasında. 16-24 mevcutlu sınıfları olan dershanelerin fiyatları ise yıllık 800- 4 bin TL arasında.
Dershanelere devam eden öğrencilerin yüzde 12’si KPSS, yüzde 20’si SBS, yüzde 60’ı üniversiteye yerleşmek için girilen Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ve Lisans Yerleştirme Sınavı’na (LYS)hazırlanıyor. Orta direk bir aile çocuğunu SBS’ye hazırlamak için ortalama olarak 4. sınıfta 1300, 5. sınıfta 1500, 6. sınıfta 2 bin 800, 7. sınıfta 3 bin 300, 8. sınıfta 3 bin 800 harcıyor. SBS’ye hazırlanmanın maliyeti 12 bin 700 TL’i buluyor.
ÖSS’ye hazırlanmanın bedeli ise 9. sınıfta 4 bin, 10. sınıfta 4 bin, 11. sınıfta 4 bin 500, 12. sınıfta 6 bin toplamda 18 bin 500 TL.
Üniversiteye girmekle de sorunlar bitmiyor. Üniversite sonrasında da kamuda çalışmak için Kamu Personeli Seçme Sınavı’nı(KPSS) geçmesi gerekiyor. KPSS’ye hazırlanmanın bedeli ise yıllık ortalama 3 bin TL. Bütün bu sınavlar göz önüne alındığında 10 yılda sınavlara hazırlık için harcanan miktar 34 bin TL’yi buluyor. Alaaddin Dinçer, gençlerin 20’li yaşlara geldiğinde yaşamlarının 10 yılını sınavlara hazırlanarak geçirdiklerini belirterek şöyle konuştu:
“Sınavlı sistem bir yandan çocuk ve gençlerimizin kimyasını bozarken, diğer yandan velilerimizin bütçesine büyük yükler getirmektedir. Sınavların varlığı, sayısının sürekli artması okul dışı kurumlara yönelimi artırmaktadır. Eğitimde eşitsizlik derinleşmekte, eğitimin herkes için ulaşılabilir bir hak olması zorlaşmaktadır.”
Kat sayı olayında ortalığı deyim yerindeyse kaldıran Özcan, bu manzara karşısında niçin sessiz kalıyor? Bu adaletsizlik değil midir? Yoksul halk ile maddi durumu iyi olanlar arasındaki bu uçurum ne zamandan beri adalet oldu? Bu sistem başlı başına adaletsizlikler üzerine inşa edilmiştir. Öğrencilerin eğitimleri değil birilerin cebini düşünülerek kurulan bu sistem kaldırılmazsa ileri de daha büyük patlaklara yol açarak durumu daha da vahim boyutlara ulaşacaktır.
02,01,2010
26 Aralık 2009 Cumartesi
30.yılında 12 eylül ve 12 eylül müzesi hazırlıkları
Sevgili yazarlarımızdan İsmail Cem Özkan tarafından bana bir elektronik posta ulaştı. 78liler derneği ile ortak bir çalışma yürüterek 30. yılında 12 eylül müzesi açma girişimlerinde bulunuyorlarmış. Aslında çok geç kalınmış bir uygulama fakat şartların olgunlaşma süreci anca olmuş ki böyle bir girişime şimdi giriliyor.
Aslında 30. yılında 12 eylül müzesi kurulması bir yana 12 eylül darbecileri yargılanmalı. Artık bir hülya olsa da bu olmalı. Maalesef şöyle bir durumda da var eğer 12 eylül darbecileri 2010 yılında yargılanmazsa bir daha yargılanamayacaklar. Çünkü hukuki şartlar göz önünde bulundurulduğunda zaman aşımı denen şey devreye giriyor ve bundan sonra darbecilerin yaptığı darbe yanlarına kar kalacak.
Babamın( Sacit Kayasu ) açmış olduğu dava sayesinde zaman aşımı 2010’ a uzadı. Eğer darbeciler 2010 ‘ da da yargılanamazsa….. Düşünmek bile istemiyorum. İleri de çocuğum bana ‘’ baba darbecileri niye yargılamadınız?’’ dediğinde ona ne cevap vereceğim. Niye o kadar insanın katledilmesine sessiz kaldınız dediğinde ne diyeceğim? Birileri bana bunların cevaplarını versin.
Yeni yıla hazırlandığımız şu günler de önümüzdeki yılı daha huzurlu, mutlu, geçirmemiz dilekleri yükselirken niçin bu davranışlar sadece söz de kalıyor? Tabi ki herkes yeni yılının huzurlu ve mutlu olmasını ister ama bu davranışlar sadece söz de değil fiilde de olması lazım. Eğer 2010 ve diğer yıllarda huzur istiyor isek bunu şimdiden düşünerek bir fiile dönüştürmeliyiz. Şimdi ye kadar 12 eylül konusunda neredeyse her gün acı ve ıstırap çektik ama yapacağımız bir davranış ile hem önümüzde ki yılı hem de daha nice yılları huzur içerisinde geçireceğiz.
12 eylül müzesi açılması çok önemli bir davranış. Şimdiye kadar bunu yapabilen çıkmadı ama asıl önemli olan darbecileri yargılamaktır. Bunu yaptığımız zaman 12 eylül müzesini açtığımız da ileride çocuklarımızı o müzeye götürürken ‘’ bak biz bu düşünceyi yıktık. Ülkemize sizler için daha temiz bir ülke, daha temiz bir demokrasi bıraktık’’ demeyi kim istemez ki.
Biliyor musunuz babam hala göreve dönmedi? Darbeciler yargılanmalı, dedi meslekten ihraç edildi. Aihm’ e başvurdu. Kazandı! Kararda mesleğe geri döndürülmelidir, dendi karar kasım 2008 de çıktı. Biz şimdi aralık 2009 dayız. Babam hala görev de değil. Oturmuşuz bir de hevesleniyoruz. Darbeciler yargılanacak, 12 eylül müzesi açılacak, çocuklarımızı götüreceğiz diye seviniyoruz.
Ama şuna da değinmeden geçemeyeceğim. Bazı medya kuruluşları, darbecilerin ne karar alçakça davranışlarda bulunduğu üzerinde duracağına, 12 eylül müzesi üzerinde duracağına, darbecilerin yargılanması üzerinde duracağına oturmuş ‘’ evren paşa villasını satamadı!’’ diye haber yapıyorlar.
Biz yine de umudumuzu yitirmeyelim. Unutmayalım ki bu ülke bir umut sayesinde kuruldu.
26,12,2009
Aslında 30. yılında 12 eylül müzesi kurulması bir yana 12 eylül darbecileri yargılanmalı. Artık bir hülya olsa da bu olmalı. Maalesef şöyle bir durumda da var eğer 12 eylül darbecileri 2010 yılında yargılanmazsa bir daha yargılanamayacaklar. Çünkü hukuki şartlar göz önünde bulundurulduğunda zaman aşımı denen şey devreye giriyor ve bundan sonra darbecilerin yaptığı darbe yanlarına kar kalacak.
Babamın( Sacit Kayasu ) açmış olduğu dava sayesinde zaman aşımı 2010’ a uzadı. Eğer darbeciler 2010 ‘ da da yargılanamazsa….. Düşünmek bile istemiyorum. İleri de çocuğum bana ‘’ baba darbecileri niye yargılamadınız?’’ dediğinde ona ne cevap vereceğim. Niye o kadar insanın katledilmesine sessiz kaldınız dediğinde ne diyeceğim? Birileri bana bunların cevaplarını versin.
Yeni yıla hazırlandığımız şu günler de önümüzdeki yılı daha huzurlu, mutlu, geçirmemiz dilekleri yükselirken niçin bu davranışlar sadece söz de kalıyor? Tabi ki herkes yeni yılının huzurlu ve mutlu olmasını ister ama bu davranışlar sadece söz de değil fiilde de olması lazım. Eğer 2010 ve diğer yıllarda huzur istiyor isek bunu şimdiden düşünerek bir fiile dönüştürmeliyiz. Şimdi ye kadar 12 eylül konusunda neredeyse her gün acı ve ıstırap çektik ama yapacağımız bir davranış ile hem önümüzde ki yılı hem de daha nice yılları huzur içerisinde geçireceğiz.
12 eylül müzesi açılması çok önemli bir davranış. Şimdiye kadar bunu yapabilen çıkmadı ama asıl önemli olan darbecileri yargılamaktır. Bunu yaptığımız zaman 12 eylül müzesini açtığımız da ileride çocuklarımızı o müzeye götürürken ‘’ bak biz bu düşünceyi yıktık. Ülkemize sizler için daha temiz bir ülke, daha temiz bir demokrasi bıraktık’’ demeyi kim istemez ki.
Biliyor musunuz babam hala göreve dönmedi? Darbeciler yargılanmalı, dedi meslekten ihraç edildi. Aihm’ e başvurdu. Kazandı! Kararda mesleğe geri döndürülmelidir, dendi karar kasım 2008 de çıktı. Biz şimdi aralık 2009 dayız. Babam hala görev de değil. Oturmuşuz bir de hevesleniyoruz. Darbeciler yargılanacak, 12 eylül müzesi açılacak, çocuklarımızı götüreceğiz diye seviniyoruz.
Ama şuna da değinmeden geçemeyeceğim. Bazı medya kuruluşları, darbecilerin ne karar alçakça davranışlarda bulunduğu üzerinde duracağına, 12 eylül müzesi üzerinde duracağına, darbecilerin yargılanması üzerinde duracağına oturmuş ‘’ evren paşa villasını satamadı!’’ diye haber yapıyorlar.
Biz yine de umudumuzu yitirmeyelim. Unutmayalım ki bu ülke bir umut sayesinde kuruldu.
26,12,2009
25 Aralık 2009 Cuma
Kayasu, Bugün gazetesi'nde
Baş yazarımız Tolga Kayasu, Bugün Gazetesi tarafından yayın hayatına başlayan Genç Kalem adlı gazetede yazısı yayınlanmıştır. Her cuma yayınlanan gazetenin ikinci sayısında '' look at the tabela'' başlıklı yazısını bulabilirsiniz.
İlgilenenlere duyrulur
gencmanifesto
İlgilenenlere duyrulur
gencmanifesto
23 Aralık 2009 Çarşamba
Hsyk Anayasa’ ya karşı suç işliyor
Günlerdir suskun bir şekilde bekliyorum. Şu aralar yargı da dinlenme konuşulurken hiç birinin akıllarına gelecek mi diye? Nitekim de gelmedi.
Peki neydi bu kimsenin değinmediği ve benim günlerdir birilerinin değinmesi için beklediğim şey?
Kanun maddelerinden alıntılarla başlayayım.
T.C Anayasası
D. Milletlerarası anlaşmaları uygun bulma
MADDE 90. – Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak anlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.
Ekonomik, ticarî veya teknik ilişkileri düzenleyen ve süresi bir yılı aşmayan andlaşmalar, Devlet Maliyesi bakımından bir yüklenme getirmemek, kişi hallerine ve Türklerin yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak şartıyla, yayımlanma ile yürürlüğe konabilir. Bu takdirde bu anlaşmalar, yayımlarından başlayarak iki ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulur.
Milletlerarası bir anlaşmaya dayanan uygulama anlaşmaları ile kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticarî, teknik veya idarî anlaşmaların Türkiye Büyük Millet Meclisince uygun bulunması zorunluluğu yoktur; ancak, bu fıkraya göre yapılan ekonomik, ticarî veya özel kişilerin haklarını ilgilendiren anlaşmalar, yayımlanmadan yürürlüğe konulamaz.
Türk kanunlarına değişiklik getiren her türlü anlaşmaların yapılmasında birinci fıkra hükmü uygulanır.
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası anlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7.5.2004-5170/7 md.)Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası anlaşma hükümleri esas alınır.
Şimdi bu maddeye göre anlaşılıyor ki usullüne göre yürürlüğü konulmuş milletlerarası anlaşmalar kanun hükmündedir. Gayet açık.
Şimdi bir de ‘’ usulüne göre ‘’ olan bir kurumu irdeleyeyim.
1949 yılında kuruluşuyla birlikte ülkemizin de üyesi olduğu Avrupa Konseyi'nin (AK) ana amacı, kişi özgürlüğü, siyasal özgürlük ve hukukun üstünlüğüne bağlı olarak bu amacı paylaşan üyeler arasında, hukuki bütünleşmeyi sağlamaktır.
Konsey birçok sözleşme ve tavsiye kararı kabul etmiştir. Bu sözleşmelerden en önemlisi İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme ya da daha çok bilinen ismiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesidir (AİHS). AİHS, 4 Kasım 1950 tarihinde aralarında Türkiye'nin de bulunduğu on beş ülke tarafından Roma'da imzalanmıştır. Sözleşme 03.09.1953 tarihinde yürürlüğe girmiş ve Türkiye tarafından 18.05.1954 tarihinde onaylanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa Konseyi'ne üye ülkelerde insan hakları ve temel özgürlükleri güvence altına alan uluslararası bir antlaşmadır.
Sözleşme ile güvence altına alınan hakların uygulanmasını denetleyecek iki ayrı bağımsız organ kurulmuştur: Avrupa İnsan Hakları Komisyonu (1954) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (1959).
Konseye üye ülke sayısındaki artışa paralel olarak, AİHS denetim mekanizmasının günün koşullarına uygun duruma getirilmesi amacıyla 1 Kasım 1998 tarihinde yürürlüğe giren Ek-11 numaralı protokol ile yarı zamanlı olarak çalışan Mahkeme ve Komisyonun yerine Avrupa Konseyi'nin bir organı olarak tek ve tam zamanlı çalışan yeni bir Mahkeme Strazburg'da kurulmuştur.
Toparlarsak ortada usulüne göre bir anlaşma var ve anayasaya göre bu anlaşma kanun yükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.
Biraz daha halkın anlayabileceği düzeye indirgersem 4 kasım 1950 de imzalanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ nin getirdikleri kanun yükmündedir ve değiştirilemez. Ayrıca bu sözleşmenin getirdiği organlardan Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararları kanun yükmündedir ve değiştirilemez. Gayet açık.
Şimdi tüm bunları göz önünde bulundurursak. T.C Anayasa’ sına bağlı olan HSYK yı inceleyelim.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 159. maddesinde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun görev ve yetkileri belirtilmiştir.
Burada da gayet açık. Ne diyor? HSYK bir anayasa’ nın verdiği hükümle kurulmuş bir organdır ve anayasanın yükümlerine uymak zorundadır. Genel olarak olaya bakarsak HSYK anayasaya bağlı olduğundan anayasanın 90. maddesini de kabul etmek zorunda ayrıca bu kanunun belirttiği yani Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi sözleşmelerinin gereğini yapmak zorunda. En son olarak HSYK kanunlarla da kanıtlarımıza bakılarak anayasanın 90. maddesi gereğince Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ nin organını olan AİHM kararlarına uymak zorunda.
Şimdi kanun maddeleri ortada. Sizi 1 sene öncesine götürmek istiyorum.
13 kasım 2008
STRASBURG , AİHM
2. Daire Yargıçlar:Françoise Tulkens (Başkan), Ireneu Cabral Barreto, Vladimiro Zagrebelsky, Danutė Jociene, Dragoljub Popovic, András Sajo,Işıl Karakaş, Yazı İşleri Md.: Françoise Elens-Passos
Karar Sıra no: 10308
Dava Adı: KAYASU (No. 1)
Karar Tarihi: 13.11.2008
Davalı Devlet: TÜRKİYE
Başvuru no: 64119/00
Karar Özü:
İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ--askeri kuvvetleri tahkir ve teyzif--hukuken öngörülebilirlik--yargı organının otorite ve tarafsızlığını koruma amacı--başkalarının haklarını koruma amacı--demokratik toplumda gereklilik--savcı olan başvurucuya askeri darbe yapan generaller aleyhine vatandaş sıfatıyla suç duyurusunda bulunduğu dilekçesi nedeniyle kınama cezası verilmesi ve savcı sıfatıyla darbenin başkanı eski Genelkurmay başkanı aleyhine iddianame düzenlemesi ve bu iddianameyi basına iletmesi nedeniyle eski TCK 159. maddesi gereğince cezalandırılmasına ve Yüksek Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından meslekten ihracına karar verilmesi--Md 10: ihlaline
ETKİLİ BİR HUKUK YOLUNA BAŞVURMA HAKKI--mahkemeye başvurma hakkı bakımından etkili hukuk yolu--Yüksek Hakimler ve Savcılar Kurulunun disiplin cezası veren Kurul üyerinin itirazları inceleme kurulunda da yer almaları--Md 13 > Md 10: ihlaline
ADİL KARŞILIK--maddi ve manevi zararlar için 40,000 ile ücretler ve masraflar için 1,000 Euro--Md 41: ödenmesine
Yine bunu da yorumlarsak bu karara göre Sacit Kayasu sonuna kadar haklıdır. Darbeciler yargılanabilir. Sacit Kayasu’ ya elinden alındığı mesleği geri verilmesi ve maddi paranın verilmesi. Gayet açık ve net.
Tarihe bakıyorum.
23,12,2009
Sacit Kayasu görev de değil. Yukarda kanun maddeleriyle açıkladım. HSYK, AİHM kararlarına uymak zorunda ama Kayasu niye görevde değil? Ey HSYK!! İki üç kişi dinlendi diye ayaklara kalkan HSYK, bu suçunu görmezden mi geleceğiz. Anayasal suç işliyorsun besbelli bunu görmezden geleceğimizi mi sandın? AİHM, kararlarını uygulamakla zorunlusun bu senin bağlı olduğun ülkenin anayasasında açıkça belirtilmiş. Sen bağlı olduğun kuruma nasıl karşı çıkarsın? Kanunlara nasıl karşı gelirsin? Bir sene geçti bir sene…. İki üç kişi dinlendi diye sokaklara dökülen barolar nerdesiniz? Bu mu yargı bağımsızlığı? Yargıyı ayakta tutan hakim ve savcılardır. Onların bağlı olduğu kurum anayasaya aykırı davranış sergiliyor. İki üç kişi dinlendi hemen sokaklara döküldünüz de bir senedir işlenen bu suça niçin sessiz kalıyorsunuz? Sorarım size.
Aa doğru bu konuları İstanbul Barosu çok daha iyi bilir ama… Sacit Kayasu, İstanbul Barosu’ na da başvurmuştu. Sonuç ret. Demek ki İstanbul Barosu da suç işliyor. Çünkü ortada açıkça yasalar var. Ama siz işinize geleni yasa kabul ediyorsanız orasını bilmem. Sokaklara üç beş kişi dinlendi diye yargı bağımsızlığı gitti, diyenlere soruyorum: Neredesiniz? Anayasa’ ya karşı suç işleniyor. 23,12,2009
Peki neydi bu kimsenin değinmediği ve benim günlerdir birilerinin değinmesi için beklediğim şey?
Kanun maddelerinden alıntılarla başlayayım.
T.C Anayasası
D. Milletlerarası anlaşmaları uygun bulma
MADDE 90. – Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak anlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.
Ekonomik, ticarî veya teknik ilişkileri düzenleyen ve süresi bir yılı aşmayan andlaşmalar, Devlet Maliyesi bakımından bir yüklenme getirmemek, kişi hallerine ve Türklerin yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak şartıyla, yayımlanma ile yürürlüğe konabilir. Bu takdirde bu anlaşmalar, yayımlarından başlayarak iki ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulur.
Milletlerarası bir anlaşmaya dayanan uygulama anlaşmaları ile kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticarî, teknik veya idarî anlaşmaların Türkiye Büyük Millet Meclisince uygun bulunması zorunluluğu yoktur; ancak, bu fıkraya göre yapılan ekonomik, ticarî veya özel kişilerin haklarını ilgilendiren anlaşmalar, yayımlanmadan yürürlüğe konulamaz.
Türk kanunlarına değişiklik getiren her türlü anlaşmaların yapılmasında birinci fıkra hükmü uygulanır.
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası anlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7.5.2004-5170/7 md.)Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası anlaşma hükümleri esas alınır.
Şimdi bu maddeye göre anlaşılıyor ki usullüne göre yürürlüğü konulmuş milletlerarası anlaşmalar kanun hükmündedir. Gayet açık.
Şimdi bir de ‘’ usulüne göre ‘’ olan bir kurumu irdeleyeyim.
1949 yılında kuruluşuyla birlikte ülkemizin de üyesi olduğu Avrupa Konseyi'nin (AK) ana amacı, kişi özgürlüğü, siyasal özgürlük ve hukukun üstünlüğüne bağlı olarak bu amacı paylaşan üyeler arasında, hukuki bütünleşmeyi sağlamaktır.
Konsey birçok sözleşme ve tavsiye kararı kabul etmiştir. Bu sözleşmelerden en önemlisi İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme ya da daha çok bilinen ismiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesidir (AİHS). AİHS, 4 Kasım 1950 tarihinde aralarında Türkiye'nin de bulunduğu on beş ülke tarafından Roma'da imzalanmıştır. Sözleşme 03.09.1953 tarihinde yürürlüğe girmiş ve Türkiye tarafından 18.05.1954 tarihinde onaylanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa Konseyi'ne üye ülkelerde insan hakları ve temel özgürlükleri güvence altına alan uluslararası bir antlaşmadır.
Sözleşme ile güvence altına alınan hakların uygulanmasını denetleyecek iki ayrı bağımsız organ kurulmuştur: Avrupa İnsan Hakları Komisyonu (1954) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (1959).
Konseye üye ülke sayısındaki artışa paralel olarak, AİHS denetim mekanizmasının günün koşullarına uygun duruma getirilmesi amacıyla 1 Kasım 1998 tarihinde yürürlüğe giren Ek-11 numaralı protokol ile yarı zamanlı olarak çalışan Mahkeme ve Komisyonun yerine Avrupa Konseyi'nin bir organı olarak tek ve tam zamanlı çalışan yeni bir Mahkeme Strazburg'da kurulmuştur.
Toparlarsak ortada usulüne göre bir anlaşma var ve anayasaya göre bu anlaşma kanun yükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.
Biraz daha halkın anlayabileceği düzeye indirgersem 4 kasım 1950 de imzalanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ nin getirdikleri kanun yükmündedir ve değiştirilemez. Ayrıca bu sözleşmenin getirdiği organlardan Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararları kanun yükmündedir ve değiştirilemez. Gayet açık.
Şimdi tüm bunları göz önünde bulundurursak. T.C Anayasa’ sına bağlı olan HSYK yı inceleyelim.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 159. maddesinde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun görev ve yetkileri belirtilmiştir.
Burada da gayet açık. Ne diyor? HSYK bir anayasa’ nın verdiği hükümle kurulmuş bir organdır ve anayasanın yükümlerine uymak zorundadır. Genel olarak olaya bakarsak HSYK anayasaya bağlı olduğundan anayasanın 90. maddesini de kabul etmek zorunda ayrıca bu kanunun belirttiği yani Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi sözleşmelerinin gereğini yapmak zorunda. En son olarak HSYK kanunlarla da kanıtlarımıza bakılarak anayasanın 90. maddesi gereğince Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ nin organını olan AİHM kararlarına uymak zorunda.
Şimdi kanun maddeleri ortada. Sizi 1 sene öncesine götürmek istiyorum.
13 kasım 2008
STRASBURG , AİHM
2. Daire Yargıçlar:Françoise Tulkens (Başkan), Ireneu Cabral Barreto, Vladimiro Zagrebelsky, Danutė Jociene, Dragoljub Popovic, András Sajo,Işıl Karakaş, Yazı İşleri Md.: Françoise Elens-Passos
Karar Sıra no: 10308
Dava Adı: KAYASU (No. 1)
Karar Tarihi: 13.11.2008
Davalı Devlet: TÜRKİYE
Başvuru no: 64119/00
Karar Özü:
İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ--askeri kuvvetleri tahkir ve teyzif--hukuken öngörülebilirlik--yargı organının otorite ve tarafsızlığını koruma amacı--başkalarının haklarını koruma amacı--demokratik toplumda gereklilik--savcı olan başvurucuya askeri darbe yapan generaller aleyhine vatandaş sıfatıyla suç duyurusunda bulunduğu dilekçesi nedeniyle kınama cezası verilmesi ve savcı sıfatıyla darbenin başkanı eski Genelkurmay başkanı aleyhine iddianame düzenlemesi ve bu iddianameyi basına iletmesi nedeniyle eski TCK 159. maddesi gereğince cezalandırılmasına ve Yüksek Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından meslekten ihracına karar verilmesi--Md 10: ihlaline
ETKİLİ BİR HUKUK YOLUNA BAŞVURMA HAKKI--mahkemeye başvurma hakkı bakımından etkili hukuk yolu--Yüksek Hakimler ve Savcılar Kurulunun disiplin cezası veren Kurul üyerinin itirazları inceleme kurulunda da yer almaları--Md 13 > Md 10: ihlaline
ADİL KARŞILIK--maddi ve manevi zararlar için 40,000 ile ücretler ve masraflar için 1,000 Euro--Md 41: ödenmesine
Yine bunu da yorumlarsak bu karara göre Sacit Kayasu sonuna kadar haklıdır. Darbeciler yargılanabilir. Sacit Kayasu’ ya elinden alındığı mesleği geri verilmesi ve maddi paranın verilmesi. Gayet açık ve net.
Tarihe bakıyorum.
23,12,2009
Sacit Kayasu görev de değil. Yukarda kanun maddeleriyle açıkladım. HSYK, AİHM kararlarına uymak zorunda ama Kayasu niye görevde değil? Ey HSYK!! İki üç kişi dinlendi diye ayaklara kalkan HSYK, bu suçunu görmezden mi geleceğiz. Anayasal suç işliyorsun besbelli bunu görmezden geleceğimizi mi sandın? AİHM, kararlarını uygulamakla zorunlusun bu senin bağlı olduğun ülkenin anayasasında açıkça belirtilmiş. Sen bağlı olduğun kuruma nasıl karşı çıkarsın? Kanunlara nasıl karşı gelirsin? Bir sene geçti bir sene…. İki üç kişi dinlendi diye sokaklara dökülen barolar nerdesiniz? Bu mu yargı bağımsızlığı? Yargıyı ayakta tutan hakim ve savcılardır. Onların bağlı olduğu kurum anayasaya aykırı davranış sergiliyor. İki üç kişi dinlendi hemen sokaklara döküldünüz de bir senedir işlenen bu suça niçin sessiz kalıyorsunuz? Sorarım size.
Aa doğru bu konuları İstanbul Barosu çok daha iyi bilir ama… Sacit Kayasu, İstanbul Barosu’ na da başvurmuştu. Sonuç ret. Demek ki İstanbul Barosu da suç işliyor. Çünkü ortada açıkça yasalar var. Ama siz işinize geleni yasa kabul ediyorsanız orasını bilmem. Sokaklara üç beş kişi dinlendi diye yargı bağımsızlığı gitti, diyenlere soruyorum: Neredesiniz? Anayasa’ ya karşı suç işleniyor. 23,12,2009
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
